Masonlar Dinleyiniz I - Atatürk Asla Mason Olmadı

 

 

 

İçindekiler

Yerel Masonların Büyük Yalanları…

Atatürk ve Masonlar

Atatürk, Masonluğun Efendilerini Vatanımızdan Kovandır

Söylev’de Masonlar

Atatürk’ün Konuşma ve Demeçlerinden

Tanzimat ve Yerli Masonlar

Türk Ulusunun Evladı olarak, Türk Ulusunun Önderi Atatürk

Türk Ulusu  Düşmanı, Masonbaşı Mim Kemal Öke

Atatürk ve Masonlarla İlişkisi ve Bilim İnsanları ve Türkçüler

Atatürk‘e İngiliz Casus Masonların Suikast Girişimleri

Casus Mason Mustafa Sagir, 1921

Mason, İttihat Terakkiciler, Cavit ve ihanet çetesi,  1926

Atatürk’ün  Türkiye’den Sürdüğü ve  İdam Ettirdiği Masonlar

1926 Hain Masonların, 2000’li Yıllarda İbretlik İzdüşümleri

Masonların Yalanları  ve Yanıtlarımız

Mason Tamer Ayan Hezeyan, Yalan ve İftiraları

Atatürk’ün “Her Şeye Rağmen Bir Nura Doğru Yürüyoruz...”  Sözü

Masonlar Anadolu’yu Türkün Vatanı Saymazlar

Atatürk ile Masonlar Arasındaki Konuşmalar

Biraz da Fotoğraflar konuşsun

Türk Ulusunun Birleştirici Kimliği; Türkçe

Kemalizm, Ulus Bileşimi içinde Çağdaş Uygarlığı; Masonlar Batıcılığı

 

Yerel Masonların Büyük Yalanları…

Türkiye’de masonların, İngiltere, Fransa ve Amerika mason merkezlerine bağlı, Batı emperyalizminin yerli işbirlikçileri olduğunu, bilmeyen kalmamıştır sanırım. Bu gerçekliği Mason Tarikatı ve Emperyalizm I ve II. Kitaplarımda belgeleri ile ortaya koydum, sırası geldikçe yayınlıyorum. Kurumsal bu gerçekliklerinin yanısıra, Osmanlı’da yerel masonların, Yunan (Rum), Ermeni, Yahudi, Sebataycı ve Levantenlerden oluştuğunu, Türk soylu üye yok denecek kadar az olduğunu da II. Kitabım Osmanlı da Masonluk’da açıkça belgeliyerek anlattım. Türkiye Cumhuriyeti’nde ise, Osmanlı’dan bu yana tarihsel süreç içinde, mason tarikatı Ermeni ve Yunan (Rum) soyluların nüfuslarının çok azalması nedeniyle, Yahudi ve Sebataycıların denetimine geçerken, gizli Ermeniler ve gizli/açık Rumların da etkin olduklarını söyleyebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti döneminde, üyeleri arasında Türk soylular yer almaya başlamışsa da, bunların Büyük Loca ve Yüksek Şûra yapılarında, yönetici yerlere gelmeleri, üst derecelere tırmanmaları, “çok özel” çıkar ilişkileri yoksa olası değildir.

Topraklarımızda masonluk tarihi, Osmanlı’dan bu yana kurumsal ve bireysel olarak  Batı emperyalist güçlerle işbirliği ve Osmanlı ve Türk Devletlerine ve Türk ulusuna ihanetler dolu olduğunu;  Türk ve Müslümanlıkla ilişkileri olmadığı iyi bilinir. O nedenle de, gerçekliği karartmak için sürekli milli  olduklarını söyler; Türk ulusunun, sevip, sahiplendiği, önderlerinin, aydınlarının mason oldukları yalanı, iftirası ile kendilerine aklamaya, millilik temelinde meşru bir temel yaratmaya çalışırlar. 

Bu isimlerden onlarca sayılabilir. Bir de kendilerinin en güçlü karşıtı, düşmanı olanlara da, “bize başvurdu biz kabul etmedik, ondan karşıt oldu” yalanı ile itibarsızlaştırma çabaları var.

Belge istenince de, “belge diye ısrar etmeyin, biz öyle diyorsak öyledir, dahası Avrupalı mason söylüyorsa mutlak doğrudur” zırvası ile yanıt verirler, ya da sonradan düzenlenmiş, sahte kağıt parçalarını belge diye öne sürerler.

Masonların arşivleri, ancak Büyük Loca üst yöneticilerinin girebileceği biçimde gizli ve kapalıdır. Günümüzde Devletlerin en yüksek gizlilik nitelikli arşivleri bile 50 yıl geçince araştırmacılara açılır. Günlük bilgiler çok gizlilik gerektiren belgeler hariç, “yurttaşın bilgi edinme hakkı” çerçevesinde yurttaşlara bilgi verilirken, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre sıradan dernek tüzel kimliğine sahip masonların arşivleri, güncel bilgileri, ulustan, yurttaşlardan, dahası bir avuç seçkin mason hariç, binlerce mason biraderden, dernek üyesinden saklıdır, gizlidir.

Dahası eski bir dernek üyesi olan bana, bilgi verilmemesi için, Derneğin en üst yöneticisi, Başkanı, Masonbaşısı, Büyük Üstadı tarafından dernek üyesi birederlerine, disiplin ceza tehditi yapılır.  

Tüm bu gizliliklerin, arşivlerin kilit altında olmasının ve üyeleri tehdite varan baskıların, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suç taşıdığını düşünüyorum…

Bu kuşkumun tüm HKEMBL, ÖMBL, KMBL ve Yüksek Şûra/Suprem Konsey Dernekleri masonbaşıları ve yöneticileri tarafından kamu oyuna açıklanması ve tüm arşivlerin Türk Vatandaşı herkese açılması gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti İçişlerti Bakanlığı, Dernekler Masası ve ilgili Hukuk Birimlerine suç duyurusunda bulunuyorum…

Kitabımızın dönelim…

Atatürk ve Masonlar

 

 

Son Türkistan, gene kahramanını yaratacak ve bu kahraman bir Bozkurt olacaktı. Hulâsa ufuklardan bir Bozkurt bekleniyordu. Bu Bozkurt çıkmalıydı. Bir bayrak açılmalı, bir devlet kurulmalı, emirler verilip emirler alınmalıydı. Nitekim bir gün, bütün bunları yapacak olan Bozkurt, yani beklenilen kahraman çıktı da:

Mustafa Kemal Paşa..[1]

     Şevket Süreyya Aydemir

 

 

 

 

 

 

 

 

 Atatürk, Türk Ulusu ile Birlikte Masonluğun Efendilerini Vatanımızdan Kovalayandır

Söylev’de Masonlar

Atatürk, Söylev de mason Sait Molla’dan söz eder. Sait Molla, Osmanlı’da Şûra-i Devlet üyesi, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve İngiliz ajanı. Kurtuluş Savaşı sırasında Türk Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan,  İngiliz çıkarları yönünde hıyanetler yapmış biri.

 Efendiler, İstanbuldaki gizli dernekler ve bu derneklere önderlik eden birtakım kişiler Savaş işleri Bakanı Cemal Paşanın da mektubunda kabullendiği gibi sırtlarını yabancılara dayamışlardı - bol para ve Ali Rıza Paşa hükûmetinin çok çok yersiz hoşgörüsü ve hareketsizliği sayesinde, memleketi, baştanbaşa ateşe vermek için olanca güç ve gayretiyle çalışıyorlardı. Bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgeler de, bilgileri dışında tutulmuş değildi. İstanbuldaki örgüt ve önlemlerimiz sayesinde elde edilmiş bir kısım belgeler, olduğu gibi Cemal Paşaya ve başbakan paşaya verilmişti. Bu belgeler, o tarihte, yabancı temsilcilere de verilmiş ve böylece İtilâf Devletleri hükûmetlerinin çoğunluğunca bilinen ve o tarihlerde özetleri bütün komutanlara ve başka gerekenlere bildirilmiş olduğuna göre, artık olayın tarihe karışmış olduğu bugünde, yüksek topluluğunuzca ve milletçe bilinmesinde bir sakınca görmüyorum. Ulusal savaşımlar sırasında karşılaşmış olduğumuz açık ve gizli zorluklar üzerinde, köklü bir fikir edinmeye yarayacak ve gelecek kuşaklara ders almasını ve uyanmasını sağlayacak nitelikte bulunan, bahsi geçen belgeleri, oldukları gibi bilginize sunmayı uygun görüyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler derneğinin sözde başkan› olarak bilinen Sait Mollanın Mister Frew adındaki papaza gönderdiği mektupların örnekleridir,

Efendiler, bu mektupların örneklerinin alındığını sezen Sait Mollanın, Türkçe İstanbul gazetesinin 8 Kasım 1919 tarihli sayısında, o mektuplardan söz ederek uzun ve sert bir yalanlama yayımlamış olmasına karşın, gerçek, yadsınamaz.

Bu mektupların örnekleri, Sait Mollanın evinden ve mektupların müsveddelerinin yazılı bulunduğu bir defterden olduğu gibi alınmıştır. Bunlar bir yana, mektuplarda yazılı olanlar, memlekette beliren durum ve olaylara ve bazı kimselerin tutumuna tam bir uygunluk göstermektedir. Şimdi izin verirseniz, bu mektupları tarih sırasile bilginize sunayım:

                                                           Dördüncü mektup

‘Aziz Üstad;

İngiliz Muhipler derneği üyeleri arasında Franmason (mason) örgütlerine karşı çıkanlar oluyor. İttihatçıların yolu tutulacağından çekiniliyor. Bu örgütün yönetimine kalbi ve ruhu beslenmiş gençlerin alınmasıyla bu programı uygulatabileceğiz. Benim dış kılığımın engel olması nedeniyle, eski dostunuz (K.B. V.4/35) kararlaştırılmış olan prensipler içinde işe başlıyacaktır. Ankara ve Kayseriden yine haber yok. Saygılarımı sunar›m Üstadım. 19/10/1919 S.’ ”[2]

Atatürk ve Kuvay-ı Milliye’ye karşı ihanet içinde emperyalistlerin yerli işbirlikçileri İngiliz Muhipleri Derneği ve Mason Localarıdır. 

Atatürk’ün sözlerinde adı geçen Ali Rıza Paşa, 33.° masondur. Sait Molla,  İngiliz Papaz ile yazışırken masonik terminolojiye uygun “Üstadım” diye hitap ediyor.

Atatürk’ün Konuşma ve Demeçlerinden

Atatürk’ün değişik zamanlardaki konuşma ve demeçlerinden bazı sözlerini buraya aldım. Sonrasında da masonların sözlerini ve davranışlarını ortaya koyacağım.

Atatürk’ün milliyetçilik, kendi ulusuna ve toplumuna tam inanç, emperyalizm karşıtlığı karşısında; masonlar, içi boş bir insanlık yalanı perdesi arkasında; Batıya, Batının üstünlüğüne tam inanç ve  millete ihanet içindeler.

Atatürk‘ün kullandığı tüm simgeler ve mesajlar, kendi ulusunun tarihinden, kültüründen, mitolojisinden; masonlar, Yahudi-Hıristiyan Batının kültürü, tarihi ve mitolojisinden…

Atatürk ve Türk Ulusu, Türkiye Cumhuriyetinin başkenti olarak Ankara’yı seçerken; Batılı emperyalist devletler İngiltere ve Fransa’nın önderliğinde Büyükelçiliklerini, yıllarca Başkent Ankara ‘ya taşımadılar. Atatürk‘ün kararlı politikaları sonucu hepsi yıllar içinde teker teker büyükelçiliklerini Ankara ‘ya taşırlarken İngilizler 1934 yılına kadar Başkent Ankara'yı kabullenemediler.

Masonlar, hiçbir zaman, halen merkezleri İstanbul. Oysa dünyada tüm mason localarının merkezi ülkelerin başkentlerindedir, Türkiye hariç.

Türk Ulusu ve Atatürk’ün başkenti Ankara; Masonların İstanbul!  Masonlar 95 yıldır Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti olarak Ankara‘yı kabullenemediler.  

Atatürk, Harf ve Dil Devrimi ile, Türkçeyi yabancı sözcüklerden temizleyip, yüceltirken;

Masonlar, Osmanlı İmparatorluğunda Osmanlı Büyük Doğu ve Osmanlı Yüksek Şûrasının,  Türkiye Cumhuriyetinde 1927 yılına kadar resmi dilleri Fransızca ve Osmanlıcadır. Tüm kayıtları, yazışmaları, toplantı tutanakları, localarda konuşulan dil Fransızca ve Osmanlıcadır. Osmanlı döneminde, Yabancıların ağırlıkta olduğu localar ve azınlıkların locaları kendi dillerinde çalışmaktaydılar.

Türkiye Cumhuriyetinde, masonların resmi dilde Fransızcadan Türkçeye, ana dilimize geçişleri 1927!

Bugün bile, her 3 bölgede İngilizce,  İstanbul’da  Fransızca, Rumca zorunlu dil olan localar  var. Bu locaların üyeleri, Türk vatandaşları! Türk vatandaşı Rumlar da, kendi dillerinde localar kurup, toplanıyorlar. Aynı Osmanlı da olduğu gibi.

