Haluk Hepkon, Komplo Teorileri Kitapları ile destekçileri Masonlar ve Gazeteciler

 I. Komplo Kitapları; "Komplo Teorileri" ve  "Jön Türkler ve Komplo Teorileri"

- Ruh çağırma seansı mı yapıyor? 2012 'de, 1955 'de ölmüş Mim Kemal Öke ile görüşmüş, ondan öğüt olmuş

- Türkleri katleden Ermeniler ve Ser ermeni mason locası ile aynı söylemde; Adana da Ermeni kıyımı yapıldı diyor

 

 

Haluk Hepkon kitaplarını, masonluk çerçevesi içinde değerlendireceğim. Çünkü benim ilgi alanım bu. Haluk Hepkon ‘un iki kitabını ve basında çıkan bazı yazılarını ele alıp, masonluğu nasıl aklamaya ve yıkamaya çalıştığını göreceğiz. 

Haluk Hepkon 'un kitaplarında Rothschiller ve diğer bazı Yahudi ailelere itham edilenlerin komplo kuramları olduğunu savunuyor. Aşağıda paylaştığım resim, mason Reşit Paşanın yalısında 1838 'de Rothschiller ile imzalanan Osmanlıyı çökertecek borç ve ticaret antlaşmasının Fransızca kopyası. Dikkat ederseniz, her iki kenarında, mason tarikatının Jaklin ve Boaz sütunları gözüküyor. (Hakan Boz, Bayrak Kalpak Revolver, İttihat Terakki C.). Bu mu komplo kuramı Haluk Hepkon, atma din kardeşiyiz diyeceğim ama, öyle miyiz?

 

 

 Haluk Hepkon ‘un Masonları Aklama Kitapları

Haluk Hepkon, her iki kitapta da, ele aldığı konuyu nesnel bir yazar olarak değil, savını kanıtlamaya çalışan bir tartışmacı, yandaş gazeteci,  bir politikacı gibi yazmış. Özellikle masonluk konusunda incelediği ve ele aldığı kaynak sayısı, son derece sınırlı. Son dönemin popüler yazarları gibi, yüzeyden sabun köpüğü … Türkçesi de, Türkçe kökenden olmayan eski sözcüklere bağlı, tutucu. Aynı masonlar gibi !

 

Komplo Teorileri  

Komplo Teorileri kitabı Kaynak Yayınlarından 2007 ‘de çıkmış. Kaynak Yayınlarının Masonlara yaklaşımı!

Kitabın girişinde masonluk tarihi için bir iki söz edip;

“James Anderson tarafından 1723 yılında kaleme alınan Anderson Anayasası bu yeni kuruluşun tarihini göstermektedir. Bu aşamada masonluk Anderson'a kadar geçen süre içindeki bütün önemli tarihi ve efsanevi şahsiyetleri mason ilan etmişti. Mason olduğu iddia edilenler arasında Adem, Nuh, Musa, Süleyman gibi peygamberler ile Pitagoras ve Öklid gibi isimler de vardı.

1723 yılında bu hikâyeyi ciddiye alan birisine rastlamak mümkün değildi. Ne var ki söz konusu iddialar daha sonraki komplo teorileri için kayda değer sayıda malzeme sağladı.”  (s.45)

1723 ‘e kadar bunlar mı “bütün” önemli ve tarihi şahsiyetler?  Üstelik verdiği isimlerin çoğu Peygamberler, Yahudiliğin Peygamberleri olarak sahiplendiği kişiler.

Kimsenin o dönem hikâyeyi ciddiye alan olmadığını söylerken, Haluk Hepkon ne yazık ki mason anayasasını bir tek Anderson ‘un kendisinin yazıp yayımladığını sanıyor. Oysa Mason Tarikatının kuruluşun arkasında Görünmez Kolej (Invisible College), Kraliyet Topluluğu (Royal Society) olduğunu vurguladıktan sonra, Londra da kurulan ilk Büyük Locanın baş masonlarına baktıktan sonra mason anayasasının nasıl yazıldığını anımsayalım; 

  • “24 Haziran 1717, Antony Sayer,
  • 1718, George Payne,
  • 1719, John Theophilus Desaguliers
  • 1720, George Payne
  • 1721, Montaigu Dükü John. Bu dönem 1723’de ilk anayasa kabul edildi. Bu dönemde bütün baş masonlar, Kraliyet Topluluğunun üyeleridirler.

1723 senesinde ‘Anderson Anayasası’ denilen masonluk esaslarını kapsayan beyanname yayınlandı. Bu anayasanın aslında Anderson tarafından yazılmadığı, arka planda, ilk Büyük Locanın kuruluşunda da etkin rol almış olan Desaguliers tarafından yazıldığı, güçlü bir savdır.  1723 anayasası, “deist” bulunduğu için eleştirilir ve 1738 ‘de Anderson ‘a daha dindar bir anayasa yazdırılarak yürürlükten kaldırılır.  Pek öyle kimsenin ciddiye almadığı bir kitapderken, Haluk Hepkon iyi uçmuş.

Haluk Hepkon ‘un “komplo teorisi” olarak söz ettiği olayların hiçbirisini, bilim insanı araştırmacılar ne de masonlar 1723 ‘de yürürlüğe giren mason anayasasına dayandırmaz. Komplo Teorileri dediği olaylar, durumlar toplumsal, sınıfsal ve dinsel nedenlere bağlı olarak tartışılır. Cevdet Haluk Hepkon  ‘un izlediği yol, nesnel temellere bağlamadan, belgelerle ortaya koymadan mutlak doğruymuş gibi bir söz söylemek, gerçeği eğip büküp çarpıtmak.

Haluk Hepkon;

“Masonluk adı altında ortaya çıkan bu yeni örgütlenmenin ideolojisi, Aydınlanmanın akılcılığı ve rasyonelliği ile dogmatiklikten ve mezhepsel önyargılardan arınmış bir Hıristiyanlığın senteziydi.” (s.45) diyor.

Tüm derecelerde baştan aşağı İbranice ve Tevrat ‘tan alıntılar üzerine kurulu ayin erkânları (ritüel der masonlar, züppece), mesajların iletildiği tüm söylencelerin Yahudi tarihinden ve dininden alındığı gerçeği nerede? Peki Aydınlanma ile ilişkisi? Haluk Hepkon  mason tarikatı yapısındaki belirgin ve belirleyici Yahudiliği gizlerken, “Aydınlanmaya” dayandırıp; Mason Tarikatının, İngiliz Burjuvazisi tarafından kurulduğunu ve işbirlikçisi olduğunu da saklamakta. Aydınlanma için Mason Tarikatı ve Emperyalizm I kitabımda şöyle diyorum;  Buraya kadar gördüğümüz, burjuvazinin, Aydınlanmanın ürünü bilim ve felsefe insanları ile işbirliği içinde oldukları, bir birlerini destekledikleridir. Burjuvazi için, sanayiinin gelişmesi, üretimin artması gerekir. Bu da ancak, bilimsel özgürlüğe sahip, bilim insanları ve felsefecilerle başarılabilir. Bu hedefe ulaşmak için de elbette örgütlenmek gerekmektedir. Feodalizmin egemenleri kraliyet, toprak sahipleri soylulara ve onlarla işbirliğindeki kiliseye karşı. Bu sürecin başlangıcında, yani feodalizmden kapitalizme geçişte belirleyici döneme Aydınlanma deniyor.“

Üst Derecelerin en önemli yapıcılarından Şövalye Ramsey, masonluğun köklerinin Aydınlanmada olmadığı, Haçlılarda olduğunu söyleyip, mason tarikatı üst dereceleri buna göre geliştirirken, son dönemlerde başını İtalyan baş mason Fabio Venzi ‘nin çektiği grup da Yeni Platonculuğa dayandırıyor.

Haluk Hepkon;

Günümüzde tarihçiler İlluminati’nin, komplo teorisyenlerinin anlattıklarıyla hiç ilgisi olmayan bir örgüt olduğunu kanıtlamışlardır. Örgüt hakkında ortaya çıkan belgeler bütünü bu akıldışı iddiaları çürütmektedir. Ama gerek İlluminati'nin tarihini gerekse örgüt hakkında ortaya atılan iddiaları incelemek, komplo teorilerinin nasıl işlediğini anlamak açısından son derece önemlidir.” (sayfa 96) diyor.