HKEMBL ve ÖMBL ayin erkânlarında tüm kutsal sözcükler, derece şifreleri , derece geçiş sözcükleri İbranice; erkân metinleri, gündelik yazışmalar, Fransızca, İngilizce, İbranice, Farsça, Arapça sözcüklerle doludur.  Zaman zaman genel kurulları dahil, bunların yerine Türkçe sözcükler kullanılması cılız önerileri geldiğinde, isterik bir höykürme içinde, Türkçe sözcüklerin istenilen anlamı karşılamadığını savunurlar.

Dil, ulusal kimliğin temeliyken, masonlar milli dile karşılar,

Atatürk önderliğinde Dil Devrimine de karşılar.

Mason Tarikatının sınıf temeli Batı kapitalizminin burjuva sınıfıdır. Batı burjuvazisi, diğer ülkeleri sömürgeleştirmek, köleleştirmek için emperyalist sürece girdiğinde, Batı masonları da aynı biçimde diğer ülkelere yayıldılar. Böylece bizim gibi, emperyalist saldırı altındaki ülkelerde yerel masonlar, komprador burjuvazinin temsilcileridirler. Bunun doğal sonucu olarak da, emperyalist Batının işbirlikçisi komprador burjuvazi, komprador aydınlar olarak kendi uluslarına, vatanlarına, kültürüne ihanet ettiler, etmekteler.

Masonlar, Türk Ulusunun, savaşarak ülkeden kovduğu Batının emrindeler.

Atatürk, Türk Ulusundan başka bir güç tanımayan, 20. yy’in Oğuz Kağanı olurken; masonlar Yahudi kralı Süleyman ve Haçlı Şövalyeleri olmayı tercih ederler.

Atatürk toplumsal kimliği sahiplenirken; masonlar taş komedisi içinde bireysel gelişimi savunurlar…

Mustafa Kemal Atatürk;

Biz ferdî kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında mesafeniz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak... Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına hepsi düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz! Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okuma bilenler ellerinde Kur'an'ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler şehadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, hayret ve tebrik edilecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.”[3]

Atatürk, ziyaretine gelen İngiliz Kralını, İstanbul da eşitler olarak ağırlarken;

Masonlar, kendilerini aşağılayarak 1970 de mason olarak kabul eden İngiliz masonlarının tapınağında Masonbaşı İngiliz Prensinin baş naibi yani kahyasının tahtının arkasında sığıntı gibi, mahalle kahvehane sandalyelerinde,  Ermeni mason ile yan yana, ezik bağlılar olarak otururlar…

Kasım 2007’de HKEMBL büyük sekreteri (daha sonra Masonbaşıu) Sebataycı Mehmet Remzi Sanver Avrupa Büyük Sekreterler Toplantısında katılır. Fotoğrafta ortada Britanya patronları; İngiltere B. Büyük Locası baş naibi, Kraliyeti temsilen tahtta otururken, sağında solunda İskoçya ve İrlanda büyük sekreterleri. Etraflarında, bağımlıları büyük locaların büyük sekreterleri mahalle kahvehane tahta sandalyelerde; Türkiye‘den HKEMBL temsilen büyük sekreter Mehmet Remzi Sanver, sağda en arkada, Ermenistan temsilcisi ile yan yana oturuyorlar.

Atatürk, Anadolu da Türk Ulusu ve Ordusu ile vatanı kurtarmak için savaşırken;

Masonlar emperyalist Avrupa orduları işgalinde İstanbul’da, emperyalist ordularının, biraderlerinin hizmetinde, birlikte Türklere eziyet ediyor, katlediyor; vatanın işgaline hizmet ediyorlardı.

Paul Williams, Chicago Tribüne Dış Haberler Servisi (Özel telgraf hatlıyla), 1920’de Mustafa Kemal ile bir görüşme yapar. O görüşmede Mustafa Kemal’in verdiği yanıtlardan;

“Mütareke imzalandığı zamanki Türkiye'nin bütünlüğünü koruyarak, Türk topraklarını Türkler için muhafaza etmektir. Milliyetçiler, fikirlerimizle çatışan noktalarda anlaşma hususlarının yerine getirilmesine mukavemet etmek suretiyle hareket ediyorlar. Bu bir halk hareketidir; onun desteği olmazsa bu hareket ölür. Biz aynı zamanda bütün İslam dünyasının yardımına dayanıyoruz. Müslüman ırklardan en son hür kalan, Türklerdir ve İslam dünyası da onların hür kalması için gayret edecektir. Düşmana karşı koymak için üzerlerine düşeni yapacaklarına dair, diğer memleketlerdeki Müslümanlardan birçok teminatlar almaktayız. Bunların çoğunluğu Britanya tarafından fethedilen ülkelerde yaşamaktadırlar ve şimdi bizi ezmek isteyen de Britanya'dır. İslama karşı açtıkları Haçlı seferlerinin en sonuncusuna geldik ve bugün İslam, tehlikeye karşı müteyakkızdır.”[5]

Tanzimat ve Yerli Masonlar

Atatürk, Tanzimat’ı, yerli sanayimizi yok eden, ekonomimizi çökerten bir süreç olarak görürken; 

“Memleketimiz ekonomik teşkilat ve çevre itibariyle kuvvetli bir halde bulunmuyordu. Kişilerin ekonomik güçleri de serbest rekabete dayanabilecek dereceye ulaşmamıştı. Tanzimat'ın açtığı serbest ticaret devri Avrupa rekabetine karşı kendisini savunamayan ekonomimizi bir de ekonomik Kapitülasyon zincirleriyle bağladı. Teşkilât ve kişisel kıymet açılarından ekonomi sahasında bizden çok kuvvetli olanlar memleketimizde, bir de fazla olarak, ayrıcalıklı durumda bulunuyorlardı. Kazanç vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman istedikleri eşyayı, istedikleri şartlarla memleketimize sokuyorlardı. Bütün ekonomik sahalarımıza bu sayede mutlak egemen olmuşlardı. Efendiler, bize karşı yapılan bu rekabet gerçekten çok gayr-i meşru, gerçekten çok eziciydi. Rakiplerimiz bu sayede gelişmeye elverişli sanayimizi de mahvettiler. Tarımımızı da hırpaladılar. Ekonomik gelişmemizin, maliyemizin, gelişmemizin önüne geçtiler.”[6] (1922)

Masonlar, Tanzimat’ı sahiplenip, Tanzimat’ı emperyalist Batı ile gerçekleştiren mason Osmanlı Paşalarını yere göğe koyamazlar.            -

Mason Celil Lâyıktez;

Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından Tanzimat'ı başlatan Hatt-ı Hümayunla, Osmanlı İmparatorluğunda köhneleşmiş kurumlar yenilendi ve yönetim güçlendirildi; ilk defa Osmanlı uyrukları "millet" tanımında toplandı, adalet ve güvenlikte eşitlik sağlandı. Hatt-ı Hümayun'da Fransız ve Amerikan Masonlarının İnsan Haklan ile özgürlük beyannamelerinin açık etkisi görülmektedir.”[7]

Mason İsmail İşmen;

“Tanzimat Türk tarihinin yakın çağlarına çok büyük etkisi olan bir reform hareketidir. (…)

Türk milletinin yetiştirdiği büyük devlet adamları içinde adı unutulmayacak ve hürmetle anılacak şahsiyetlerden biri hiç şüphesiz Mustafa Reşit Paşadır.”[8]

 Tesviye Dergisi, Ocak 2008, sayı.73, sayfa.32

Masonbaşı Enver Necdet Egeran; 

“Avrupa’nın ilerleyip 18. Yüzyılda muazzam bir medeniyet halinde meydana çıkmasında Masonluğun unutulmaz liderliği, Tanzimat hareketiyle memleketimizde de filizlenmiş ve fakat cehalet ve taassubun koyuluğu karşısında Avrupa’daki başarıyı gösterememiştir.”[9]

 

Bunlar mı Atatürkçü …

Atatürk bunların cemiyetine girer mi?

 

Atatürk‘ün dünya görüşüne ve eylemlerine; bu kadar karşıt, bu kadar zıt olanlar, kendilerine Atatürkçüyüz demeleri, ikiyüzlülükten başka nedir?

 

 

 

 

 

Türk Ulusunun Evladı olarak, Türk Ulusunun Önderi Atatürk

Atatürk;

“Düşmanlarımız, aynı zamanda Osmanlı devleti'ni kuran Türk milletinin de, asıl unsurunun da, bu memleketin gerçek halkının da yok olduğunu ve çöktüğünü zannettiler. İşte bunda çok aldandılar. Osmanlı devleti ve Osmanlı devleti gibi çok devletler kurmuş olan Türk milleti yok olmamıştır.

Aksine hayatına vurulan bu darbelerden, dış düşmanların ve iç düşmanların bu acı ve nefret edilecek darbelerinden, birden bire bütün uyanıklığı ve bütün dikkati ile hayatım, şerefini, namusunu kurtarmak için büyük bir azimle başım kaldırdı; birlik ve beraberlik içinde ortaya atıldı.

İşte milletimiz o dakikadan itibaren milli devreye, yani halk devrinin başlangıcına girdi. Millet bu noktadan başladığı gün, kendisini hedefe götüren yolların ve bizzat hedefin bulunduğu ufukların karanlıklar içinde bulunduğunu hepimiz hatırlarız. Fakat bu durum milletimizi karamsarlığa düşürmedi. Büyük bir azim ile kutsal hedefe adımlarını attı.”[10] (1925) 

Yüzyıllardan beri milletimizi idare eden hükümetler eğitimin yaygınlaştırılması arzusunu göstere gelmişlerdir. Ancak bu arzulama ulaşmak için doğuyu ve batıyı taklitten kurtulamadıklarından,  sonuç milletin cahillikten kurtulamamasına neden olmuştur.”[11] (1922)

Bir milli eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaradılış niteliklerimizle hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve tarihimizle, uyumlu bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın tam olarak gelişmesi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir. Herhangi bir yabancı kültür, şimdiye kadar takip edilen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Kültür (fikri kültür) ortamla uyumludur. O ortam milletin karakteridir.”[12]    (1921)

Masonlar, milleti Avrupalı beyaz adam ile birlikte küçümsemekte, Batılılar ile birlikte uygarlık getirmekten söz ederler. Batının mason localarında yerlere kadar eğilen, Batı hayranı ve taklitçisi masonların tam tersine,  

Atatürk Türkçüdür;

“Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum:

Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Anlamda, fikirde, tarihte, bu, böyleydi. Eğer bugün Batı nihayet teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilemez ihmalinin bir sonucudur.

Şunu da söyleyeyim ki; çok zekisin! Bu belli, fakat zekânı unut! Daima çalışkan ol!”[13] (1936)

“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir...

Dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir...

  • Türk milleti, halk idaresi olan Cumhuriyetle idare edilen devlettir.
  • Türk devleti laiktir. Her yetişkin dinini seçmektedir.[14] (1929 )

Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar kabiliyet ve hünerde de bütün milletlerden üstündür.”[15]

 “Türkiye Cumhuriyeti ve onun bugünkü sahipleri olan Türkler bütün dünya medeniyet ve insanlığı için, benzemeye çalışılacak bir örnektir. Yalnız bu kadar değil, Türk'ler tarihin çok eski devirlerinde insanlığa karşı yaptıkları kültürel vazifeleri yeniden ve fakat bu sefer daha üstün şekilde yapmaya hazırlanan yüksek bir varlıktır.”[16]  (1937)

Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir... Milletimizde bu kabiliyet ve gelişme var olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yeterli olamazdı.”[17]  (1925)

Milli varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı bir Türk şairinin dediği gibi, ‘Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi’ diyelim. Düşmanlarımıza bu gerçeği ifade ettiğimiz gün kanaatimize, idealimize, geleceğimize yan bakan her ferdi düşman kabul ettiğimiz gün, milli benliğe uzanacak her eli şiddetle kırdığımız, milletin önüne dikilecek her engeli derhal devirdiğimiz gün gerçek kurtuluşumuza ulaşacağız. Ve sizler gibi aydın, azimli, imanlı gençler sayesinde bu kurtuluşa ulaşacağımıza emin olabiliriz.”[18]   (1923)        

Biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir görüş açısından faydalanırız. O görüş şudur: Türk milletini, medeni dünyada layık olduğu yere ulaştırmak ve Türk Cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha fazla kuvvetlendirmek... Ve bunun içinde, keyfi yönetim fikrini öldürmek...”[19]     (1927)

Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”[20]

“Ulu önderimiz ATATÜRK; 1 Kasım 1921 ’de “Bakanlar Kurulu’nun Yetki ve Sorumlulukları” hakkındaki yasa tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ’nde görüşülmesi sırasında yaptığı uzun konuşmasının bir bölümünde bugünkü dilimizle şöyle seslenmektedir:

Efendiler! Biz bu hakkımızı saklı bulundurmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için kamu oyumuzla, ulusal bütünlüğümüzle bizi yok etmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı ulusumuzla beraber mücadeleyi uygun gören bir yöntemi takip eden insanlarız. Bundan dolayı bu dürtü ve açıklama ile hükümetimizin dayandığı esasın sosyolojiye yaslanan bir esas olduğunu açık bir şekilde görürüz. Fakat ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiç bir şeye benzemiyormuş. Efendiler! biz benzememekle ve benzetmemekle gurur duymalıyız. Çünkü biz bize benziyoruz Efendiler, (alkışlar)”

 Milliyetçilik Düşmanı, Masonbaşı Mim Kemal Öke  

Yerli masonluğun en karanlık isimlerinin başında resmi adı Kemalettin Öke, kullandığı adı Mim Kemal Öke gelir. Atatürk’ün hastalığında bilerek yanlış teşhis sonunda öldürülmesinde payı olduğu birçok çevre tarafından güçlü sav olarak söylenmektedir. Ölürken vicdan azabı ile çocuklarına mason olmamalarını vasiyet ettiği de söylenir.

Mason Tarikatında, masonbaşı veya üstderecelerde masonların çocukları kesinlikle mason olup, aile oligarşisi içinde hızla yükselip, tepelere oturup, masonbaşı olurken; Mim Kemal Öke’nin çocukları ve torunları mason olmadılar ve masonlardan da olabildiğince uzak durdular.

Mim Kemal Öke, Uluslararası Mason Organizasyonun ilk toplantısında Fransa Büyük Doğusu adına katılırken, daha sonraki yıllarda Türkiye temsilcisi olarak Türkçe bilmeyen bir Fransız vatandaşının gönderilmesini sağlamıştır.  

1933’de Yarbay rütbesinde TSK  subayı iken, yerel masonların masonbaşı olunca, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak tarafından uyarılarak, istifa ettirilir.

Atatürk’ün ölümünden sonra yer altında masonları toplar, yasa dışı çalıştırır.

İnönü tarafından 1946’da ABD ile Marşal Anlaşması yapılırken, Mim Kemal Öke de milletvekili yapılır, yasa koruması sağlanır!

1950’den sonra masonlar yer üstüne çıkarken, önderleri daha sonra da 33.° mason olarak Yüksek Şûranın Masonbaşı  olur.

Mim Kemal Öke, milliyet kavramına karşıdır ve bunu bir konuşmasında açıkça itiraf eder;

“Fakat İtiraf edilmelidir ki insanlar; milletler arasındaki sıkı hududu ortadan kaldıracak kadar henüz tekâmül etmiş değildirler. İnsanların fizik ve moral tekâmülleri arasındaki fark kalkmadıkça milletler arasında fikri bir tekarrübün kolayca temin edilebileceğini kabul etmek bir hayal olur. Bir taraftan iklimin, şeraiti hayatiyenin, bünyenin, terbiyenin seciye ve mizaç üzerine olan te’siri, diğer taraftan asırlardan beri sükûnet bulamıyan dini ve bilhassa harbi umumiden sonra milli ve siyasî cereyanların bilâkis kuvvetlenmesinin milletler arasındaki ayrılığı idame ettirdiğinde şüphe yoktur. Filvaki ilim ve sanatın insanları bir dereceye kadar yaklaştırmağa hizmet eden âmillerden olduğunu kabul etmekle beraber, âlemşümul bir kardeşlik, yani bütün dünya insanlarının yekdiğerini kardeş telakki edivermeleri esasının realize oluvermesi buğün için çok uzak bir idealdir. 

Biz bu uzak ideali sırası geldiği vakit avdet etmek üzere bir tarafa bırakalım da tahakkuku kolay ve emin olan idealler peşinde koşalım. Fazilet ve insanlık telkinatına evvelâ kendi memleketimizde, kendi hudutlarımız dahilinde başlıyalım.

Her şeyden evvel kendi aramızda anlaşalım, kendi elemlerimiz üzerinde dertleşelim. O vakit Masonlukta âlemşümul olmasını temenni ettiğimiz ideal kendiliğinden doğar ve  müessir olur.”[21]

Yandaki fotoğraf, Samsun 'da mason örgütlenmesi için loca çalıişmalarında; Işık locası masonları ile

Mim Kemal Öke - Kemalattin Öke’nin mason tarikatı yerel localarında ihanet çırpınmaları çok. Mason Tarikatı ve Emperyalizm III – Türkiye kitabında  hepsini anlattım, belegeleri ile… 

Mason Reşat Atabek;

“La Chaîne d'Union dergisi 1934-35 Eylül ayı nüshasında Meşrik-i Azam'ın 25. Yılının 1 Ağustos tarihinde kutlandığını nakil etmektedir. (…)

Yunan Orient'u namına Fotiadis, Velicanis ve Mırmıroğlu AMİ. (Association maçonnique Internationale) namına Raşit biraderler, Fransız Grand Orient’u namına Mim Kemal ve Tiberius biraderler toplantıya iştirak ettiler. (…)

Muhiddin Celal Süprem Konseyin kuruluşunu anlattı ve 13/6/1909 tarihinde David Kohen,  Nikola Forte ve Mişel Nuradukyan biraderlerin toplanıp Meşıî Azamı kurma karanm aldıklarını ve bu toplantının Hacopulo pasajında toplantının yapıldığını bildirdi.”[22]

Burada  iki tane çok çok önemli bilgi var;

  • UMD (AMI) toplantısına, Türkiye’nin değil, Fransız Büyük Doğusunun temsilcisi olarak katılıyor. Hangi ilişkiler içinde olduğunu, emperyalist ülkenin temsilcisi olacak kadar, milli kimliğinden uzaklaştığını göstermektedir.
  • Masonlar Reşat Atabek ve Muhiddin Celâl, Osmanlı masonluğunu Türk olmayanların kurduğunu açıkça söylemekteler.

Türkiye Büyük Doğusuna bağlı bir locanın üyesi olan Fransız Vatandaşı  mason Edvar Löbe  milli denen Türkiye Büyük Doğusu Genel Kurulunda Türkçe bilmediği için, Fransızca konuşmak ister.  Daimi Heyet’in  (Yönetim Kurulu) üyelerinden milli duyarlılıkları olan Ahmet Nehri ve Fahreddin Kerim itiraz ederler.

Mim Kemal, yabancı üyeler olduğu gerekçesi ile, Türkçe bilmeyen üyelerin de düşüncelerini dile getirmesini engellememek gerektiğini söyleyerek, Edvar Löbe’nin Fransızca konuşmasına izin verir.[23]  Türkçe bilmeyen Fransıza saygı gösteriyor baş efendi, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti topraklarında. Fransız Edvar Löbe Türkçe bilmiyor, Türk vatandaşı masonlar kendi ülkelerinde Fransızca bilmek zorundalar. Haysizyetsizliğe, onursuzluğa bakar mısınız; Türk Milliyetçiliği düşmanı Masonbaşı Mim Kemal Öke!

Mim Kemal Öke’nin, Uluslararası ilk mason toplantısında Fransız masonlarını temsil ettiğini anımsıyoruz, değil mi? Bu olayda, rezillik ve ihanet bununla bitmiyor. Edvar Löbe,  bir sonraki Uluslararası Mason Birliği’nin Eylül 1923’te Cenevre’de yapılan ikinci toplantısına Türkiye Büyük Doğusunu temsilen katılır.  Türkçe bilmeyen Fransız vatandaşı Türkiye temsilcisi. 

Türk ulusunun Atatürk ismini verdiği Mustafa Kemal, Türk ve milliyet kavramına düşman bu adamlarla mı aynı yapı içinde olacak?

Bunlar mı milli?

Atatürk ve Masonlarla İlişkisi ve Bilim İnsanları ve Türkçüler  

Ezilen bir ulusun ezenlere karşı isyan etmiş bilinciydi. Halkına çağının  olanaklarını kazandırmak istiyordu. Bunun için halkçıydı. Bunun için devrimciydi. Bunun için milliyetçiydi.[24]

    Uğur Mumcu

Uğur Mumcu;

Doğu ezilmişti. Evrensel hukuku, uygar kuralları yoktu. Sömürücü Batı tarafından geri bırakılmıştı. Mustafa Kemal Batı hukukuna yöneldi, ama bunu Batı kopyacılığı olarak değil, uygarlığın ortak evrensel kurallarıdır diye benimsedi. (…) Devrimleriyle toplumun üretim ilişkilerini, ekonomik kurallarını yıkıp, yeni bir düzenin temellerini atacaktı; toplumun alt yapısını değiştirecekti. Ama devrimler durdu. Ve biz Batı egemen kültürünün hukuksal kurallarına demokrasi dedik. Kemalizm’in yerine gardırop Atatürkçülüğünü koyduk.”[25]

 

 

 

Emre Kongar; 

Bir devrimin ortaya çıkması için nesnel koşulların varlığı her zaman yetmeyebilir. Ancak insanoğlunun, doğrudan doğruya kısa dönemde yönlendirdiği ve güdümlediği birtakım öğeler nesnel koşulları hazır olan bir devrimi su yüzüne çıkartabilir. Ya da yine doğrudan kısa dönemli yönlendirme ve güdümlemeleri ile bir devrim öne alınabilir ya da geciktirilebilir. Öte yandan, kişilerin kısa dönemli (insan yaşamına sığan) etkinlikleri, belli devrimlerin yönlerinin ve niteliklerinin bile bir süre değişmesine yol açabilir.” [26]  

Dedikten sonra, devrim için gereken öznel koşulları; liderlik, örgüt ve ideoloji olarak tanımlamaktadır.  Türk Devrimini Emre Kongar Hocamızın bilimsel temelde açıkladığı nesnel ve öznel koşullar içinde anlamaya çalıştığımızda, Türk Devrimi için toplumsal nesne koşullar oluşmuş Türk Ulusu, karizmatik lideri Mustafa Kemal Atatürk ve örgütleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Kuvay-ı Milliye ve CHF/CHP, ideolojisi de Kemalizm’dir.

 

Attilâ İlhan;

…  ucunun yine emperyalizme uzandığı gittikçe daha iyi anlaşılan ittihatçı muhalefetiniyse acımasızca ezmiştir. Bunu yapmasaydı, o kadar üzerine titrediği bağımsızlık da, halk egemenliği de, daha o zamandan gümbürdeyecekti. İdamına karar çıkan, eski İttihatçı Cavit Bey’i kurtarmak için, İngiltere Kralı V. George’un Çankaya’dan af istediğini bir hatırlayın, bütün i’lerin noktalan kendiliğinden yerini bulur.

O Cavit Bey ki, Selanik komprador burjuvazisinin ‘evladı’, ‘sivil’ ittihatçıların önderi, Osmanlı masonluğunun ‘büyük üstadı’ idi.[27]

Yahudi ırkçısı, emperyalist Batının siyasi, ekonomik casusu Cavit bey, 33.° ve Masonbaşı. Masonlar Türkiye’ye karşı her yaptıkları ihanet sonrasında, cezalandırılma aşamasında;  kendi uluslarına karşı emperyalistlerin desteği ve korumasını istemişlerdir.

 

 

Aslında hiç unutulmaması gereken, fakat ısrarla unutturulmak istenen ‘önemli nokta’ acaba şu ‘ayrıntı’da gizli olabilir mi? ‘Mason Locaları’, Gâzi’nin Cumhuriyeti’nde yasadışına çıkarılmıştı; İnönü Cumhuriyeti’nde serbest bırakılmıştır. Fahrettin Paşa (Altay) Büyük Taarruz’un o ‘baba’ Süvari Kolordusu Kumandanı, Çankaya Hatıralarında. (1925), şaşırtıcı bir misafirden söz eder:

‘...az sonra isminin Râsim Ferit olduğunu öğrendiğim, şaşı gözlü bir doktor gelerek Atatürk’ün elini öptü ve işaret edilen yere oturdu, konuşmaya başladı. Kendisi ‘Mason’ imiş, sözleri de ‘Masonluk hikâyeleri’. Atatürk, bir zamanlar kendisini de Mason yapmak istediklerini, fakat kabul etmediğini söyledi. İstanbul’da Mason Üstad-ı Azamı, Temyiz (Yargıtay) azasından Servet isminde bir zatmış, istifa ettirmiş...” (On Yıl Savaş, s. 408, İnsel Yayınları, 1970)

Mustafa Kemal’in sözünü ettiği o ‘bir zamanlar’, onun Selanik yıllarına tekâbül ediyor. Çankaya’da Fahrettin Paşa’nın tanık olduğu sözlerin doğruluğunu, Lord Kinross da, ünlü eserinde doğruluyor:

“... Selânik’in, öteden beri, gizli cemiyetleri doğurmaya uygun bir havası vardı. (...)

İttihat ve Terakki Cemiyeti de, farmasonların binalarından ve tekniklerinden bol bol yararlanıyordu. Giriş töreninde aday üye, gözleri bağlanarak pelerin ve maskeli üç kişinin huzuruna alınıyor ve memleketi kurtaracağına, Cemiyet’in emirlerini tutacağına, sırlarını ele vermeyeceğine; hem Kur’an hem de kılıç üzerine yemin ediyordu. Bu çeşit maskaralıklar, Mustafa Kemal’in yaradılışına aykırıydı...” (Atatürk, Bir Milletin Doğuşu, cilt 1,4. basım, s. 57, Sander Yayınları, 1972)

Gâzi’nin masonluğu hakkında, hayli rivayet üretilmiştir; oysa Fahrettin Paşa açıkça söylüyor: Bir Yargıtay üyesinin ‘masonluğuna’ katlanamayacak kadar buna karşıdır; Râsim Ferit Bey’in ‘Masonluğun faydaları’nı anlatmak için Çankaya’ya yaptığı ziyaret, orada geçirdiği günler, Gâzi’yi iknaya yetmeyecektir; besbelli, bazı şeyleri unutamıyordu. Ne gibi mi? Sevres Muahedesini, ‘Hürriyet ve îtilâfçı ‘Feylesof’ Rıza Tevfik Bey imzalamıştı, bunu herkes bilir; bilir de, acaba Mason Locaları Maşrık-ı Azamlığı’nı, o sıra henüz, meşhur ‘Maliyeci’ Mehmet Câvit Bey’den ‘devralmış olduğunu’ da bilir mi? Atatürk’e suikast davasında yargılanıp, suçlu bulunarak ‘asılmış’ olan Câvit Bey, ‘İttihatçı’ sıfatıyla aynı zamanda Mason Locaları Maşrık-ı Azami bulunuyordu; tuhaftır ama, o da Rıza Tevfik Bey gibi, şiddetli İngiliz/Fransız (Batı) taraftarı idi. Şimdi iyice ölçüp tartınız! İnönü Cumhuriyeti yıllarında, ikisi de ‘Atatürkçü’ sayılabilirlerdi; ama Gâzi’nin Cumhuriyetinde ‘Kemalist’ sayılmaları, her bakımdan imkân haricidir: Birisi ‘suikast’tan asıldı, öteki ‘ihânet’ten sürüldü.[28]

İhanetten astığı ve sürdüğü, İngiliz işbirlikçileri, masonların büyük üstadları, masonbaşları, başlarıdır!