Soruyorum Hepkon ’a hangi tarihçiler, hangi araştırmacıların kitapları bunları destekliyor. Tek örnek, tek bir atıf yok. İlluminati ‘nin Almanya da, Mason Tarikatı localarında ortaya çıktığı, örgütlendiği; dünyada “tek devlet, tek din“ temel öğretisi üzerine kurulduğu ve Fransa, İngiltere, Amerika da yayıldığı günümüzde bilinen bir gerçekliktir; komplo teorisi filan değil, tarihsel ve toplumsal gerçek. Kıdemli mason Ersan Öztuna ‘nın kitabını okumasını salık veririm.

“İlluminati üzerine birçok kitap yazıldı, o nedenle burada ayrıntılara çok girmeyeceğiz. Birkaç vurgulayıcı alıntı yapıp, düşüncelerimizi paylaşacağız; “19.   yy. Rothshildlerin dünya ekonomisini eline geçirdiği yüzyıl oldu.  Asıl güç ve ün kazanmaları,  Napolyon’un İngiltere ile yaptığı 1815 Waterloo Savaşı ile başladı.  Savaşta Napolyon'un kaybettiği haberini,  ilk olarak Rothshildler öğrendi.  Ama  Nathan Rothschild,  sanki Napolyon  kazanmış   gibi,   Londra   borsasında   elinde   bulunan   bütün hisseleri   satmaya   başladı.   Herkes Rothschild’i izleyerek hisselerini düşük fiyatlarla satışa geçince, Nathan, el altından bu hisseleri toplattı.  Ertesi gün Napolyon’un savaşı kaybettiği haberi gelince hisseler inanılmaz şekilde değer kazandı. Rothschildler,   bu atak sayesinde nerdeyse bir gecede büyük bir servet ve güç kazanmış oldu.    Bu güç onların İngiltere Merkez Bankasını 1949 yılına kadar yönetmelerinin önünü açtı.

Nathan Mayer Rotschild‟in, 1815 yılında söylediği şu sözler,  dünya ekonomi politiğinde çok önemli bir köşe taşı oldu: “Güneş batmayan imparatorluğu yöneten İngiltere tahtında, hangi kuklanın oturduğu Beni ilgilendirmiyor. Britanya 'nin para arzını kontrol eden kimse Britanya İmparatorluğunu da o yönetir ve… Ben para arzını yönetiyorum.” (Ersan Öztuna, İlluminati'den Günümüze Global Elit ve Derin Dünya, Abis Yayınları, 2016).

Bunları yazan mason karşıtı bir komplo kuramcısı değil, üst derecelerde, HKEMBL ‘da yöneticilik yapmış bir mason! Mason Ersan Öztuna, mason localarında kitabının konferansını birçok kez verdi. Bunu söyleyelim, yoksa Haluk Hepkon hemen "komplo teorisi" diye yaftayı yapıştırır!

Sebataycılar-Dönmeler için, Yahudiler tarafından dışlanmışlardı diyor Hepkon (sayfa 191). Bu savı destekleyen bir tek Toplum ve Tarih bilim insanı bulunmaz. Tam tersine, gerçekte Sebataycıların, gizli Yahudiler olduklarını, evde Yahudi dışarıda Müslüman olarak davrandıkları bilinir, yazılır. Selanik Yahudi ve Dönmeleri, komprador burjuvazileri, emperyalist Avrupa ülkeleri ile işbirliği halinde, onların ürünlerini Osmanlı devletine satarak zenginleşmişti. Bunu da her türlü ahlak dışı yöntem ve hile ile politikacılar ve bürokratlara rüşvet vererek, borçlandırarak yapıyorlardı. Selanik Yahudilerinin ve Sebataycı önderlerinden, Talat paşanın koruyucusu, patronu, aynı zamanda Masonlarla İttihat ve Terakki arasında ilişkiyi kuran Emanuel Carasso, İttihat ve Terakki iktidardan düştükten sonra yaptığı yolsuzluklar, devleti soyma suçu nedeniyle Yunanistan ‘a kaçarak kurtulmuştur.  Carasso ‘nun Sultan Abdülhamit ‘i tahttan indiren heyette olduğu ve cebinde tabanca ile Sultanı öldürmeyi göze aldı. Yanında gidenler de, faşist Ermeni ve devşirmelerdir. Emanuel Carasso İspanya kökenli, İtalyan vatandaşı Yahudi bir ailenin Yahudi mason çocuğudur. Osmanlı döneminde mason localarında Yahudiler ve Sebataycılar, birlikte çıkar ve ideoloji birliği içinde, mason localarında omuz omuza çalışarak ülkeyi batağa götürmüşlerdir.

Mason aklayıcı ve yıkayıcı Haluk Hepkon;

“Kaldı ki İttihat Terakki her ne kadar hoşgörüyle baksa da. Selanik Dönmelerinin asimile olmasını istiyordu. Zekeriya Serteli ‘in Dönme bir aileden gelen Sabiha Derviş’le evlenmesi sırasında yaşananlar, İttihat Terakki'nin bu tavrını çok iyi özetlemektedir: İttihat Terakkinin ünlü isimlerinden Doktor Nazım bir "Dönme kızı" ile evleneceğinin duyulması üzerine Sertel’i çağırarak tebrik etmiş ve yaptığı işin yüzyıllardır birbirine yan bakan iki toplumun kaynaşmasını sağlayacağını söylemişti. Doktor Nazım’a göre, "Dönmelik kastına ölüm yumruğu indiren bu nikâh milli bir olay haline getirilmeli" idi. Nitekim nikâhta gelinin şahidinin Talat Paşa olması, İttihat Terakki'nin meseleye ne kadar önem verdiğini göstermektedir.” (sayfa 191-194).

İttihat ve Terakkinin, Sebataycılar ‘a sempati ile baktığını söylemekte, buna kanıt olarak da, İttihat ve Terakkinin gazetesinde kısa süre, o da 17-18 yaşlarında yazmış Zekeriya Sertel ‘in, Sebataycı Sabiha hanımla evlenmesini gösteriyor. Zekeriya Sertel, İttihat ve Terakkici değil, Sosyalisttir ve 19 yaşında iken Amerika’ya gitmiş, döndükten sonra da Türkiye döneminde İttihat ve Terakki uzantıları ile hiçbir ilişkisi olmamıştır. Gerçeğin bu kadar çarpıtılması hem de böyle bir örnekle desteklenmeye çalışılması, Hepkon ‘un çarpıtmalarının aciz örneği ve çarpıtmada hiçbir etik sınır tanımadığının bir başka örneği... 

Cevdet Haluk Hepkon, İttihat ve Terakkinin asker kanadının büyük kısmının Masonluğa ve Mason Tarikatı ile ilişkilere karşı olduğunu söylemiyor. Enver Paşanın iktidarı tam ele geçirdiği dönemde, masonluk uygulamada yasaklanma ile karşı karşıya kalmış, masonların uyku dedikleri gerçekte yer altına çekilme döneminde girmiştir. Atatürk ‘ün ise İttihat ve Terakki ile mason tarikatına şiddetle karşı çıktığını, ağır eleştiriler getirdiği ve derhal ilişkinin kesilmesi gerektiğini de söylemiyor.

Türkiye döneminde mason karşıtı kampanya ile ilişkili olarak şöyle yazıyor;

Bu dönemde mason karşıtı ilk kampanya Kemalist Devrim’in ideologlarından Mahmut Esat Bozkurt tarafından başlatıldı. Bozkurt'un mason karşıtlığını, aslında Selanik'teki Genç Kalemler dergisi etrafında toplanmış Türkçü yazarlar tarafından başlatılan mason karşıtı kampanyaya kadar uzatmak mümkündür. Bu kampanya çerçevesinde kaleme alınan Vatan Yalnız Vatan isimli kitapçıkta masonluğun kozmopolitliği eleştirilmişti. Kitapçığın Ali Canip Yöntem ile Ziya Gökalp'in katkılarıyla Ömer Seyfettin tarafından kaleme alındığı sanılmaktadır. Kitapçığa hakim olan yaklaşımın dikkat çeken tarafı Yahudilik, Siyonizm türü ucuz suçlamalara kıymet vermemesidir. Bu milliyetçi yaklaşım daha sonra Mahmul Esat Bozkurt'un 1931 yılında kaleme aldığı masonluk eleştirilerinde tekrar ortaya çıkacaktı. Söz konusu farklı yaklaşıma rağmen Bozkurt'un yazılarında yer yer General Luddendorf gibi komplo teorisyenlerine gönderme yapması dikkat çekicidir.” (sayfa 197)