Atatürk bu hainlerle aynı ortamda olabilir mi?

Hasan İzzettin Dinamo;

Selanik kozmopolit bir şehirdi. Burda Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasını dört gözle bekleyen imparatorluk milletlerinin millî ihtilâlcileri de bu yıkımı çabuklaştırmaya çalışıyorlardı. Bundan başka Selanik'te Avrupa'nın fikir merkezlerince beslenen Avrupalılaşmış ve iyi örgütlenmiş bir yahudi azınlığı da vardı ki, bunların bir çoğu da Avupa Üniversiteleri görmüş gerçek aydınlar ve ihtilâlcilerdi; aralarında birçok da İtalyan tebaası vardı. Hepsi de Franc-Maçon (Farmason) localarına kayıtlıydı. Mason localarının İttihat ve Terakkicilere yaptığı önemlice para yardımı da bu partinin gücünü arttırıyordu.

Bu aydın yahudilerin İtalyan tebaası olanları Türk ihtilâlcilerine yataklık ediyor ve onları “Kızıl Sultansın şerrinden koruyordu. Hafiyelerce kıstırılmaya çalışılanlar soluğu doğruca bu ahbaplarının evinde alıyor ve ele geçmekten kurtuluyorlardı.

Ali Fethi Manastır'da bulunuyordu. İstanbul'da Manastır'daki Ordu Erkânı Harbiye'sine atandığı gündenberi ordaydı. Mustafa Kemal'le haberleşiyorlardı. Fethi de birçok İttihat ve Terakkici subaylar ve siviller gibi Mason' localarından birine girmek zorunda kalmıştı. Localardan birine kapılanmış bir Türk ihtilâlcisi, Yahudi evlerinde yapılan gizli toplantılara daha kolayca girip çıkabiliyordu.

Mustafa Kemal, bu yeraltı çalışmalarını biraz inceledikten sonra gerçeği anlar gibi olmuştu.- Paralı yahudilerin beslediği Franc-Mason localarının desteğine yaslanan İttihat ve Terakki Partisi'yle tek başına başa çıkamayacağı meydandaydı. Kendine güveni olduktan sonra hazır kurulmuş bir partinin içine girip onu ele alamaz ve kendi düşüncelerine göre yoğurup bir biçime sokamaz mıydı? Bu düşünülmeye değerdi. İttihat ve Terakkiye de bunun için girmemiş miydi? Yakın arkadaşları onu mason localarından birine girmeye zorluyorlardı. Şunlardan birine girmedikçe de kibar sınıfın sık sık gittiği eğlence ve toplantı yerlerinde bir itibarı olmayacaktı. Hatta İttihat ve Terakki Örgütü içinde değer sahibi olmak için yine mason localarından birine kapılanmak gerekiyordu.

Bu ihtilâlci Yahudiler arasında sosyalistler, anarşistler, nihilistler gibi hep başka memleketlerde İhtilâl çıkarmayı düşünenlere rastladıkça Mustafa Kemal'in nevri dönmeye başlamıştı.

Bu yüzden de hiçbir locaya girmedi ve Farmason olmadı.”[29]

Sina Akşin;

Hürriyetten önce Osmanlı Devleti'nde ki Mason localarının hepsi yabancı kuruluşlardı, dolayısıyla da kapitülasyon ayrıcalıklarından yararlanıyorlardı (örneğin, Osmanlı polisi çağrılmadan buralara giremezdi). Gizli örgüt olarak İT'nin buralarda yuvalanması kolaydı. Üstelik Masonlar, ideolojileri gereği, İT'ye üye olabilecek kişilerdi. Ayrıca Mason örgütlenmesinin İT'nin örgütlenmesine birtakım etkiler yapmış olduğu da açıktır. Bunları söyledikten sonra, bütün İttihatçıların ya da büyük çoğunluğunun Mason olmadığını da belirtmek gerekir. Örneğin Kemal Atatürk, Celal Bayar bir zamanlar İttihatçı oldukları halde, Mason değillerdi.” [30]

Attilâ İlhan;  

Kendisi tam bir ittihatçı değildi. Gazi hepsini bir yokluyor, masonluğu bile yoklamış, fakat sonra masonlara tavır takınıyor ve Türkiye’de yasaklıyor faaliyetlerini. Çankaya’ya sık sık gelen Gazi’yle görüşen bir adam var. Meğer bu Gazi’ye masonluğun kötü olmadığını anlatmak için gelirmiş. Geliş nedeni, Gazi Yargıtay’daki bir üyenin mason olduğunu öğrenince görevden almış, bunu alınca masonların etekleri tutuşmuş, onu yollamışlar, ‘Aman böyle olmasın’ çünkü masonlar herşeye hakim olacak ya… Gazi bunun mukabilinde ne yaptı, hepsini kapattı.

Şimdiki masonlar Atatürkçü olduklarını herkesten çok dillendiriyorlar? İnönücü onlar. Atatürkçü değil, Atatürk masonluğu yasaklamıştı. Şimdi bakın, İki büyük Mason. Birisi Selanikli maliyeci Cavit Bey’dir. İttihatçılar zamanında Maşrık-ı Azam oydu. Yenildiler hepsi kaçtı, ama o İstanbul’da idi. İşgalciler geldiler, Hürriyet ve İtilafçıların içerisinde masonların en kıdemlisi de Filozof Rıza Tevfik Bey’di. İnanılmaz birşey… Biri itilafçı, biri ittihatçı birbirlerine kedi köpek gibi düşman olmaları lazım gelen bu adamlardan birincisi Maşrık-ı Azamdı. Maliyeci Cavit Bey İttihatçıların Avrupalı adamıydı, Avrupalıların menfaat ve fikirlerini savunuyordu. Filozof Rıza Bey de Sevr maddesini imzalayan adam. Masonlar bunlar. Mustafa Kemal’in bunlardan yana olması mümkün mü? Gazi bunlardan birini astı birini sürdü. Sevr’i Masonlar imzaladı yani?[31]

Orhan Avcıoğlu;

“”Atatürk Mason muydu?” sorusunu yanıtlamaya yöneleceğim: “Girdiğini kanıtlayacak hiçbir belge ve tanıklık yoktur. ‘Girdi’ diyenler sadece başkalarından işittiklerini tekrarlamaktadırlar. Kanımca 1908’lerde Selanik’te genç bir subayken diğer İttihatçı arkadaşları gibi konuyla ilgilenmiş olabilir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki Jöntürk sivil ve subaylar localara masonluk yaymak için değil, ‘gizli ihtilalci toplantıları hafiyelerin gözlerinden kaçırmak için giriyorlardı.’ Genç Mustafa Kemal de buralara uğramış olabilir.” [32]

H.C. Armstrong;

Mustafa Kemal’i Veritas Locası kardeşliğine almışlardı. Genç subay, kendisini sevmediği ve nefret ettiği bir ortamda buldu. Loca, kısmen Enternasyonalist Nihilist Teşkilâtına bağlıydı. Burada milliyetsiz insanlar, Rusya’nın saçtığı kötülük tohumlarından, Yahudiiere yapılan baskıdan bahsediyor, sadece para lafı ediyorlardı. Bunlar zararlı, ne olduğu belirsiz birtakım sırlara sahip başıboş insanlardı. Mustafa Kemal, içeriğini iyice anlamadığı halde, International Finance and International Subversion and Subteranean teşkilâtının ağına düşmüş olduğunu o keskin zekâsı ve sezgileriyle hemen anladı.

Onun uluslararası amaçlar ve Yahudi dertleriyle ilgisi yoktu. Masonluktan da hoşlanmıyor ve bunu hiçbir zaman gizlemiyordu.

O her yönüyle Türk’tü, Türklüğüyle iftihar ediyordu ve bütün amacı, ülkesini hiçbir yetkisi kalmamış padişahtan ve yabancıların pençesinden kurtarmaktı.”[33]

Türkiye’de masonlara karşı en büyük mücadeleyi yapan ve Masonlara tam anlamıyla cephe alan liderler, Sultan II. Abdülhamid ve Atatürk’tür.

Bütün ömrü boyunca Batı ile savaşan, işgalci ve sömürgen Batıyı, halkı ile birlikte Kurtuluş Savaşı ile yurdumuzdan kovan,  Türkiye Cumhuriyetini ulus devlet olarak kuran;

Ne mutlu Türküm diyene”  

“Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları'na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.”

“Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk milletine canımı vereceğim.”

“Benim yaratılışımda fevkalade olan bir şey varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir.”

Diyen Atatürk mü mason olacak?

Hadi oradan milletsiz, emperyalizmin işbirlikçileri.

Atatürk‘e İngiliz Casus Masonların Suikast Girişimleri  

Casus Mason Mustafa Sagir, 1921

İngilizler tarafından Hindistan da küçük çocuk iken devşirilmiş, özel eğitilmiş İngiliz casusu mason Mustafa Sagir, yakalanmış, yargılanmış ve idam edilmiştir.

Kılıç Ali’nin anılarından aktaralım;

Mustafa Sagir’in mahkemesi günlerce sürdü. Duruşmalar geniş bir halk topluluğu tarafından ilgiyle izlendi. Hâkimiyet-i Milliye gazetesi duruşmaları, 10 Mayıs 1921’den başlayıp günü gününe yayımladı. Deliller çoktu ve kesindi. Mustafa Sagir her şeyi anlatarak suçunu itiraf etti. Tanıklar dinlendi, Mustafa Sagir kendisini savundu. Bir Numaralı Ankara İstiklal Mahkemesi olarak, 23 Mayıs 1921’de Mustafa Sagir’in idamına karar verdik.(…)

 

 

Mahkeme Karar no. 283;

“…ahiren İngiliz Hariciye Nezareti’hin muvafakati ve Ingilizlerin İstanbul’da casusluk yapmaya memur ettikleri Miralay Nelsoın’un emri ile İstanbul’a gelip Anadolu’nun itimadını kazanmış bazı kimselerle müştereken ‘Türk Hint M. Cemiyeti’ namı ile bir cemiyet kurduğu ve daha sonra Karakol Heyet-i Merkeziyesi’nden aldığı itimatname ve vesikayı hamilen kendisine Hint Hilafet Komitesi Fevkalade Murahhası süsiinii vererek Ankara’ya geldiği ve Ankara’dan kimyevi bir terkib ve eczalı mürekkeple yazılmış mektuplarla lngilizlere mahrem hususları bildirdiği ve bu suretle casusluk yaptığı, gerek ele geçen delillerle ve gerek kendi itirafları ve yapılan muhakeme esnasında şahitlerin beyanı ile mertebe-sübuta vasıl olan Hintli casus Mustafa Sagir’in şaiben idamına,… (…)

Mustafa Sagir, 24 Mayıs 1921’de Karaoğlan Çarşısı’na getirilerek, büyük bir kalabalık önünde, mahkeme kâtibi Rıza Bey tarafından mahkemenin kararı okunduktan sonra asılarak idam edildi.[34]

 Amiral Nelso’un kıdemli bir mason olduğunu söylemeye gerek yok sanırım!

Mason, İttihat Terakkiciler, Cavit ve ihanet çetesi,  1926

“Eski Maliye Bakanı Cavit Bey’in Nişantaşı’ndaki evinde sık sık toplantılar yapıldığını öğrenmiştik. Toplantılara bizzat Cavit Bey başkanlık ediyordu. Yeniden ihya edilecek İttihat ve Terakki için hazırlanmış bir program bu gizli toplantılarda madde madde görüşülüyordu.(…) Kara Kemal, vatanseverlik ve arabuluculuk maskesi altında oynadığı çeşitli rollerinde başarılı olmuştu. Bu maske altındaki faaliyeti de, Cavit Bey’in evindeki gizli toplantılar sonucunda Birini Meclis’teki İkinci Grubu geliştirip, İkinci Meclis’teki Terakkiperverlere katmak ve hepsini İttihatçıların çatısı altında toplayarak, bir sentez halinde sahneye çıkmaktı. Nitekim İzmir'deki yargılamalar sırasında, Kara Kemal’in İkinci Grup üyelerinden Kara Vasıf Bey aracılığıyla bunun için görüşmelerde bulunmak üzere İkinci Grup ileri gelenleriyle ilişkiye geçtiği ortaya çıkmıştı.”[35]

Kılıç Ali anıların da ayrıntıları ile anlatılır; Mustafa Kemal’i yok edip, devleti ele geçirme hedefi güden ekipte, Cavit beyin güdümünde önde lider Rauf bey, eski İzmir Valisi Rahmi, İsmail Canbolat, Nail, Nazım, Hüseyin Cahit… hepsi de mason…  

“Bu gizli toplantı ve faaliyetlerin hedefi olan meşum suikast işinin uygulama yönünü Şükrü Bey üstüne almıştı. Şükrü Bey, suikast yoluyla hükümeti devirmenin en amansız ve ateşli taraftarıydı. Bu işin perde arkasındaki siyasi hazırlıklarını ise Cavit Bey’in yönettiği anlaşılıyordu.”[36]

İstiklal Mahkemesi Savcısı Necip Ali beyin (Küçüka)  iddianmesinin girişinden;

“Türkiye kamuoyundan aldığı ilerici ue mutlu ilham ile devlet kavramının ifade ettiği alan içinde memleketin sosyal, ekonomik ve medeni gelişimine çaba harcamaktan bir an uzak kalmamış olan Cumhuriyet ve İnkılap Hiikümeti’yle demokrasi idare usulünün hâkim olduğu her memlekette kullanılan siyasi ve medeni mücadele daima mümkün ve hiçbir kanuni kayıtla kapalı değilken; isimleri aşağıda zikrolunan kişiler olumsuz ve karanlık bir ruh taşıyan zümreden aldıkları telkin dairesinde -dünya tarihinde meydana getirdikleri çok iğrenç ve kanlı levhalar dolayısıyla, daima düşünen insanlık tarafından lanet ve nefretle karşılanan- hiç de meşru sayılmayan, ancak canilere yakışır teşebbüslerle hükümeti yıkmak ve menfur gayelerine ulaşabilmek için Türkiye Cumhuriyeti ve inkılabının bil-hakkın temsilcisi bulunan Reisicumhur Hazretleri’ne suikast yapmak suretiyle memlekette bugün genişliği ve dehşetinin  ölçülmesi  mümkün olmayan bir felaket hazırlama  teşebbüsünde  bulunmuşlardır.          

 

 

 

Çok kızıl ve alçakça fikirler çevresinde birleşen ve uzuvlaşan ve Tiirk inkılap tarihinde ebediyen meşum kara bir leke olarak yaşayacağı muhakkak bulunan bu zümrenin tertip ve izhar ettiği (hazırladığı) alçakça teşebbüsleri tafsilen (ayrıntılı) arz edeceğim...”[37]

Günümüz masonları, Atatürk’e suikast ve Türkiye Cumhuriyeti’ini ele geçirmek için çete kurmak suçu ile vatana ihanetten hüküm giymiş, bütün suçları kendi mektupları ile ve diğer bir çok kanıt ile belgelenmiş, Atatürk’ün onayı ile idam edilmiş kişiyi cemiyetlerinden ihraç etmez, resmi yayın organları Tesviye Dergisinde, Aralık 2011 yılında Büyük Üstat diye tanıtır, överler.

Oysa Talat Paşa’yı hakkında hiçbir mahkeme kararı olmadan, emperyalistlerin doğrultusunda, Büyük Üstadlıktan ve masonluktan çıkarmışlardı. 

Cavid Bey gibi, bir diğer vatan haini, aynı davada idam edilen İsmail Canbolat‘ı da çok severler, övgü dolu kitaplar yazarlar. 

Vatan Haini Masonbaşı, Tesviye Dergisi

 

 

İşte masonların Atatürkçülüğü, milliliği; vatan hainine sahip çıkarlar

Kılıç Ali’nin anılarından;

“Canbolat, İttihat ve Terakki Fırkası’nın yeniden canlandırmak amacıyla yapılan gizli toplantılara katılmakla suçlanıyor ve suikastın bu toplantılarda planlandığı iddia ediliyordu. Canbolat Bey’in, İttihat ve Terakki’nin gizli şefi durumundaki Cavit Bey’e sürekli mektup yazarak Meclis’le ilgili bilgiler verdiği ve İttihatçı grubun bir raportörü gibi çalıştığı daha sonra ortaya çıkacaktı.”[38]

Aralarında İsmail Canbolat’ın da olduğu çoğu idam hükmü alarak mahkeme sonuçlanır.

“İstiklal Mahkemesi, yukarıda da belirttiğim gibi, İzmir suikastı davası sanıklarından eski Maliye Bakanı Cavit Bey, eski Eğitim Bakam Dr. Nazım Bey, Erzincan eski Milletvekili İhsan Bey, eski Başbakan ve İstanbul Milletvekili Rauf Bey (Orbay), Ardahan Milletvekili Hilmi Bey, Sivas eski Milletvekili Selahattin, İzmir eski Valisi Rahmi Bey ve İstanbul eski Milletvekili Dr. Adnan Bey’in (Adıvar) davasını ayırmış, bu sanıkların Ankara’da ayrıca yargılanmasına karar vermişti.”[39]

Mahkeme kararından, Vatan Haini masonlar;

“Umumi harpte kaçanların, memlekette milli mukavemet ve istidadı sezdikleri dakikadan itibaren, Berlin’de başlayarak Moskova ve Batum’da devam eden faaliyetlerinin, kendi kendisini kurtarmaya çalışan milletin batzi oldukları felaketi tamir ve telafisi imkânsız bir hale getirecek tarzda yeniden memleketin mukadderatını ele almak maksadiyle harekette bulundukları sabit olmuştur.           Davacısı bütün bir millet ve şahidi bütün bir cihan olan umumi harp felaketlerinin, milli zafer şerefine ve hürmetine bütün siyasî mücrimler arasında millet tarafından affedilen mesulleri, umumi harpten sonra yabancı topraklarda anavatan aleyhinde tertip ettikleri entrikalardan dolayı dahi af ve müsamahaya mazhar olmuş ve kayıtsız şartsız vatandaşlık camiası içine kabul edilmiş iken, bunlardan bir kısmının, her türlü hamiyet ve vicdan kaydından ari bir hırsla açtıkları cinayet mecrasına yeni ve gizli istikametler vererek kötü maksatlarına doğru yürümekten fariğ olmadıkları, muhakemenin cereyanı ile açıkça anlaşılmıştır.

Türk miliyetinin kuvvet ve mukavemet kaynaklarının tükenmez bulunacağından gafil bulunarak, o zaman millet ve memleketi düşman ayakları altına atıp kaçmaktan başka çare bulamayan ittihat ve Terakki ileri gelenlerinin, milli zaferin tabii neticesi, kendilerinin yeniden iktidar mevkiine gelmeleri olacağı kanaatiyle mütehassis oldukları ve Berlin’de kararlaştırılarak Moskova’da tecrübe edilen Anadolu’ya ve Anadolu’daki iktidar mevkiine baskın fikirlerinin başlıca rüesasınm ortadan çekilişleriyle arızi bekleyişten sonra, Birinci ve İkinci Lozan Konferansları müddeti arasında İstanbul’da eski Maliye Nazırı Cavit Bey'in evinde yapılan gizli kongrede eski maksatların teminine doğru yeni kararlar alındığı tamamen tezahür ve treyyiin etmiştir. Zikredilen gizli kongrede Cavit, Kara Kemal, Şükrü ve İsmail Canbolat tarafından isimleri tesbit olunan ve İstanbul’da mevcut bulunmayanları muhabere ile davet edilen kendi tabirlerince ‘Eski İttihatçıların toplandığı ve Kara Kemal'in Gazi Paşa Hazretleri’ne İzmit’te vaki müracaatı, asıl mevzua vesile ve zemin edinilerek, İttihat ve Terakki’nin ilerideki rolü konuşulduğu ve kongre azasından bir kısmının vatan, hamiyet ve fazilet duygularının galebesiyle bu mahiyette hır siyasî faaliyeti hoş görmeyip ayrıldıkları ve bir kısmının davetlere hiç gitmedikleri ve merhum Ziya Gökalp Bey’in de Diyarbakır’dan aldığı davetnameye red cevabı verdiği, diğer bir kısmın da toplantıda hazır bulunarak, müzakerelere katıldıkhırı anlaşılmıştır. (…)

O zamanlar, bu gizli heyetin, henüz tohumu halinde bulunan mefsuh ve mülga Terakkiperver Fırkasının Meclis içindeki müstakbel unsurları, buhud’a ve desiselerle temin edildikten sonra, fırka ve ayrılık tabirleri ağıza alınmadan, muhtelif telkinlere başlanmış olduğu ve Meclis dışında Cavit, Cahit, Kara Kemal, Dr. Nazım, Rahmi, Nail, Hilmi ve Meclis içinde Rauf, Şükrü, İsmail Caııbolat Beylerin azami hararetle faaliyete geçerek, Halk Fırkası çoğunluğunu, teşkili düşünülen fırkaya imale suretiyle  memleket idaresini ellerine almaya doğru yürürken ve bu esnada Rauf, Cahit ve Cavit Beylerin İstanbul matbuatının bir kısmını dahi maksatlarına vasıta olarak kullanmaya muvaffak oldukları da anlaşılmaktadır. ”[40]

Armstrong;

“New York, Paris, Berlin'deki güçlü Yahudi örgütleri affedilmeleri için mektuplar ve telgraflar göndermişlerdi. Viyana ve Berlin'deki Rothchilds bankerlik kurumları da dahil olmak üzere, bir dizi büyük finans kuruluşu, İngiliz ve Fransız hükümetleriyle her iki ülkedeki basın, Cavid'i kurtarmak üzere bütün nüfuzlarını kullanmaları için seferber etmişti. Fransız Sarraut, Cavid için kişisel bir ricada bulunmak üzere Ankara'ya gelmişti. Sarraut, Doğu Farmason locasının tanınmış bir ismiydi.”[41]

Rauf ve Rahmi yurtdışına kaçmışlar. Cavit, Dr. Nazım, Nail ve Hilmi idama mahkum olurlar.  Hüküm gereği idamlar 26 Ağustos 1926 gecesi yerine getirilir. İdam gününün, Büyük Taaruzun başladığı güne getirilmesi dikkat çekicidir.

Atatürk’ü öldürüp, devleti ele geçirmeyi planlayanlar, başlarında Büyük Üstadları Yahudi Dönmesi Cavit olmak üzere İttihat Terakki’nin Mason kanadıdır.

Atatürk’ün  Türkiye’den Sürdüğü ve  İdam Ettirdiği Masonlar

Lozan anlaşması sonrası, Türkiye’den sürülen 150’likler arasında kaç mason vardı, tek tek sayıyı vermek mümkün değil. Ancak bunların en önemlisi: Türk düşmanı Masonbaşı Rıza Tevfik.

Atatürk’e suikast ve Türkiye‘yi yıkmak davasında idam edilen dört mason: Yahudi dönmesi Cavit bey, İsmail Bolat, Nail, Hilmi.  

Hüseyin Cahit Yalçın’ı Yozgat’a sürer, Ahmet Emin Yalman, Adnan Adıvar yurt dışına kaçar.

1926 Hain Masonların, 2000’li Yıllarda İbretlik İzdüşümleri

40 yıllık mason Seyhun Tunaşar, hıyanetleri mahkeme kararı ile kesinleşip idam edilen masonları,  bakın nasıl överek anlatıyor;

1923 yılında 2. Dönem Milletvekili seçimleri yapılıyor. Bir muhalefet gurubu oluşuyor. 29 milletvekili Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TPCF)’nı kuruyorlar. Bu yeni siyasi oluşumda askerler dışındakiler ‘Liberal’ görüşlü kişilerdir ve diktatorya karşıtıdırlar. Tarih, 17.11.1924’dür. Parti teorisyenlerinin başında Maliyeci CAVİD (1875-1926) 33° Kardeşimiz, İzmir eski valisi RAHMİ (Aslan. 1874-1947) 33° Kardeşimiz, İsmail CANPOLAT (1880-1926-Makedonia Rızorta Lo:. 2J.09.1907) Kardeşimiz, Ankara Hükümetinin ilk Dışişleri Bakanı Bekir SAMİ (1867-1932) Kardeşimiz, Gazeteci Hüseyin Cahit YALÇIN (1875-1957) 33° Kardeşimiz de bulunmaktadır.

Askerler dahil hepsi İttihat ve Terakki Cemiyeti aktif üyeleridir. Osmanlı’da ‘sivil toplum örgütlerini’ ilk gündeme getirenler de 10 kurucu üyesinden 9’u Masonlardan oluşan ‘İttihat ve Terakki-Osmanlı Hürriyet’ cemiyetidir.[42]

1938’de doğduğu halde 1935’deki kapatılmayı gördüğünü söyleyen Mason Seyhun Tunaşar, utanmazlığını ve hayasızlığını, iftira ve yalanlarını, Atatürk’ü de katacak düzeyde sürdürmekte;

Atatürk’ün bu yakınlarından masonluk hakkında aldığı bilgiler vardı. Kendisi herhalde cepheden cepheye koştuğundan olacak, çok takdir ettiği bu Müesseseye katılamamıştı. Bununla beraber Atatürk, Mason teşekkülü için çok büyük iltifatlarda bulundu. (…)

Atatürk’ün Ankara’ya gelen ve mason olan yabancı hükümet ricalini, mason localarında ziyaret ettiği vaki idi.[43]

Mason Seyhun Tunaşar’ın kitabının önsözünü, bir Tıp akademisyeni olan, kendisinden önceki masonbaşını mahkemeye vermiş, mahkemede kaybetmiş, masonbaşı Asım Akin yazmış;

Seyhun Tunaşar’ın bu eserini okuduktan sonra, Türk Masonluğu konusundaki görüşleri 1965 de Evrensel Masonluğu[44] seçmesinin nedenleri daha iyi anlaşılacagı gibi, antimasonik eleştirilere verilecek yanıtlar da daha bilinçli, daha yetindirici ve doyurucu olacaktır.