HKEMBL İstanbul merkezinde Cevdet Haluk Hepkon için söyleşi düzenleyen, biraderlerini çağırtmak için yırtınan mason gazeteci Osman Balcıgil ‘in bu bölümü iyi okuması gerekir. Hepkon, Osmanlı son döneminde mason karşıtı kampanyada Ziya Gökalp ‘in de olduğunu söylüyor. Buna ben de katılıyorum. Ancak, Hür Masonlar, 1980 ‘lerden sonra Ziya Gökalp ‘in mason olduğu yalanını söylemeye başlarlar. Mason gazeteci Osman Balcıgil Tesviye dergisinde bu yönde yazıyor. Sonra kendisi ile 26 Eylül 2017 ‘de yazıştım ve sordum;

  • “Hürol: Merhaba Osman kardeşim. Tesviye 74'de Aydınlanma üzerine ve bazı Türk masonlar hakkında bir yazınız var. Ben de bir araştırma yapıyorum. Ziya Gökalp'in hangi locada Tekris olduğu hakkında bilgiye ihtiyacım var. Sanırım bu bilgi siz de vardır. Benimle de paylaşır mısınız?
  • Osman Balcıgil: Merhaba Hürol kardeşim, maalesef bilmiyorum sorunuzun cevabını. Eminim, sekreterlikte kayıdı vardır. Size yardımcı olamadığım için üzgünüm. İyi çalışmalar dilerim. KSS
  • Hürol: Değerli Kardeşim, sekreterlik bu konuda yanıt veremez, bu konuda yazı yazan biri olduğunuz için size özellikle sordum. Çünkü Ziya Gökalp mason değil., hiçbir kayıt yok. Tam tersine mason karşıtı olduğuna dair belgeler var. Korkarım sizin gibi bir yazar da, araştırmadan yazmışsınız.”

Hiçbir yanıt vermez ve beni Facebook da arkadaşlıktan çıkarır. Tipik mason davranışı. Bu konuyu Mason tarikatı ve Emperyalizm II – Osmanlı da Mason Tarikatı kitabımda tüm belgeleri ile açıklıyorum.

Cevdet Haluk Hepkon ‘a dönelim; Mahmut Esat Bozkurt için doğruları yazmıyor. “Kemalist Devrimin ideologlarından” diye söz ettiği Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk ‘ün bakanıdır, Kuvvay-ı Milliye Kahramanıdır, Avrupa mahkemelerinde Lozan Antlaşmasının onayı sayılan davayı kazanan Türkiye avukatıdır,  Medeni Yasamızın yapıcısıdır; Türkçü Kemalist bir önderimizdir. Mason Tarikatına yaptığı tüm eleştiriler ve karşıtlığı, Türkçü ve Kemalist dünya görüşü ile emperyalizm karşıtlığı temelindedir. Hepkon ‘un dediği gibi İngiliz Büyük elçisinin bir raporu üzerine değil. “Masonlar Dinleyiniz” kitabındaki yüzlerce atıftan bir tanesini,  atıf olarak göstermesi, Hepkon ‘un bir diğer çarpıtması. Sürdürelim okumayı;

Ahmet Emin Yalman'ın 1949 yılında Nazım Hikmet'in serbest bırakılması için kampanya yapması da komplo teorilerine eğilimli kesimler tarafından "Dönme-komünist işbirliğinin bir neticesi olarak değerlendirildi.” (sayfa 199).

Cevdet Haluk Hepkon, tarihi çarpıtmakta sınır tanımıyor. Nazım Hikmet ‘in kurtarılma kampanyasını, Türkiye Komünist Partisi, Fransa da yerleşik kadroları karar verir ve başlatır. Bunun için de Attilâ İlhan, Fransa ‘dan İstanbul ‘a gönderilir. Buna dair bir çok kaynak ortada. Ayrıca,  Attilâ İlhan Ustamdan Ankara Set Kafeterya söyleşilerimizde dinlemiştim. Ahmet Emin Yalman ‘ın Nazım ‘ın kurtarılma kampanyası ile hiçbir ilgisi yoktur. Hepkon ‘un övdüğü Sebataycı mason Ahmet Emin Yalman kimmiş bir anımsayalım. Türkiye kurulmasından sonra, Vatan gazetesini çıkardıktan sonra, oradaki yazıları nedeniyle, Şeyh Sait İsyanına kolaylaştırıcı olduğu gerekçesi ile 1925 yılında İstiklal Mahkemeleri'nde yargılandı, hüküm giydi ve Çorum'a sürgüne gönderildi, Vatan Gazetesi kapatıldı. 1936 ‘da Zekeriya Sertel'le birlikte Tan gazetesini satın alıp çıkardı ama Tan gazetesi sahipleriyle olan görüş ayrılığı ile gazeteden ayrıldı.    Sebataycıdır ve Atatürk tarafından Türkiye ‘den kovulmuş, ancak Atatürk öldükten sonra; İnönü ‘nün kapıları hainlere açmasıyla dönmüştür.

Ahmet Emin Yalman, Atatürk düşmanıdır;

Tek parti devrinde hiçbir nevi İçtimaî teşekküle tahammül edilmediği için Abdülhamit'ten de haşin davranılmış ve Mason locaları kapatılmıştır.” (Necip Fazıl Kısakürek, Hadiselerin Muhasebesi – 2, Büyük Doğu Yayınları, 2010)

Yalman, sonraki yıllarda da yargılanıp, hüküm giyer. Amerika tarafından da bu Sebataycı masona “Üstün Cesaret” madalyası verilir. Bunlar komplo kuramı değil; Ahmet Emin Yalman gibi olanların emperyalizm ile işbirliğinde Türkiye ‘ye kurdukları komplonun kendisidir.

Hepkon; 

“Komplo teorilerine göre sınıf mücadelesi yoktu; yalnızca gizli örgütler ve komplolar vardı”. diyor (sayfa 202).

Cevdet Haluk Hepkon, sınıf mücadelesinin neresinde? Memuriyetten emekli olduktan sonra, her türlü fizik kurallarını aşıp, müthiş bir zenginliğe ulaşan babası ile birlikte çek-senet tahsilatı ile faktöring işinden ulaştığı Ticaret Burjuvası olarak neresinde? İngiliz Burjuvazisinin kurduğu, Birleşik Krallığın dünyaya emperyalist yayılışında kullandığı Mason Tarikatını yandaşı olarak kendisi sınıf mücadelesinin neresinde? Basım, yayımcılık ve dağıtımcılık işine yaklaşık 18 Milyon TL yatırım yaparken, sınıf mücadelesinin neresinde?

Cevdet Haluk Hepkon kitabında üç tarihsel olayı da Komplo Teorileri kapsamında ele almış. Bakalım;

“Ermeni Soykırımı iddiaları ve Komplo Teorileri Yalçın Küçük un, Soner Yalçının ve Orhan Gökdemir'in kitaplarında sıklıkla Yahudiler ile Ermeniler ve/veya Yunanlılar arasında tarihi bir hesaplaşma olduğunu iddia etmeleri aslında anlamlıdır. Her üçü için de çıkış noktası olan bu hesaplaşma ve komplo tezi, aslında Batı'daki komplo teorisyenlerine aitti. “ (sayfa 215)

derken cahilliğini de ortaya koyuyor. Hepkon, bu yaklaşıma, yani Osmanlı son döneminde Ermeni, Rum ve Yahudi-Sebataycı çıkar ve milliyetçi duygularla; emperyalistlerin de kendi aralarındaki paylaşım kavgalarında yandaş olarak çatıştıkları toplum bilim ve tarih açısından bir gerçekliktir. Bu gerçekliği yalnızca belirttiği üç yazar söylemiyor ki. Birçok Toplum Bilim ve Tarih Bilim insanı araştırmaları ile kitaplarında, makalelerinde bilimsel yöntemlerle bunu ortaya koydular. Bu savın çıkış noktası, Hepkon ‘un söz ettiği İngiliz diplomatın raporu değil. Etrafı İngiliz masonlarla çevrili İngiliz diplomat iyi ki bu raporu yazmış. Haluk Hepkon bir o rapora sarılıyor, her şeyi götürüp ona bağlamaya çalışıyor ama mızrak çuvala sığmıyor.

“Rauf Denktaş'ın ve Mümtaz Soysal'ın Dönme kökenli olduğunu iddia eden Yalçın Küçük'ün …”  (sayfa 212)

Bu konuda da birkaç söz etmek isterim. Rauf Denktaş masondur, hem de  düşmanı Rum Klerides gibi, aynı İngiliz locasında eriştirilmiş biraderlerdir. Türkiye ‘de mason örgütlerinin Fransa ‘nın denetiminden, İngiliz – Amerika denetimine geçiren, 1970 olaylarının örgütleyicisi, gerçekleştiricisi Enver Necdet Egeran da, Kıbrıs kökenli, Sebataycı, 33.° baş masondur. Amerika Petrol devinin Türkiye ‘de en üst düzeyde yöneticisidir. Süleyman Demirel ‘i mason yapan da, AP Genel Başkanlığı için sahte “mason değildir” belgesi veren de Egeran ‘dır. Bunları ayrıntıları ile III. Kitabımda anlatıyorum.