Seyhun Tunaşar'ın bu eserinin önsözünü bana yazdırmayı istemesi, benim için büyük bir onur kaynağı olmuştur. Kendisine, bu çalışması ve eserinden dolayı şükranlarımı sunarım.” [45]

 

 

 

 

 

Sebataycı Mason Seyhun Tunaşar ‘ın yalanlarını, biraderinin Atatürk’e isterik iftiralarını onaylayan, öven bir Masonbaşı!  Hangi yüzle 10 Kasım‘da  Anıtkabir ‘i ziyaret ediyor. Bu kişi bir üniversitede Profesör olmuş, ama daha belge nedir bilmiyor.  Üstlerine giydikleri bu komik ve çağ dışı kıyafetler mi böyle yapıyor bunları?

Masonların Yalanları  ve Yanıtlarımız

Benim yaratılışımda fevkalade olan bir şey varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdir.

Her Türk ferdinin son nefesi, Türk milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir.

    Mustafa Kemal Atatürk

Türk vatandaşı kıdemli ve Masonbaşılar, bakalım nefeslerini, Türk milleti için mi, mason tarikatı için mi alıp veriyorlar?

Masonlar, Atatürk’ün mason olduğunu söylerler ama hiçbir zaman belge ve somut kanıt gösteremezler. Hep sokak arası dedikodu düzeyinde, mason olduğunu söylerler. Buraya kadar aktardıklarımız azıcık aklı olanlara bile,  Atatürk’ün eylemleri ve sözleri; tarih, siyaset ve toplum bilim insanlarının, Kemalistlerin değerlendirmeleri açık olarak Atatürk’ün mason olmadığını göstermektedir.

Masonların savları ve yanıtlarımız…

Armstrong;

İttihat ve Terakki Cemiyeti bir süredir Mustafa Kemal'i izlemekte ve sınamaktaydı. Artık onu da kendilerine katılmaya davet etmişlerdi. Mustafa Kemal Vedata Locası'nda bir birader olarak örgüte katıldı. Kendisini hoşlanmadığı bir atmosfer içinde bulmuştu. Katıldığı loca, uluslararası Nihilist örgütün bir parçasıydı. Üyeleri arasında Yahudiler'in ezildiği Rusya hakkında son derece kötü, ama bol bol para kazanmalarına izin verilen Viyana hakkında iyi sözler söyleyen milliyetsiz kişiler vardı. Bunlar adeta gizli yaşayan, sağlıksız, üstü kapalı sözlerle konuşan, sırlarla dolu kişilerdi. Mustafa Kemal, uluslararası finans ve uluslararası yıkıcı yeraltı örgütlerinin ağına yakalanmış olduğunun bilincindeydi, ama bunların tam olarak ne tür insanlar olduklarının tümüyle anlayabilmiş değildi.

Yahudiler'in uluslararası amaçları ve sorunlarına karşı hiçbir ilgi duymuyordu. Masonlar'in ritüellerine daha da az yakınlık duyuyor, bunlardan alayla söz ediyordu. O, bir Türk'tü; Türk olmaktan gurur duyuyor, Türkiye'yi Padişahın ehliyesizliğinden ve despotizminden olduğu kadar, yabancıların pençelerinden kurtarmakla ilgileniyordu.

Daha kötüsü, bu işte sonradan gelenlerden olmasıydı. İttihat ve Terakki'yi kontrol eden kişiler, kendilerini Mason localarının karmaşık ritüellerinin perdesi ardına gizlemekteydiler. Henüz yeni başlamış bir "birader" olduğundan, ondan beklenen yalnızca emirleri uygulamasıydı. Oysa, onun yaradılışı, olayı kontrol etmek, bu olmazsa hiçbir şekilde olayın içinde yer almamaktı. Sakin sakin emirlere boyun eğecek biri olmak bir yana, her zaman son derece eleştirel bir kişilikteydi. (…) Yahudiler ise ona hiç güvenmiyorlardı. Hiçbir zaman Masonluğun üst derecelerine yükseltilmedi[46]

Bir de Jürgen W. Diener var; 

Beyaz Zambaklar Dergisinin 38 No'lu 1938 Mart tarihli sayısında "20. yüzyılda Hür Masonlar" adlı makalede şöyle yazmış;  “Türkiye’de Genç Türkler, Büyük Üstat Mehmet Talat Paşa başkanlığında birleşiyorlar. Amaçları yeni ve modern bir Türkiye yaratmak.

İlk zamanlarda başarı gösteremiyorlar. Sonra Makedonya (Resorta et Veritas) locasından Atatürk (Mustafa Kemal) yeni ve modern Türkiye’yi kurmayı başardı.”

Bu da başka bir saçmalık, kuyruklu yalan. Mustafa Kemal, İttihat Terakki yönetimi ile hiçbir zaman iyi olmadı. İttihat Terakki de tek bir birinci adam yoktu. Enver Paşa, Talat Paşanın emrinde veya altında olmadı.  Atatürk’ün Veritas Locası ile de hiçbir ilgisi olmadı.

Türkiye’deki ve yurtdışındaki masonlar, Atatürk’ün mason olduğu savını, çoğunlukla, emperyalizmin adamı Amerikalı Armstrong ve benzeri birkaç yabancının yalanlarına dayandırmaktadırlar. Bu Türk düşmanı da, Atatürk’ün mason olduğunu söylerken verdiği loca ismi de yalandır. Osmanlı döneminde hiçbir ülkeye bağlı böyle bir isimle mason locası olmamıştır. Ayrıca İttihat Terakki içindeki hiyerarşi, mason localarının hiyerarşi ve kıdemine göre değil, İttihat ve Terakki’nin hiyerarşi ve kıdemine göre belirleniyordu. İttihat Terakki’nin küçük bir azınlığının mason olduğu ve askeri kanadın lideri Enver Paşa ve diğer birçok üst düzey paşaların ve subayların mason olmadıklarını da anımsamakta yarar var. Armstrong, görevi gereği Mustafa Kemal’in kişiliğini ve ideolojisini patronlarına, kendileri açısından tehlikeli bir yön olarak vurgularken, bizim için onur verici bir doğruyu belirtmekte;

O, bir Türk'tü; Türk olmaktan gurur duyuyor, Türkiye'yi Padişahın ehliyesizliğinden ve despotizminden olduğu kadar, yabancıların pençelerinden kurtarmakla ilgileniyordu.”

Sebataycı Masonbaşı Mehmet Akif Akev; “Bir rivayete göre Makedonya Risorta Veritas Locasında tekris olmuştu. Ancak Türkiye Mason yönetimler tarafından zaman zaman yapılan araştırmalar bu konuda kesin bir bilgi elde edememişlerdir. Cumhuriyet dönemi yönetiminde de Hasan Saka, Hasan Ali Yücel, Mim Kemal Öke gibi bir çok yönetici masondu.”  [47]

Sebataycı Masonbaşı Şekir Ökten;

Atatürk'ün gençlik senelerine bakılacak olursa, tekris edilmemiş olduğuna inanmak zordur. En yakın arkadaşları Mason Localarına kayıtlı olduktan başka, politik hayata karışan herkes, Fransız ihtilâlinin tesiri altında, masonik prensiplerle yoğrulmakta idi. O sıralarda bilhassa Selânik, Türk Masonluğunun en çok geliştiği yerdi. Zaten bir çok yazarlar da kendisinin Mason olduğunu ileri sürerler. Fakat, hakikat olması ihtimali çok kuvvetli olan bu iddianın mesnedi yoktur.

Biz, Atatürk’ün şeklen Mason olduğunu ileri süremiyoruz, çünkü arşivlerimizde, hiç değilse şimdilik, ne tekrisine, ne terfiine, ne de bir Locaya devam ettiğine, ne de her hangi bir masonik faaliyetine taallûk eden, yazılı bir vesika yoktur. Tahminler karineler ve dış ülkelerdeki bu husustaki bazı neşriyat, Mason olduğunu ileri sürmeğe ne kadar elverişli olursa olsun, müsbet bir belgeye sahib olmadan, O'nun şeklen bir “Birader” olduğunu söylemek imkânına sahib değiliz.[48]

Masonbaşı  “bir çok yazar” demiş. Ben mason olmayan bir tek yazar görmedim ki, Atatürk masondu desin. Koyu yaptığım bölümü, Atatürk’ün mason olduğunu söyleyen masonlar bir daha okusunlar.

Özgür masonların Sebataycı Masonbaşı Murat Ayfer Özgen; 

Kaldı ki, Meşrutiyet öncesinde, Atatürk’ün de Batı Trakya’da İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerinden birçoğu gibi bir mason locasına girmiş olduğuna ilişkin birtakım deliller vardır. Ancak günümüze dek bu konuda yapılmış olan çok yönlü araştırmalara karşın, Atatürk’ün Masonluğa girmiş olduğu kesin bir şekilde belgelenememiş, dolayısıyla kanıtlanamamıştır. Batı ülkelerinin bazı yayınlarında, dünyadaki ünlüler arasında mason olanların adları listelenirken, Atatürk’ün de adı geçer. Ancak bu da Atatürk’ün Masonluğa girmiş olduğunu kesinlikle kanıtlamaz.”[49]

 

 

 

 

Aynı tümce içinde; “birtakım deliller vardır” deyip, sonra “kesin bir şekilde belgelenememiş, dolayısıyla kanıtlanamamıştır” nasıl söylenebilir? Delil, kanıt demektir; kanıt var ama kanıtlanamıyor, öyle mi? Kanıt yok ama Masonbaşı işte. ODTÜ[50] mezunu Özgen. Kesin bu eğlenceli dış giysilerde bir şeyler var, giyeni derinden etkiliyor…

Hangisi daha havalı ve eğlenceli? İngiliz masonluğuna biat Hür mason Asım Akin’in mason Masonbaşı üniforması mı, Fransız masonluğuna biat, Özgür mason Murat Ayfer Özgen’in Masonbaşı üniforması mı?

Yahudi dönmesi Masonbaşı Yardımcısı Celil Lâyıktez;

Batıdaki tüm kaynaklar dönüp dolaşıp Armstrong’un “The Gray Wolf” (Bozkurt) ve  Benoit-Méchin’in  “Mustafa Kemal ou la Mort d’un Empire” kitaplarına dayanıyor. Türkiye’de yasaklanmış olan bu kitapların her ikisi de bu iddialarına temel olabilecek kaynak göstermiyorlar. Benoit-Méchin’in konu ile ilgili yazdıklarına bakalım : 

'Şehrin nüfusu içinde çok  Yahudi vardı. Bunların büyük bir kısmı İtalyan tebaalı idi ve  Masondu. Mason olarak İttihat  ve Terakkî’yi finanse ediyorlar, İtalyan olarak da  kapitülasyonların kendilerine  sağladığı muafiyetten faydalanarak toplantıları evlerinde tertipliyorlardı. (…)

Tavsiyeleri üzerine, Mustafa  Kemal  “Vedata” Locasına katılmış, fakat Locanın havasını daha  ilk gününden beğenmemişti. Loca Kardeşlerinin büyük çoğunluğu mültecilerden oluşuyordu ve  Bulgaristan, Yunanistan,  Rusya, Almanya, hatta Çin’de ihtilal yapmaktan bahsediyor, Türkiye’nin problemlerine eğilmiyorlardı. Bu Kardeşler sembollerle konuşup aralarında  alçak sesle gizli bilgiler teati eden, hararetli ve hareketli tartışmalara giren entelektüellerdi. Mustafa Kemal amaçlarını  anlayamadığı beynelmilel karakterde bir ihtilâl teşkilâtının içine düştüğünü zannetmişti. (…)  

Herkesi bu şekilde darıltmasının bir sonucu olarak Masonluğun üst derecelerine terfi  ettirilmemişti. Aynı nedenlerden  İttihat ve Terakkî Cemiyeti Yönetim Komitesi de kendisini aralarına kabul etmemişti.'”[51]

Kişi uydurmaya başlayınca, hiç temel aramıyor. Osmanlı’da hiçbir yerde “Vedata” diye bir loca yoktu. Mustafa Kemal, hiçbir zaman İttihad ve Terakki içinde yükselmek istemedi; İttihad Terakki’ye, masonlarla ilişkisi nedeniyle en ağır eleştirileri getirmişti ve derhal ilişkinin kesilmesini istemişti.. .

Celil Lâyıktez;

“-- Cemal Kutay’ın, “Atatürk'ün Mithat Şükrü, Bleda'nın evinde, Talât Bey ve Kâzım Nami Duru tarafından 169 matrikül numarasıyla tekris edildiği; ama daha sonra toplantılara katılmadığı..." konusunda belgelenmemiş bir savı vardır.

-- Aynı dönemde,  İtalya’daki Faşist rejimden kaçıp İsviçre’ye sığınmış olan eski İtalyan Dışişleri Bakanı Kont Sforza  (Mustafa Kemal Paşayı Mütareke sırasında  İstanbul’da şahsen tanımış  ve konuşmuştur.) ‘Modern Avrupa’nın  Kurucuları’ adlı kitabında   Atatürk’ten büyük saygıyla bahseder ve Mason olduğunu yazar.

-- Belçika ve Hollanda Mason arşivlerinde çalışmış olan Hüseyin Özgen Kardeş, Atatürk’ün Masonluğu ile ilgili herhangi bir bilgiye rastlanmadığını belirtiyor.

-- Yine Özgen, AMI’nin bir  yıllığında, Kargaliç adlı bir Yugoslav Masonunun Atatürk’ün  ismini görmüş olduğuna dair bir ifadeye rastladığını, ancak bunu onaylatmak imkânını bulamadığını söylemiş. Kendisi, Mithat Gürata’nın kitabı ve Atatürk’ün uşağının anılarındaki bilgilere dayanarak, Atatürk’ün Veritas locasında tekris edilmiş, ancak sonradan devamlılık göstermemiş olabileceği kanısında.

 -- Aslında, Atatürk'ün Mason olduğunun kesin ispatı için, tekris olduğu muhtemel locaların matrikül, terfi veya diploma kayıtlarının bulunması gerekir. Ancak, yabancı obediyanslara bağlı olan bu locaların arşivlerinin bir bölümü kaybolmuş, geriye kalanlarında da konuya ilişkin olumlu ya da olumsuz bir  kayıt  bulunamamıştır.

Bunun en önemli nedeni, Atatürk'ün masonluğunun söz konusu olduğu İtalyan ve Fransız obediyanslarına ait locaların daha sonraki yıllarda Selânik'i terk etmeleri ve  İkinci Dünya Savaşı yıllarında  Yunanistan ve İtalyan arşivlerinin Alman işgal kuvvetlerince imha edilmiş olmalarıdır. “[52]

Burada bir duralım. Koskoca Masonbaşılar ve yardımcıları kıvranıyorlar. O söyledi, bu gördü uydurmalarına sarılıyorlar. Bir de yalanları eksik olmuyor. Bütün yabancı locaların, üye bilgileri dahil, çok daha ayrıntılı arşivleri, Fransa, İtalya ve İngiltere merkezlerinde a saklanmaktadır. İtalyan ve Fransız mason tarihi araştırmacıları tüm ayrıntıları ile tutup, kitaplarına yazıyorlar. Kendisi de İngiliz arşivlerine girebilen tek Türk vatandaşı masondur, bilmesi gerek.

Locaların bulundukları yerdeki arşivler kayıp olmuş olabilir, ona da ihtimal vermiyorum ama hadi diyelim oldu, ya merkezdekiler?

Bu havalı dış giysi üniformalar, kesin etkiliyor masonları. Akıl dışı bir dünyaya geçiyorlar. 

Sürdürelim okumayı;

“Kemalist Devrimin toplumu  çağdaşlaştırmada hızlı adımlar  attığı 1935’de locaların durumu gündeme geldiğinde ‘Masonların  ilkeleri tıpatıp CHF ilkelerine uyuyor’ iddiasına  karşılık  ‘O halde sizin  hikmeti vücudunuz kalmıyor’ demesi,  bu kuruma sınırlı bir işlev yakıştırdığını gösterir, Atatürk’teki Halkçılık ilkesi dikkate alınırsa, Masonluğun seçkinci yanıyla bağdaşmasının zorluğu ortaya çıkar.

Kanımızca Mustafa Kemal’in davranışında bir çok İttihatçı’ya ortak bir çizgiyi bulabiliriz. Masonluğun  ideallerini beğenmiş, bir kez içine girerek tanımış, siyasal eylemin ve tam bağımsızlığın öncelik gerektirdiği bir ortamda bunu aşırı şekilcilik sayarak daha fazla ilgilenmemiştir.“[53]

Celil Lâyıktez, mason olduğundan olsa gerek, çarpıtıyor. Mustafa Kemal, hiçbir zaman İttihat ve Terakki anlayışını benimsemedi, ortak bir çizgisi hiç yoktur. Daha önce Attilâ İlhan Ustamdan aktardığım gibi, eline güç geçtiği her fırsatta İttihat ve Terakkicileri ezmiştir. İttihat ve Terakkinin mason olanlarını da, Cumhuriyet döneminde “bir güzel asmıştır”! Celil Lâyıktez ’in doğru söylediği bir şey var, Atatürk’ün “Halkçı” kimliği ile Masonların “seçkinci” kimliği bağdaşmaz.

Mason Güngör Öcal;

Hikmet Bayur : (Tarihçi ve siyaset adamı, B.Elçilik ve Bakanlığın yanı sıra toplam altı yıllık bir süre Atatürk’ün Genel Sekreterliğini yapmıştır.)

Mithat Gürata biradere göndermiş olduğu mektupta, Hikmet Bayur’un açıklamaları 11 madde halinde sıralanmıştır. Bunlardan 6 ve 9. maddeler aşağıdadır:

‘6. Bildiğime göre yeryüzünde varolan Locaların büyük bir kısmı, ya Ingiliz Büyük Locasına veya Fransız Grand Orient’ına şu veya bu ölçüde bağlıdır. Masonluktaki zincirleme itaat, Masonları farkına varmadan İngiliz veya Fransız etkisi altına sokmaya değin gidebilir.

9. Atatürk Masonluğu, 6. maddede andığım biçimde, üyelerini etkileyebilecek, kökü veva bası dışarıda bir örgüt olduğu için yasaklamıştır’

Dr. Tevfik Rüştü Aras : (Atatürk’ün yakın arkadaşı, 1923-38 arasında Dışişleri Bakanlığı sonra da B.Elçilik yaptı.): Masonluk Ingiltere ve Amerika’da hayır cemiyeti haline gelmişti. Fransa ve İtalya’da politika ile de meşgul olurlardı. Türkiye’de de, başlangıç politik istikamette olmuş, Ittihad ve Terakki mensuplarının ileri gelenleri buralarda toplanıp çalışmışlardır.

 

.... istiklâl Harbi bitmişti ama, kurulan Cumhuriyetle, bilhassa ekonomik ve kültürel alanda yurtta yapılacak çok iş vardı. Bu hizmetlerin görülmesinde bir ekonomi ve kültür seferberliği halinde çalışmak gerekiyordu.

Oysa ki seneler ilerledikçe, bazı aksaklıklar müşahede edilmeğe başlanmış, bazı kuruluşlar esas gayelerinden ayrılma istidadı göstermiş (Türk Ocakları), bazı kuruluşlar da istenmeyerek de olsa hizmetin gerektirdiği tempoyu aksatır olmuştur. (Mason Derneği)’’[54]

Ve sürdürüyor;

Türkiye Cumhuriyetinin doğması ve dünya milletler topluluğu içinde yerini alabilmesi için başlatılan Milli Mücadelenin ana çekirdeği olan Mustafa Kemal, Rauf Orbay, Refet Bele, Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy’dan oluşan ‘İlk Beşler’in köklü dostluklarının dalları, 1920 ile 1935 arasındaki zaman içinde “esen ve estirilen” politik rüzgârlar nedeniyle bir hayli hırpalanmış, hatta kırılmıştı. Etrafında bütünleştikleri ideal zincirinin en güçlü halkaları çözülmüş olsa da, baş koydukları büyük davanın temel taşları olan ‘İlk Beşler’in her birinin gönlünde diğerleri için içten, fakat buruk bir sevginin daima yaşadığı da kuşkusuzdur. Dönemin tarihi iyi incelendiğinde, bu kanı tam bir kesinlik kazanmaktadır. (…)

Yukarıda bahsedilen ‘ilk beşler’ ve ‘yürütülemeyen evlilik’ konusunda Ahmet Ağaoğlu ‘Atatürk’ün Latife Hanım’dan ve eski silah arkadaşlarından ayrılmasını, Türkiye’nin iki büyük şanssızlığı kabul ettiğini’ kendisine söyleyerek her iki olayın kişisel üzüntüsünü ifade etmiştir. Bkz. İpek Çalışlar, ‘Latife Hanım’, Doğan Kitap, İst., 2006, Syf. 346.

-O Atatürk’ün karakter yapısı ne kadar güçlü olsa da, bu yalnızlığın bir psikolojik dağınıklığa da neden olacağı kuşkusuzdur. Süreyya Ağaoğlu’nun belirttiği gibi yakın çevresinden bazı kişilerin, bu durumu kullandıkları da olmuştur. O kimselerin bu davranışlarını, O’na en yakın olmak bencilliği dürtüsü bağlamında da değerlendirmek yanlış olmayacaktır.”[55]

Mason Tamer Ayan Hezeyan, Yalan ve İftiraları

Çalışmamda yazılarından zaman zaman atıf yaptığım 33.°mason Tamer Ayan bir kitap yazmış; “Atatürk ve Masonluk”.  

Kitaplarımda, birçok zaman Tamer Ayan’ın maddi gerçeklikleri yalanla çarpıttığını gösterdim. Bu kitabında da aynı yöntem sürüyor. Kitabın çok büyük kısmı, Atatürk ile hiçbir ilgisi olmayan, masonluk propagandası, masonluk anlatımı. Tabii kendi hayali kurguları ile.

Kitabın kapağını çeviriyorsunuz, giriş sayfasında;

Türkiye’de yaşayan ve Masonların Büyük Üstatları arasında yer alan Tamer Ayan, elinizdeki bu kitapla yıllardır yaşanan bir suskunluğa son vermeyi, yaşananlar, anlatılar ve belgeler doğrultusunda amaç edinmektedir.”[56]

Büyük Üstad, Büyük Locanın başkanına denir. Tamer Ayan hiçbir zaman Büyük Üstad olmadı. Bu ifadeyi kitabının girişine yazdığına göre demek ki Büyük Üstad olmak Tamer Ayan’ın içinde kalmış. Yalanla başlayan bir kitap!  [57]

Çünkü, Avrupalı veya Amerikalı Masonların görüşü, ellerinde tarafımızdan şart koşulan resmi kanıt veya belge olmasa da, gerek konuya ilişkin sözler ve rivayetler, gerekse Atatürk’ün düşünceleri, görüşleri ve eylemleri, onları Atatürk’ün Mason olduğu inancına ulaştırır.

Bu teze karşılık onlara “Sen yanlış düşünüyorsun!” denilemez. Çünkü, “Senin elinde tersini kanıtlayan belge var mı?” mukabil sorusu haklılık kazanır. Ancak, "Elinde yeterli belge ve kanıt var mı?" denilebilir. Bu soru bile, Atatürk’ün Masonluğunu akıldan ve gönülden çıkarmaya hiç yeterli olmaz. Çünkü, bilimsel keşiften, hatta icattan: yani kanıtlamadan önce, sezgi ve algı gelir. Akıl ve bilimin etkinliğinin henüz ulaşamadığı alanlar için basiret gücü geçerlidir. İş basirete dayanınca da, Avrupalının, hele de Mason Avrupalının düşünce platformunda Atatürk’ün Mason olarak yer alması tutarlı bir yaklaşımdır.”[58]

Bu sözleri yazana, ciddiye alıp okuyanlara Tanrı akıl, fikir versin. Bir sav ortaya süren, hele bu sav bir ulusun Atası hakkında ise, ahlâklı ve namuslu kişi, savını belgelerle kanıtlamak durumundadır.

Tamer Ayan Efendi belge, kanıt önemli değil, bizim sezgimiz yeter diyor. Bilim ve akılı da yok sayıyor.  Dahası Avrupalı masonun önünde onursuzca secdeye varıp;

İş basirete dayanınca da, Avrupalının, hele de Mason Avrupalının düşünce platformunda Atatürk’ün Mason olarak yer alması tutarlı bir yaklaşımdırdiyor.

“Bu da politik emelleri uğruna Masonluğa yakışmayacak hareketlerde bulunan ve ihanet eden Rıza Tevfik, 1900’lü yılların başında fikir ve görüşleri ile aydınların yıldızı sayılmaktadır. Nitekim o dönemde Atatürk tarafından da çok sevilen Rıza Tevfik, daha sonra bir süre ülkeden sürülerek cezalandırılmıştır.” İşte, Rıza Tevfik’in aydınların baş tacı olduğu dönemde, Atatürk’ün saygı sunmak ve tanışmak istemek amacıyla kendisine gönderdiği bir kart…”[59]

 

 

Mason Tamer Ayan Efendi[60], karttan söz ediyor ama o kartı belge olarak yayınlayan Sadi Borak ‘ın kartın altında yazdıklarını aktarmıyor; 

Ne bilsin ki Mustafa Kemal, Rıza Tevfik günün birinde Sevr Antlaşmasını imzalayarak erdemini de, onurunu da yitirecektir.[61]

Tamer Ayan’ın Rıza Tevfik hakkında söz etmediği o kadar çok şey var ki;  Türkün ölüm fermanı Sevr anlaşmasını imzalamış, Türklerin 30 Ağustos zaferinden sonra Kasım 1922’de arkasına bakmadan İngiliz gemisi ile Mısır’a kaçmış, Lozan sonrasında da, Atatürk tarafından Vatan Haini 150’likler listesinde vatandan kovulmuş, ancak Atatürk’ün ölümünden sonra İnönü tarafından af edilerek 1943’de Türkiye’ye dönebilmiştir.  Tamer Ayan, 23 yaşında genç Mustafa Kemal’in gönderdiği bir kart ile Atatürk ile ilişkilendirebiliyor Masonbaşı Rıza Tevfik’i, ama Atatürk ‘ün Türk düşmanı Masonbaşı vatan hainleri listesinde Türkiye ‘den kovduğundan söz etmiyor. 