Cevdet Haluk Hepkon, Sebataycılar ve Hazarlar diye de bir başlık açmış. O dönemde daha Sebatay Sevi doğmamış bile, Sebataycılık diye bir kavram ortada yok. Sebataycılar, yani dönmeler; Osmanlı Padişahının urganı göstermesi ile, Müslüman olan Osmanlı Yahudileri. Cevdet Haluk Hepkon, her şeyi bir birine karıştırarak, amacına ulaşmaya çalışıyor. Yahudiler ve Hazarlar denmesi gerekir.

Başlık yanlış da içeriği doğru mu? Bu tez, Yahudi yazar Arthur Koestler ‘in kitabından çıkmakta diyor. Oysa Tarih Bilimi, Hazar Devletinin yöneticilerin Yahudiliği seçtiğini belge ve bulgularıyla ortaya koymuş durumda. Hazar devletinin, yönetici sınıfı, Hıristiyan Doğu Roma ve Müslüman Arap İslam İmparatorluğu arasında, dengeyi korumak, birinin içinde erimemek için, Yahudi dinini seçmiş. Bunun komplo kuramları ile ilgisi yok. Ancak, Hazar devletinin nüfusunun büyük kısmı Müslüman Türk ve Hıristiyan diğer etnik unsurlardı. Çoğunluk Yahudi değil. Hemen bir ara not verelim, Yahudilik, İbranilerin belirli bir tarihinden sonra, yalnızca Yahudi anneden doğanın alabileceği, ırkçı bir kurala bağlandı. Başlangıçta böyle bir kural yoktu. İspanya Yahudilerinin de büyük çoğunluğunun kökeni Bedevidir. Bugün dünyada Yahudi kabul edilenlerin ırklarına bakılırsa, İbrani ırkından gelenlerin azınlık olduğu görülecektir. 

Hazar Devleti, Kuzeyden gelen kavimler tarafından yıkıldı, halkının bir kısmı Doğu Avrupa ‘ya göç etti. Dediğim gibi içlerinde Yahudi olanlar azınlıktaydı ve Doğu Avrupa ‘ya onlar da gitmiş olabilirler. Büyük kısmı Macar ovalarında Slav ve Hıristiyan oldular. Sebataycılar, yani dönmeler; Osmanlı Padişahının idam urganı göstermesi ile Müslüman olan Osmanlı Yahudileri. Cevdet Haluk Hepkon, her şeyi bir birine karıştırarak, amacına ulaşmaya çalışıyor, mesnetsiz, belgesiz.

Amerikalı Yahudiler, Filistin halkının topraklarını satın alıp, İsrail Devletini kurarlar ama gidecek Yahudi bulamazlar. Alman Yahudileri, Almanya ‘yı bırakıp yeni kurulan İsrail'e gitmezler. Amerikalı Yahudiler, Amerika merkez bankasının sahipleri Yahudiler, Doğu Avrupa Yahudilerini, biraz hırpalayıp, İsrail'e gitmeye ikna etmek için, daha Hitler zayıfken,  faşist Hitler ‘e 15 milyon ABD Doları verdikleri de kanıtlanmış bir gerçekliktir. Mason aklayıcı ve yıkayıcı Cevdet Haluk Hepkon, atıfta bulunduğu Ersan Öztuna ‘nın kitabını bir daha okusun, yada mason Ersan Öztuna ‘ya soru versin. Belgesini kendisine gösterecektir, eminim. Bir de komplo kuramı diye yaftaladığı o meşhur Yahudi aileler, ABD ‘de Merkez Bankası dahil hangi uluslar arası dev şirketlerin sahibi, bir araştırsın, okusun. Bilmiyorsa, eskilerde ağır eleştirdiği şimdilerde yoldaşı Soner Yalçın belki anlatır ona.

Kayıp Kıta ve Mu konusu da komplo kuramı olarak aktarıyor faktöring firması zengini Cevdet Haluk Hepkon. Anlatalım, “Haluk Hepkon iyi dinleyiniz”. Mu Kıt'ası savını ortaya koyan İngiliz Albay James Churchward üst dereceden bir İngiliz masondur. Türkiye de masonların ciddi bir kısmı bu palavraya inanırlar, localarda onlarca konferans verilmiş, kitaplarında yer almıştır. Kitaplarında adı geçen  bilgelik okulu sahibi bilge mason Cihangir Gener pek sever bu safsatayı, kitaplarında grafiklerle anlatır. Yüzlerce mason da, bu kitabı alır, okur ve inanırlar. Tarih bilmedikleri, tarihi bilimsel kitaplardan değil, safsatalardan “inandıkları” (özellikle öğrendikleri demedim, sorgusuz inandıkları) MU ‘yu pek severler. Masonlara göre, Mu ‘da uygarlığı da kuranlar masonlar. Yani, bu Mu Kıt'ası savı bir komplo ise eğer, ortaya atan masonlar, savunan, sahiplenen masonlar.

Atatürk ‘ün çok kısa bir süre bu sav ile ilgilendiği doğrudur. Ancak, gerçeği anlayınca, ilgisini kesmiştir. Hepkon ‘un atıf yaptığı Sinan Meydan, kitabında Atatürk ‘ün Mu ile ilişkisini aktarmış ancak yaptığı yorumlarla saçmalamış. Atatürk ‘ün Türk tarihini araştırırken her savı sorgulaması doğru, gerçeği görünce ilgisini kesmesi de doğru; Sinan Meydan ‘ın Atatürk ‘ün Mu ‘da Tanrıyı aradığı ve Mu Kıt'ası varlığına dair düşündükleri kökten yanlış. Saçmalamış Sinan Meydan. Meydan da sonuçta bir yazar. 

Günümüz pozitif bilimlerinin ve teknolojinin ulaştığı olanaklar ile Deniz tabanları araştırılıyor, gözleniyor ve haritaları çıkarılıyor. Hiçbir okyanus veya Akdeniz gibi denizler tabanında böyle batmış bir kütle bulunmuyor. Öte yandan, savda geçen büyüklükteki bir kıt'anın batması sırasında, dev volkanik patlamalar olması gerektiğini yer küre bilimleri söylemekte. Bu tür volkanların patlaması ile, göğe savrulacak tüm küllerin kalıntıları da Güney Kutbu buz dağlarında bulunmakta. Değil 50-60 bin yıl önce, milyonlarca yıl öncenin patlama kalıntıları bilimsel olarak gözlemlenip, değerlendirilmekte. Söylenen tarih diliminde böyle bir volkanik patlama yok. Bilimle ilişkisi olmayan, Birleşik Krallık emperyalizminin askeri mason İngiliz Albaydan başka söz edilen yazıtları gören kimse yoktur. Hiçbir bilim insanı da bu mason safsatasından söz etmez.  Haluk Hepkon, komplo teorisine alırken bu konuyu, gerçeği biliyor muydu emin değilim. Biliyorsa da fark etmez ki, nasılsa “çamur at izi kalsın”.

Mu safsatası konusunda, bilimsel araştırmalara dayalı olarak yazılmış, “Bilim dışı kurgulamaya bir örnek: Sözde kayıp Kıta Mu ve uygarlığı”, Mümtaz Başkaya, Bilim ve Ütopya Dergisi öneririm.

 

Jön Türkler ve Masonlar Komplo Teorileri

Kitabın daha girişinde bir tutarsızlık ile karşılaştım;

Çalışmam esnasında Orhan Koloğlu'nun ve Mim Kemal Öke'nin sadece eserlerinden değil fikirlerinden de çok yararlandım. Her ikisi de ufkumu açan önerilerde bulundular. Koloğlu ve Öke ile yaptığım sohbetler kitabın hazırlanışında yol gösterici oldu. Zeliha Hepkon kitabın hazırlanışına büyük destek verdi.” (sayfa 11).

Hoppalaaa… Buyrun cenaze namazına. Baş mason Mim Kemal Öke 1955 ‘de öldü. Cevdet Haluk Hepkon  doğum tarihi, 1935 olsa gerek ki, hani 20 yaşlarında Mim Kemal Öke ile görüşmüş olabilsin.  Ya da Cevdet Haluk Hepkon gaip ile haberleşebiliyor. Aklıma bir olasılık daha geliyor ama, dehşete düşürüyor beni. Bunları aslında Haluk Hepkon yazmadı, bir mason ağabeyinin yazdığını Hepkon yayınladı, bu sözler de gözden kaçtı. Başka açıklaması olan var mı?

Hür Masonların en önemli araştırmacılarından, Yahudi dönmesi 33.° mason ve HKEMBL eski baş mason yardımcılarından Celil Lâyıktez ‘in bu masonluğu aklayan biçimde aklayan komplo kuramları başlığı altında yabancı masonlardan çevirileri, kendi yazıları bulunmakta. Yönetimindeki Tesviye dergisinde de tam 14 sayısında “komplo teorisi” ile ilişik yazılar yayınlamış.

Batı medyasında da “komplo kuramları” olarak yüzlerce kitap yayınlanmış. Biz de bu görev Haluk Hepkon‘a düşmüş. Dikkat çekici.

Öbür dünyadan mı, yoksa yaşamını sürdürürken biraderine anlattıkları olarak mı, bu kitabın yazılışına yapıtları ve fikirleri ile yön veren Mim Kemal Öke üzerine konuşalım. 

  

                                                        Resim. Ayakta Celil Lâyıktez, baş masonları ve kendi gibi büyük loca yönetiminde bulunmuş biraderleri ile, locada Doğuda!

Türkiye masonluk tarihinin en karanlık, emperyalizm işbirlikçisi, Atatürk ‘ün huzurdan kovuğu, Büyük Üstad iken, yani baş mason iken, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak tarafından, baş masonluktan istifa ettirilen, Uluslararası mason örgütünde, Fransa masonlarını temsil eden, kimi çevrelerce de, güçlü destekleyici nedenler ve belgelerle, Atatürk ‘ün ölümünden ya da öldürülmesinden sorumlu tutulan masonlardan, kökeni karışık 33.° baş mason Mim Kemal Öke. Mason Tarikatı ve Emperyalizm III – Türkiye bölümünde tüm ayrıntıları belgeleri ile anlatıyorum.

Dede baş mason olmasına rağmen, babası ve kendisi mason olmayan, masonlukla hiçbir ilgisi olmayan ve bunu her yerde söyleyen torun bilim insanı Prof. Dr. Mim Kemal Öke ‘nin Çanakkale de Türklerin karşısında savaşan Siyonist Yahudi Birliklerini okumasını öneririm.

Orhan Koloğlu ise, bir Sebataycı olarak, mason aklamanın piridir. Kendisi halen bir yaşlılar yurdunda kalıyor. Ben de Orhan Koloğlu ile 2017 ‘de telefonla görüştüm, bana geçirdiği ağır bir beyin ameliyatı nedeniyle, belleğinin önemli kısmını yitirdiğini, geçmişe dair masonluk üzerine hiçbir şey anımsamadığını söyledi. Arşivi de yanında değil, eski evinde mi bırakmış, anlamadım.

Osmanlı döneminde İngiliz diplomat Lowther iyi ki şu ünlü raporunu yazmış. O rapor olmasaydı, Cevdet Haluk Hepkon ‘un komplo teorileri kitaplarının yarısı yazılamazdı. Yalnız unutmamak lazım, o raporun yazıldığı dönemde Osmanlı ‘da masonlar Fransız masonluğunun denetiminde, Fransa ve İtalya Büyük Localarının (Büyük Doğular) yönetimi altındadır. İstanbul ‘da masonların da büyük kısmı bu ülke vatandaşlarıdır. İttihat ve Terakki, Selânik Yahudi Sebataycı komprador burjuvazisi üzerinden, İtalyan masonlarının localarında örgütlendiler. Karşılarında ise, İngiliz emperyalizmi ve İngiltere Birleşik Büyük Locası var. Birleşik Krallığın en önemli Prensi de, İngiltere B. Büyük Locasının Büyük Üstadı, baş masonu. İngiltere de başbakanlar, bakanlar, elçiler mason; Osmanlı da İngiliz masonluğunu diplomatları üzerinden yönetiyorlar. . Hepkon ‘un bu dönemde komplo kuramları diye nitelendirdiği savlar, İngiliz efendilere ve onların mason tarikatı örgütlerine ait. Açıklayalım; Fransa-İtalya devletleri ve mason locaları bir tarafta, İngiltere ve uydusu ülkeler ile mason locaları bir tarafta. İngiliz mason tarikatı, Fransız ve İtalyan mason tarikatlarını, mason saymıyor. Kavga emperyalistler arasında, mason tarikatı üzerinden de sürdürülüyor. Osmanlıda, Yahudi, Ermeni, Rum, Arap kökenli masonlar ise, kendi çıkarları doğrultusunda, saf alıyorlar, Batılı emperyalistler ile işbirliğine giriyorlar.

Haluk Hepkon;

“Peki, bir propaganda savaşına neden gerek duyuluyordu?“ (sayfa 103)

Hemen yanıtlayalım, emperyalizmin sömürü için, emperyalist emperyaliste karşı; İngiliz düzenli masonluğu da, Fransız, İtalyan düzensizliğine karşı sömürü ve köleleştirmek için!

“İlk olarak, İngiltere'nin Arap Ayaklanması'nı açıktan desteklemesi başta Mısır gibi Arap ülkeleri olmak üzere bütün Müslüman âleminde büyük bir sıkıntı yaratmıştı. İslam hukuku açısından Arapların, Hıristiyan bir devletin yardımıyla, hilafeti elinde tutan Türklere karşı ayaklanmasını meşrulaştırmak oldukça zordu. Bu koşullar altında Araplann hoşnutsuzluğunu kırmanın en kolay yolu "Jön Türklerin aslında Müslüman sayılamayacakları" tezini ortaya atmaktan geçmekteydi. 1916 yılından itibaren İngilizlerin Müslümanlara yönelik yayınlarında bu vurgular öne çıkacaktı.” (sayfa 103)

Bu düşünceyi Hepkon ‘a gaipten konuştuğu ölmüş Mim Kemal Öke mi verdi bilmiyorum ama tutarsız. Araplar, hiçbir zaman Osmanlıya karşı, Osmanlının Halifeliği elinde tuttuğu için isyan etmekten kaçınmamıştır. İttihat ve Terakkiden önce de sonra da, Araplar her zaman, şeyhlere çıkar sağlanması, altın ile satın almalar vb bir çok etmenle Türklere karşı isyan etmiş, Türkleri arkasından vurarak, emperyalistlerin yanında savaşmışlardır. Cevdet Haluk Hepkon, kitabında komplo kuramlarını bırakıp, dönemin olaylarını tarihçi edasıyla çarpıtarak yorumlamaya çarpıtmaya çalışıyor, her şeyi bir birine karıştırarak.

Bu kitabında, 2007 ‘de yayımladığı kitabından bölümler, esintiler, aktarımlar çok. Diyebilirim ki, 2012 ‘de yayımlanan Jön Türkler ve Komplo Teorilerinin en az yarısı, 2007 ‘de yayımlanan Komplo Teorilerinin yinelenmesi.

Bu kitapta en sona sakladığım vahim, kabul edilemez sözü;

“İş bununla da sınırlı kalmadı. Lowther İngiliz savaş gemilerinin İzmir, Beyrut ve Selanik'e gitmelerini istiyordu. Bu arada Adana'da Ermenilere yönelik bir kıyımın başlamasıyla savaş gemilerinin Mersin ve Atina'ya gitmesi de gündeme geldi.” (sayfa 82).

Osmanlının çözülüş sürecinde, emperyalizmin kışkırttığı, her anlamda desteklediği Müslüman veya Müslüman olmayan; Türk olmayan tüm unsurlar, Türklere karşı kıyım yaptıkları, Türkleri Anadolu’dan Asya’ya sürmek üzere vahşi saldırılar başlattıkları bir dönemde; Gaziantep ve Çukurova bölgelerinde Ermeni çeteler, Fransızlarla birlikte, hatta Fransız ordusu üniformalar giyerek katliam ve kıyım yaptılar. Anadolu Türk halkı da, var oluş kavgasına girerek, kendisini savundu. Gerçek böyleyken, Cevdet Haluk Hepkon, kitaplarında yaptığı, bilinçaltına mesajlar yollamayı burada da yapıyor. Bunu yaparken de, emperyalistlerle ve Türkiye de gözü olan faşist Ermenilerle aynı söyleme sarılıyor. Yukarıda koyu yaptığım sözler, Türkleri boğazlayan bölücü Asala vb örgütlerin söyleminin aynısıdır. Dahası, Adana da Ermenilerin kıyıma uğradığı yalanını, Kurtuluş Savaşı sırasında, Fransız masonluğuna bağlı Ser Locası ve diğer locaların mason üyeleri de dillendiriyor, alçakça bir şekilde Fransızların acilen duruma müdahale etmesini istiyor ve başta Atatürk olmak üzere Türk Ulusunu çeteler, katiller sürüsü olarak niteliyordular.  Türkiye Cumhuriyetin de doğmuş, o sayede büyümüş, okumuş, zengin olmuş Cevdet Haluk Hepkon, Türkiye Cumhuriyetini kuranlara vahşi çeteler diyen 1900 ‘lerin başındaki faşist ve katliamcı Ermeni çetelerin merkezi Fransız masonluğu içindeki Ermeni Ser locası masonları ile aynı safta. 

P2 Locasının Gerçek Hikayesi [1]

Haluk Hepkon ‘un masonları aklama ve yıkama çalışmaları, P2 locası gerçeğini saklamaya kadar gidiyor. 2013 ‘de odatv ‘de “P2 Locasının Gerçek Hikayesi” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında  yazıda uzun uzun anlatmış P2 locasını.

İtalya mason tarikatına bağlı, P2 locasını Mason Tarikatı I kitabımızdan aktaralım; “Propaganda locası 27 Şubat 1913’de Emniyet Komiseri Prof. Severino Merli gibi çok önemli siyasi kişilerin mason olabilmesi ama masonluklarının gizli tutulması için Propaganda Locası kurulur. Bu şekilde devlette üst görevler almış kişiler bu locaya kabul edilirler;  P2, İtalyan biraderlerinden de gizliydi ve masonik bazı kurallardan da bağımsızdır. II. Dünya savaşı sonrasında P2 locası faaliyete geçirilir. Baş mason ve üst görevliler, bu locanın doğal üyesi oluyorlardı. Bu locaya, gizliliği nedeniyle özel isim verilmedi, P2 locası olarak adlandırıldı. P2 locasındaki irin patlaması 1970 yılında gerçekleşti. Locanın Sekreteri Licio Gelli, locanın denetimini eline geçirdi ve hızla büyüdü. Güney Amerika ve İtalya’da bir sürü kirli işte parmakları olmaya başladılar.

1972 yılında İngiltere, İskoçya ve İrlanda Büyük Locaları İtalya Büyük Doğusunu tanıdı.  1974 yılında da Baş mason P2 locasına yeniden berat verdi. Gelli artık loca yöneticisi de olmuştu (Üstad-ı Muhterem). Loca artık tamamen yasa dışı ticari ve mafya işlerinin merkezi olmuştu. Siyasilere baskılar, şantajlar yapabiliyor, cinayetlere karışıyordular. 1981’de olaylar patlak verdi, Gelli’nin sahibi olduğu Milano’nun Banco Ambrosiano iflas etti,  bankanın, Mason olmayan başkanı Roberto Calvi 'nin cesedi, Londra’da Blackfriars köprüsünün altında asılı bulundu. Olayın intihar mı, intihar süsü verilmiş cinayet mi olduğu çözülemedi. Gelli Güney Amerika’ya kaçtı, orada polis Gelli ’yi tutukladı akabinde, İtalya’da locayı bastı ve 950 kişilik bir liste ele geçirdi.  İtalya Büyük Doğusu Gelli ’yi ihraç etmek durumunda kaldı.  İtalyan Masonluğunun bazı ileri gelenleri olaylarda suçlu bulundu. Masonluktan atılan Önceki Baş masonlardan (Büyük Üstat) Gamberini’nin, para karşılığı, Roma’da Excelsior Otelinde şüpheli kişileri eriştirdiği,  sonra gelen iki baş masonun da imzalı boş üye kartları verdikleri ve çekiç darbesiyle bazı kişilere mason unvanı verdikleri tespit edildi.”

Mason Tarikatının kuruluşundan bu yana, ABD istihbarat örgütü CIA, İngiltere istihbarat örgütü M16, yalnızca P2 locasının değil, tüm masonluğun içindedir. Hepkon çok şey söyleyip, hatta “komplo kuramı” oluşturup uzun yazısında çok kritik bir bilgiyi vermiyor; P2 locası, İtalya siyaset ve ekonomi alanında en üstte olup, mason oldukları bilinmesi toplumdan saklanmak isteyenler için kurulmuştu. Varlığını bilen yalnızca baş masonlar ve görevliler kurulu (yönetim kurulu) denen, çok özel seçilmiş en üstteki masonlardı. Büyük Locanın biraderlerin bu locadan haberleri yoktu.

  • İtalya yakın geçmişte büyük bir temizlik yaşadı. Bu temizlik sırasında P2 locası da ortaya çıkarıldı ve temizlendi.
  • İtalya da, ABD uçak üreticisi firması Lockheed ‘ın verdiği rüşvetler ortaya çıkarıldı, başbakan görevden ayrılmak durumunda kaldı, skandal Japonya da başbakan götürdü.
  • NATO orduları içinde komünizm karşıtı olarak kurulan gizli “kontrgerilla” yapılanmalar da ortaya çıkarıldı, kapatıldı.

Türkiye de bunlardan hangisi ortaya çıkarıldı ve temizlendi? Hiçbirisi. Bu çerçevede Mason tarikatı içinde, normal biraderlerin bilmediği, ülkedeki üst düzey politikacı ve ekonomik gücü olanların gizlenebildiği localar olmadığını nereden biliyoruz? Türkiye de böyle bir loca olmadığını kim söyleyebilir?

Osmanlı döneminde Fransız vatandaşı Rum Scalieris, Veliaht Şehzade Murat efendiyi, gizli biçimde, hatta bir masonun evinde eriştirmiş, mason yapmışdı.  O kadar gizli yapmışlardı ki, locanın üyelerine bile haber verilmemiş, yalnızca Türk asıllı olmayan, çok özel masonlar, o da tören için gereken en düşük sayıda çağrılmıştı törene. Masonik kurallar çiğnenerek yapılan bu eriştirme törenine, o dönem Fransa mason tarikatının baş masonu da onay vermişti ve Murat efendinin mason yapılmasının gizli tutulmasını emir olarak örgütlerine vermişti. Emperyalizmin emrinde mason tarikatı, siyasetin içinde gerektiğinde her türlü mason kurallarını yok saydığı 1717 ‘den bu yana sayısız örnekle bilinmektedir. Masonlar, Türkiye kurulduktan sonra, mason locaları yer altında, yasa dışı gizlilik içinde çalıştılar. Bir süre sonra sahte isimlerle dernekler kurdular, yer üstüne çıkmaları çok sonradır. Atatürk tarafından 1935 ‘de kapatıldıktan sonra da gerçekte locaları kapatmadılar, yer altına çekildiler. Bunun sayısız kanıtı, kendi ifadeleri var. Dahası, Mason Tarikatının yerli örgütü Büyük Loca kurulduktan sonra, birçok Avrupa büyük localarına bağlı localar bağımsız çalışmayı sürdürdüler. 1935 ‘de kapatıldıktan sonra  İngiliz localarının çalışmalarını sürdürdüklerini biliyoruz. Bu tür mason kurallarına aykırı gözüken siyasi ve gizlilik faaliyetleri, İngiltere B. Büyük Locasının ana tüzüğünde izin verilmekte ve hatta onaylanmaktadır. Hepkon kitabında kimsenin ciddiye almadı dediği 1723 ve sonrasındaki anayasada. Bütün bunları “Mason Tarikatı ve Emperyalizm – I” kitabımda açıklıyorum.

Gizlilik deyince, yurt dışına gezmeye, okumaya giden veya devlet görevlisi olarak gönderilen parlak kişilerin gittikleri ülkede devşirilip, mason yapılmaları, masonluğun kuruluşundan bu yana kullanılan bir yöntemdir. Yakın zamana kadar NATO ‘da görev yapmak üzere Belçika ‘ya ve diğer Avrupa ülkelerine giden görevde subayların devşirilip, gizlice mason yapıldığı da bir gerçeklik… Bütün bunların ışığında, Türkiye de gizli, yalnızca baş mason ve görevliler kurulunun bildiği gizli bir loca olmadığının garantisini kim verebilir? Masonların harici dedikleri, yani mason olmayan bir kişi, olan Cevdet Haluk Hepkon bütün bu ayrıntıları bilebilir mi? Elbette hayır. Haluk Hepkon “P2 Locasının Gerçek Hikayesi” başlıklı uzun yazı yazıp, gerçeği gene karartmaya çalışıyor?

Masonlar, dernek üyesi olmayan, eriştirilmemiş, harici dedikleri kişilerin arasından, kendilerine yakın bulduklarına, “önlüksüz mason” derler. Kendileri önlüklü mason diyorlar ya. Haluk Hepkon, masonların önlüksüz mason unvanını hak ediyor. Kim bilir belki de önlüklü masondur, kim bilir?

Hepkon ailesinde 2013 yılı çok önemli değişim ve gelişimlerin yılı olmuş aslında. Şirket kuruluş ve iş alanı değiştirme konularını Ticari bölümde anlattık. Gazeteci – yazar Cevdet Haluk Hepkon, 2012-2013 ‘de masonluğu aklama ve yıkama çalışmalarına hız vermiş. Kitaplar, makaleler.

[1] https://odatv.com/p2-locasinin-gercek-hikayesi-1908131200.html

II. Masonların ve bazı gazetecilerin Haluk Hepkon ‘a sahip çıkışları  

 

Haluk Hepkon Mason Merkezinde Konuşmacı

Hür Masonlar, HKEMBL, binalarında zaman zaman, herkese açık söyleşiler düzenler, konuşmacı olarak  kendilerine yakın mason olmayan kişileri çağırırlar. Toplantı önerisi bir locadan gelir, düzenlemeyi o loca yapar ama kararı veya önerinin onaylanmasını baş masona bağlı Etkinlik Komitesi gerçekleştirir. 

 

Yazar Osman Balcıgil, yöneticisi olduğu Meş’ale Locası ile, Cevdet Haluk Hepkon‘u, masonları akladığı iki kitabı konuşmak üzere İstanbul Vadisi (bölge) söyleşi salonuna davet ederler. 

Yanda fotoğrafta Meş'ale locası biraderleri, başlarında loca yöneticisi mason Osman Balcıgil, Ege adalarında tekne turunda eğlenirken. (Tesviye Dergisi, sayı 79, Ocak 2010)

 Osman Balcıgil, yalnızca masonların üye olabildiği, masonların dayanışma ortamı Masonik Enformasyon Platformu ve e-posta tartışma grupları, Ham-Taş, Feylosoflar, Ustadkardesler de defalarca duyuru yayınlar. Duyurularında da basında kitaplar hakkında basında çıkan yazıları ekler. Söyleşi duyurusundan bir örnek;

7 Ocak 2013, Erhan Subaşı

“Sevgili Kardeşlerim, 74 Nolu MEŞ'ALE MUHTEREM LOCASI 17 Şubat 2013 Pazar günü bir konferans ve söyleşi düzenlenmektedir.

Konu: Komplo Teorileri. Konuşmacı :Haluk HEPKON (Harici bir kişidir)

Kendisi bu konularda iki adet kitap yazmış, olup Bizlerin bu komple teorilerine haksız yere nasıl bulaştırıldiğini da anlatmaktadır. Konferans tüm Kardeşlerimize, Hemşirelerimize, Yeğenlerimize ve Harici kişilere açıktır. Konuyu bilgilerinize sunarız.

KSS…  074 MEŞALE MUHTEREM LOCASI” 

 

Mason yazar Osman Balcıgil, 12 Ocak,  2 Şubat, 9 Şubat ‘da duyurularını yineler. 17 Şubatta da mason Erhan Subaşı yineler duyuruyu. Belli ki, katılımın düşük olmasından korkmaktadırlar. 

33.° mason ve HKEMBL ‘nın eski baş mason yardımcılarından Celil Lâyıktez yönetiminde olan Tesviye Dergisi 87. Sayısında (Mart 2013) Jön Türkler ve Komplo Teorileri kitabının tanıtımı yapar;  

“Haluk Hepkon bu kitabında komplo teorilerinin nasıl ortaya çıktıklarını, hangi yollarla yayıldıklarını alışılmamış bir yöntemle, tarihsel bir çerçeve içinde ele alıyor ve bunların Avrupa ve Ortadoğu'da ortaya çıkış ve yayılma süreçlerini karşılaştırmalı bir biçimde inceliyor, farklılıklarını ve benzerliklerini değerlendiriyor.

Bu eserde, İkinci Meşrutiyetten sonra ortaya atılan Sionizm, Sabetayizm ve Mason komplosu iddialarının yakın tarihimize ve günümüz siyaset hayatına olan etkileri akademik yöntemle araştırılıyor.”

Baş masonlardan Sebataycı biraderler Mehmet Remzi Sanver ve Yavuz Selim Ağaoğlu da Mimar Sinan Dergisi, 170. Sayısı (2016) bir yazısında Haluk Hepkon ‘un kitabına atıf yapar. Ancak kitapları ve konuyu karıştırırlar.

“Mim Kemal Öke’den aktaran Hepkon, Haluk, “Jön Türkler ve Komplo Teorileri”, Kaynak Yayınları, Ekim 2007, s:.74-75.” (Mimar Sinan D., Sayı 87, sayfa 16)

Bu kitap, Kaynak yayınları değil, Kırmızı Kedi’de yayınlanmıştır, konuyu da ilk yazan Mim Kemal Öke değil!

 

III. Komplo Teorileri Kitapları Hakkında Yazan Gazeteci ve Yazarlar

Mine G. Kırıkkanat, Cumhuriyet Gazetesi

Aslında Mine Gökçe Kırkkanat ‘ın yaşamındaki siyasi, düşünsel ve özel yalpalamaları, son dönemler de de “Atatürk ilahımdır, Atatürk ‘e tapıyorum” provakatif zırvalarını bilen birisi olarak ciddiye aldığım, okuduğum  bir kişi değil. Mine G. Kırkkanat (şu anda soyadı Türkçe mi, Fransız, İspanyol soyadı mı, bilemiyorum), yazısını Yahudi dönmesi, İngiliz masonlarının en güvendiği yerli mason Celil Lâyıktez, Haluk Hepkon ‘un kitabını tanıtırken kullanması dikkatimi çekti, yazısına baktım. Bazı alıntılar;

“Cumhurun Cumhuriyeti kutlamasından bile korkup 29 Ekim’de yürümesini yasaklayan ceberrut zihniyet, meğerse kökleri Osmanlı’ya uzanan komplo teorilerinden beslenirmiş...(...)

Beynimde şimşekler çaktıran, Cumhuriyet düşmanlığının nedenini, niçinini ve karşıdevrimcilerin bilerek ya da bilmeyerek “neye” hizmet ettiklerini anlamamı sağlayan bir kitap okudum: Jön Türkler ve Komplo Teorileri*. Bu kitapla Türkiye’de az rastlanan titizlikte, gerçek anlamda bilimsel bir araştırmaya imza atan yazarı Haluk Hepkon’u yürekten kutluyorum.”

Bir gazeteci bu kadar mı cahil olur? Cumhuriyet Gazetesine hiç mi hiç yakışmıyor Mine hanım!

Orhan Koloğlu, Radikal Gazetesi 14.10.2012.

Yazıda kitaba dair bir yorum görmedim. Kitabın çok kısa bir özeti gibi. Sebataycı Orhan Koloğlu, aynı Cevdet Haluk Hepkon gibi bir mason dostu ve masonluk aklayıcı. Ama çok daha bilgili ve derinlemesine çalışmış, çok daha akılcıl yaklaşımlar ile aklıyor. Koloğlu, 2. Cumhuriyetçilerin, “evet ama yetmez" grubunun kalesi olan Radikal de yazmış. Aynı yıl Radikal de, Cevdet Haluk Hepkon ‘un da kitap üzerine yazıları var.

 

Yavuz Selim Demirağ, Yeni Çağ

Yavuz Selim Demirağ ile yakın zamanda tanışmıştım. Önce onu aktarayım.

Daha önce hiçbir yazısını okumamıştım, hakkında bilgim yoktu. Ağustos ayında internette bir fotoğraf dolaştı. HKEMBL yönetim kurulu üyelerinden Büyük Sekreter mason  Selim Örs, Gürcistan ‘da bir mason toplantısında, Ermenistan baş masonu ile yan yana. Yavuz Selim Demirağ buna çok öfkelenmiş, masonları ihanetle suçlayan ağır bir yazı yazmış.[1]  Bir arkadaşım haber verdi bana yazıyı. HKEMBL baş masonu Bülent Akkan hemen bir savunma bildirisi yayınladı. Bu da Demirağ ‘ı kesmedi, eleştirilerini sürdürdü.[2]

Mason Tarikatı üzerine eleştiri yazısı hoşuma gitti, kendisi ile tanışmak istedim. İlk telefonla aradığımdan sonra, yaklaşık bir ay sonra, Kızılay ‘da ofisinde hafta içinde buluşmak üzere randevulaştık ve buluştuk. Mason Tarikatı üzerine kitap yazdığımı anlattım. Oraya kadar ilgi ile dinledi. Bir ara dolabında kendisinin ­Kırmızı Kedi yayınlarından çıkan kitabını gördüm. Daha önce bilmiyordum, bilsem gider miydim? Kitabı gördükten sonra, Cevdet Haluk Hepkon ‘un masonları aklama ve yıkama kitapları yazdığını söylediğimde, rengi değişti, bilmediğini söyledi ve toplantıyı telaşla kesip,  Cumartesi 13.00 ‘de buluşalım diyerek beni yolcu etti.  Davranışları tuhaftı, kibarca yolculandığımı ve atlatıldığımı anladım. İnternette küçük bir araştırma yapınca Yavuz Selim  Demirağ ‘ın Hepkon tarafından yazılmış olan masonları aklama kitaplarından Jön Türkler ve Komplo Teorileri üzerine övgü ile yazdıklarını gördüm ve kocaman bir kahkaha attım. Telaşının ve görüşmeyi kesmesinin nedeni anlaşılmıştı.  Cumartesi gitmeden önce birkaç kez aradım, telefonunu açmadı. Gene de randevuya gittim ofisine, çünkü davet eden yaşını başını almış bir kişiydi. Ne yazık ki öngördüğüm gerçekleşti, kapısı duvar, açılmadı. Tekrar telefonla aradım, açılmadı. Sonraki günler içinde bana dönüş de yapmadı.  8 Ekim 2018 ‘de bir e-posta gönderdim. İçeriğini aktarmayacağım ama sonunu yazayım;  “Türkçü kimliğimle, son söz olarak ; mekanınıza davet ettiğiniz kişiyi ağırlamak, Türk töresinin, Oğuz geleneğinin gereğidir. Davet edip, ortadan kaybolmak töreye uymaz.” Kısa süre sonra aradı, açmadım ve ertesi gün gece yarısı, anlamsız bir e-posta gönderdi.  Konuşmaya değmez.

Şimdi asıl masonlara öfkelenen ülkücü Yavuz Selim Demirağ ile faktöring zengini, mason aklayıcı Haluk Hepkon dayanışmasına dönelim. 

Yeniçağ, 16 Şubat 2017 [3]

 Yavuz Selim Ağaoğlu, Necat Hepkon yaşam öyküsünü anlatıp, Haluk Hepkon övgü dolu yazısında;

“Basın-Yayın mezunu. Başarılı bir basketbolcu. İstese dünyayı gezip, gününü gün edebilirdi. Zoru seçti. Okumaya aşık olduğu için yayıncılığı seçti. Türkiye'nin yüz akı olan Kırmızı Kedi'yi kurdu ve kısa zamanda 50-100 yıllık yayıncıları geride bıraktı. Şairdir Haluk... Müthiş şiirleri vardır. Tarihe meraklıdır. "Komplo Teorileri Tarihi" ve "Jön Türkler ve Komplo Teorileri" adlı iki kitabı vardır ki üniversitelerde kaynak kitap olarak önerilir. İflah olmaz bir Atatürkçüdür... Devrimcidir... Millîdir...

Offf of... Nasıl bir övgü bu. Bir de "Ülkücüdür" deseydi tam olacaktı. 

Korkarım Yavuz Selim Demirağ, ya Hepkon ‘un bu konudaki kitaplarını okumamış, ya okumuş ama anlamamış ya da iki yüzlü yandaş gibi davranıyor. Yazı dizimizin bir öncekinde anlattım kitabın sığlığını, mason tarikatını çarpıtmalarla aklamaya kalkıştığını, daha önemlisi, Ermeni teröristler ve mason Ser locası biraderleri gibi, Adana da Ermeni kıyımı yapıldığını söylediğini, masonların en karanlık, hatta Atatürk'ü öldürenler arasında savı ile internette adı dolaşan, 1955'de ölmüş baş mason Mim Kemal Öke ile 2012'de buluştuğunu yazdığını, ondan yönlendirme aldığını. 

Kendi ifadesi ile ülkücü (!) Yavuz Selim Demirağ'a bir bilgi daha vereyim. Mason tapınağının binasına Haluk Hepkon'u davet eden mason Osman Balcıgil, dönemin "büyük üstadı" yani baş masonu Mehmet Remzi Sanver, bir başka övücüsü Yahudi dönmesi İngiliz masonluğunun en güvenilir yerli masonu Celil Lâyıktez, kitabına yalan yanlış atıf yapan baş mason Soros Üniversitesi sabık rektörü baş mason Mehmet Remzi Sanver ve çırağı Yavuz Selim Ağaoğlu vee gazeteci meslektaşı tapınıcı Mine Hanım.

Türk vatandaşı masonlar, Ermeni masonlarla yana gelince, boşuna köpürüyor, "mason aklayıcı Haluk Hepkon ve Ermeni kıyımını savunan, mason aklama kitabı" tutkulu övücüsü Yavuz Selim Demirağ. Ne güzel demiş atalarımız;

"bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu"!

 

Soyak Soyadlı Masonlar

Bizim aile soy adımız Taşdelen, Türkiye de her ilde Taşdelen soyadı var. Türk halkı seviyor demek ki Taşdelen sözünü. Karslı Taşdelen ve  Daşdelen soyadlılar, akrabalarım, diğer şehirdekiler tamamen soyadı benzerliği. 

Soyak soyadı da ilginç bir soyad. Haluk Hepkon babası Necat Hepkon ‘un dayılarının soyadı: Ersayın ve Halil Soyak…  Yazı dizimin ilk sayısında kendilerinden söz ettim.

Hepkon soyadını, açık ortamlarda, başka bir ailede bulamadım, hiç de duymamıştım.

Soyak soyadı çok var oysa. Taşdelen soyadlılar gibi, ayrı şehirlerdekiler bir biri ile hiç ilgisi olmayan aileler mi, yoksa bazılarının akrabalıkları var mı bilemem. Soyaklar arasında ne çok mason var, ilgimi çekti, meraklısına paylaşayım dedim.

Kaan Soyak, Mason, Türk Ermeni İş Geliştirme Konseyi Başkan. Kaan Soyak, ODTÜ Tarih Bölümü mezunu. Hani daha önce aktarmıştık, ODTÜ Tarih Bölümü mason öğretim üyelerini; Mason kızı ve eşi, mason Hemşiresi (kızkardeşi) emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Seçil Karal Akgün, halen görevli, mason Doç. Dr. Güçlü Tülüveli. Tülüveli ile sınıf arkadaşları mı acaba? Biyolojik kardeşi Rıza Noyan Soyak, mason ve Türk Ermeni İş Geliştirme Konseyi Başkan Yardımcısı, 

Babalı oğullu, yeğenli  biraderler Uğur Mete Soyak, Ali Cenk Soyak, Ali Nafi Soyak, Yusuf Soyak, Ali Soyak.

Mason olmayan ama devlette önemli mevkilere gelmiş soyak ‘lar da var. Ahmet İhsan Soyak, Cemal Gürsel hükümetlerinde bakanlık yapmış. Bir de 1950 'de rüşvet aldığı için Jandarmadan ihraç edilmiş bir J. Kd. Yzb. Fehmi Soyak var.

 

Son söz yerine.

İnsanın başını döndüren faktöring, çek senet tahsilatı ile ulaşılan ticari başarı ile elde edilen büyük paraların ufak bir kısmı, Haluk Hepkon tarafından kitap basım ve dağıtım işine aktarılarak kitap basımı ve dağıtımında bir strateji sonucu olarak bu alanda tekelleşmeye doğru gitmektedir.

Haluk Hepkon, Kaynak Yayınları editörü iken yayımladığı, son derece sığ, gerçek dışı çarpıtmalarla dolu kitabı satmaz. Daha sonra bu sefer, içini biraz değiştirip, başka isimle, bu sefer ölüler ile konuşup, destek almaya kadar giden uçuşlarla yükleyerek yayımlar. Mason aklayıcı ve yıkayıcısı Haluk Hepkon ve tutkulu savunucuları!

 

[1] (https://www.yenicaggazetesi.com.tr/loca-ihaneti-48751yy.htm)

[2] https://www.yenicaggazetesi.com.tr/locanin-panigi-48775yy.htm

[3] https://www.yenicaggazetesi.com.tr/kirmizi-kedi-41698yy.htm

 

 

Hürol Taşdelen © 2018 / Web Tasarım : www.tornavida.net

Main Menu