Tamer Ayan saçmaladıkça batıyor; battıkça saçmalıyor;

Ama özellikle eski kayıtlar ve belgeler şu veya bu şekilde kaybolmuş olabilir. Bunun için hiç kimse suçlanamaz. Ancak, bir masonik birim, bir kişinin Mason olduğunu, elindeki çeşitli verilere dayanan kanısına göre ifade ederse; o kişinin Mason olduğunu, aksi varit oluncaya kadar, kabul etmek gerekir; İllâki belge diye tutturulmaz. Örnek olarak, Yirmisekiz Sait Çelebi, Humbaracı Ahmet Paşa, Yusuf Çelebi, Haşan Ağa, Koca Mustafa Reşit Paşa vb. bazı ünlüler haklarında somut masonik kanıtlar olmamasına rağmen Türk Masonlarının arasında kabul edilirler. Bu varsayıma dünya masonluğu da karşı çıkmaz.”[62]

Dünya masonluğunun karşı çıkıp çıkmaması en önemli kıstas Tamer Ayan mason efendi için.

 

Tamer Ayan‘ın örnek verdiği kişilerin ölüm tarihlerine bakalım.

Yirmisekiz Sait Çelebi (1670-1732),

Humbaracı Ahmet Paşa (1675-1747),

Yusuf Çelebi(1600’ler ?),

Hasan Ağa (1607-1662),

Koca Mustafa Reşit Paşa (1800-1858), İngiltere de iken İskoç Büyük Locasına bağlı bir locada mason yapıldığına dair belgeler var, birçok mason, Masonbaşı yazdı bunu.

Diğerlerine gelince, yaşadıkları yıllar, kayıtların çok sınırlı olduğu, Mustafa Kemal‘in doğum tarihinden 100 yıl önce. Oysa 1900 ‘lere dair tüm loca kayıtları İtalyan ve Fransız arşivlerinde bulunmakta.

Türk Ulusunun önderi Atatürk ‘ten söz ediyoruz. 

33.° masondaki pervasızlığa bakar mısınız? Biz kim mason dersek o masondur, belge filan aranmaz diyor. Tamer efendi, bir adama mason diyeceksen belgesini ortaya koyacaksın. Bu nasıl bir akıl sağlığıdır, nasıl topluma tepeden bakmaktır, nasıl bir aşağılık duygusu içinde şişmiş hastalıklı bir egodur? Nasıl bir yalandır?

Hızını alamayıp, gene dünya masonluğunu merkeze koyuyor.  Mason Tamer Ayan’ın Tanrısı, Kıblesi, efendisi, “Avrupalı, Dünya masonları” … Tamer Ayan[63], yazarlığı, akıl, bilim ve gerçek dışı hezeyanlarını, çıkarına uygun her türlü yalan söylemek olarak alan biri. “Masonlar da Kadın Konusu ya da Korkusu” dosyamda, kadın konusunda ne kadar erkek egemen, gerici ve ilkel olduğu görülüyor. Yakında yayınlayacağım.

Osmanlı da mason localarının 1909 ‘a kadar tamamı, sonrasında çok azı hariç büyük çoğunluğu, başta İngiltere, İtalya, Fransa olmak üzere Batı devletlerinin büyük localarına bağlıdır. İttihat ve Terakki üyelerinin katıldığı localar, büyük çoğunluğu İtalyan Büyük Doğusuna bağlı Risorta  İle İtalya ve Fransa Büyük Doğularına bağlı localar. Hepsinin tüm kayıtları İtalya ve Fransa’daki arşivlerde saklı tutulmaktadır. İtalyan ve Fransız mason araştırmalar, son yıllarda arşivlerde araştırmalar yapmış ve locaların üye listelerini yayınladılar. Atatürk ‘e ait bir kayıt bulsaydılar, tüm dünyaya ilan edeceklerine kuşku yoktur. Tamer Ayan da bu gerçeğin farkında, belge filan sormayın diyor.

Mustafa Kemal ‘in bir mason locasına üye olduğuna dair hiçbir belge, kayıt bulunmamaktadır. Çünkü asla mason olmamıştır; olması eşyanın doğasına aykırıdır!

Tamer Ayan, kitabı içinde, sürekli Atatürk’ün sözlerinden alıntı yapıp, anlamını ve içeriğini çarpıtarak, hiç olmayan yerlere götürerek, mason olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır.  Atatürk’ün Türk, Türk Milleti, Türkçülük, Vatanperverlik, Devrimler üzerine söylediği sözlere kördür, hiç onlardan söz etmez. Aslında tipik bir mason gibi davranmakta, zıvanadan çıkmış, aklını yitirmiş. Kitabın kapağında koymuş:

Atatürk’ün “Her Şeye Rağmen Bir Nura Doğru Yürüyoruz...”  Sözü

Tamer Ayan;

İlki, Ruşen Eşref Ünaydın’a 24 Mayıs 1918’de armağan ettiği fotoğrafının üzerinde yazan: ‘Her şeye rağmen, muhakkak bir Nur’a doğru yürümekteyiz.’ 

Nura doğru yürümek: Hakikat Nurunu aramakla öylesine eş anlamlı ki...”[64]

Atatürk’ün bu sözünü yalnızca mason Tamer Ayan değil, hemen hemen hepsi, “savaşta mal bulmuş mağribi” gibi kullanırlar. Nur sözcüğünü, İslam’da küfür olarak kabul edilebilecek şekilde mason Nur’u olarak yorumlamaya kalkarlar.

Masonlar dinleyiniz!

Masonlar için nur nedir bakalım.

Masonlara göre, tapınak içinde locanın yöneticisi,  “Üstad-ı Muhterem, Güneş ve Ay birlikte”, “Üç Küçük Nur”, sunak üzerine konan “Kutsal Kitaplar, Pergel ve Gönye”, “Üç Büyük Nur”. Locayı onlar aydınlatıyor.  Masonların nur kaynakları: Yahudi İsrail kralı Süleyman’ı temsil eden “loca yöneticisi”, masonluğun simgeleri, insan eli ile yapılan “pergel ve gönye”, çok tanrılı pagan inançlardan gelen “Güneş ve Ay”, bir de semavi dinlerde tek yaratıcının gönderdiğine inanılan “Kutsal Kitaplar”.  

Mason Derneği üyesi olduğum dönemde, verdiğim tüm konferanslarda, masonlara Türk tarihini, Türk kimliğini, Türk şiirini anlatmaya, öğretmeye çalıştım. Burada gene tarih ve din dersi verelim.

Türklerin kadim dini, Kam Dini (Şamanizm),  bilim insanlarının en mütevazi öngörüsüne göre 20 bin geçmişe gider. Kam Dininde “ışık” kutsaldır ve Oğuz Kağan Söylencesinde (destan), Oğuz Kağan’ın iki karısından biri, Göğün Kızı, Gökten “ışık” içinde gelir. Ondan, oğulları Gün, Ay, Yıldız Han doğarlar. Diğer karısı da, Yerin Kızı, iki ırmağın birleşerek denize döküldüğü yer de, Ağaç içinden çıkar. Ondan oğulları Gök, Dağ, Deniz Han doğarlar.

Müslümanlıkta, Tanrı’nın ışığına “Nur” denir ve Nur kaynağı yalnızca Tanrı‘dır.

Nur Suresi, 35. Ayet;

“35 - Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir.”

Kur’an-ı Kerim’de, Yaratıcının kelamı kitabında “Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır).” diyor. 

Türkler de “ışık/nur” onbinlerce yıldır kutsaldır ve kaynağı Göklerdir/Göklerdedir.

Masonlar, Yahudi İsrail Kralı Süleyman‘ı simgeleyen loca yöneticisine, Güneş, Ay simgeleri ve Gönye Pergele Nur kaynağı diyorlar. Dahası adayın gözlerini açıp, ampul ışığı ile

  • karanlıklarda kalmışsın, seni Nur’a kavuşturuyoruz” diyebiliyorlar.

Mason Tarikatında tapınakta yer alan, aktardığımız Üç Büyük Nur ve Üç Küçük Nur tanımları, Tanrı’ya şirk koşmak ve küfür değil de nedir? 

Kişioğlunu “aydınlatan, Nur’a kavuşturanTanrı’dır.  

Kendisine Müslümanım diyen masonun, oturup bin kere düşünmesi gerekir?[65]

Biz, Türkler 20 bin yıldır Tengri’nin “ışığını”, bin yıldır da Allah’ın “Nur'unu kutsal sayar, inanırız; hakka yürüyen ölülerimize de; “ışıklar içinde uyusun – nur içinde yatsın” deriz.

Yahudi – Hıristiyan tarikatı, Batı emperyalizminin Truva atı masonların, Evrenin Ulu Mimarı dedikleri, İbrani Kral Süleyman’ın temsilcisi loca yöneticisinin emri ile masonlara birkaç yüz wattlık ışıldak lambası ile verilen lamba ışığı ile işimiz olmaz.

Türklüğün Anadolu’daki 20. yy’in Oğuz Kağan, Mustafa Kemal’in ise hiç işi yoktu, olmazdı, olmadı.

Atatürk’ün Nur sözünü nasıl kullandığına gelince; 

Atatürk’ün daha 1918 Mayıs’ında Birinci Dünya Savaşı ağır bir yenilgiyle biterek mütarekenin ve işgalin gelip çattığı o kara günlerde Ruşen Eşref Ünaydın’a imzalayarak verdiği bir fotoğrafın altındaki şu çok dikkate değer hitabını özellikle gençlere aktarmak isterim:

Her şeye rağmen muhakkak bir nura (ışık) doğru yürümekteyiz. Ben de bu imanı yaratan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sınırsız sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları arasında sırf vatan ve gerçek aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan gençlik gördüğümdendir.

işte azizim Ruşen Eşref Bey, sizi ben bu mübarek grubun doğal üyelerinden görüyorum. Bugünlerden çok yarınların şükranına aday olan sizi bugünden tanıyabilmekle memnunum.”[66]

Masonların kitaplarını bayılarak okudukları Tamer Ayan 33.° efendi, Atatürk’ün sözlerindeki “Nur(Işığın) kaynağı, memleket ve millet sevgisi, vatan aşkını “, görmez, çünkü kendisin de yoktur;   Süleyman’ın tanrılarından Evrenin Ulu Mimarı dedikleri ne idüğü belirsizin, simgesel 300 watlık ampulünden yayılan mason ışığı ile Nur’a kavuştuğunu sananlardandır.

Atatürk, masonların efendilerinin, yabancı ve yerel masonlarla işgsal ettikleri vatan topraklarını kurtarmaktan söz ediyor. Türk ulusunu diri diri mezara gömmeye çalışanların, ülkemizde oluşturdukları karanlığa karşı yürüdüğü yolda ulaşacağımız aydınlıktan söz ediyor Mustafa Kemal.

Mustafa Kemal, 1908’ler ortamını tanımlayan, “bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları arasında”sözleri, Mason Tarikatı ve Emperyalizm II – Osmanlı da Masonluk çalışmamda ortaya koyduğum Osmanlı masonluğunun tam da içinde olduğu ortam ve durumdur.

Atatürk’ün sözlerinin tamamını almadan, içinden üç sözcüğü seçip, buna yalanlar düzmek, mason eğitiminden  geçmiş masonlara yakışan bir sahtecilik ve ahlâk düşkünlüğüdür.

Masonlar Anadolu’yu Türkün Vatanı Saymazlar

Atatürk, tüm yaşamı boyunca, evladı olduğu Türk ulusunun bağımsızlığı ve vatanı Anadolu ve Trakya topraklarını düşmandan temizlenmesi, kurtarılması için çalışmıştır.

Arkeolog Dr. Veli Sevin, 1998’de Hakkari’de bulduğu 4 Bin Yıllık Türk Mezarı, 13 adet dikilitaş (stel) ile,  Anadolu kapılarının Malazgirt’le açılmadığını Türklerin binlerce yıl önce Anadolu’da var olduklarını kanıtladı.

Türkolog Prof. Dr. Yusuf Hallaçoğlu;  

Balballar, üzerinde Türk motifleri bulunan, Orta Asya Türk dünyasında sıkça rastlanan Göktürk öncesine ait mezar taşlarıdır. Anadolu’da ilk defa bu tür bir figüre rastlandı. Arkadaşlarımız Orta Asya’ya giderek Hakkari’de çıkan balbalların oradakilerle karşılaştırmasını yaptılar. Bunlar tamamen Türk figürlü mezar taşları. Üzerlerindeki motifler de Orta Asya’dakilerle birebir benzerlik gösteriyor. M.Ö. 1200’lere ait böyle bir buluntu, orada Türklerin M.Ö. 1200’lerde yaşadıklarını kanıtlıyor, bunun ikinci bir izah yolu yoktur.

Arkeolog Oktay Hacıoğlu,

Artvin’in Arhavi ilçesindeki 2 bin 600 rakımlı Demirkapı Yaylası'nda bulduğu semboller Türk tarihini değiştirebilir. Kaya üzerine yapılan yontma resimler 15 bin yıllık insan tarihini anlamlandırıyor. Kaya resimlerinde sağlıklı bir yaş tespiti zor. Ancak yapıldıkları dövme tekniğinden yola çıkarak en erken 5 bin, en geç 15 bin yıllık olduğunu tahmin ediyoruz. Ural-Altay bölgesinden sonra Anadolu ve Kafkas coğrafyasında bulunan en eski petrogliflerle karşı karşıyayız. Özellikle buradaki bir panoda bulunan pagan figürü 9 kollu güneş ve at üstünde kam (şaman ayinlerini yöneten din adamı, büyücü) betimlemesinin en eskisi olduğunu düşünüyoruz. Bölge yılda 1 ya da 2 kez dini ritüellerin yerine getirildiği bir tapınak alanına benziyor. Bölgedeki 2 sahada yaklaşık 100 kadar petroglif buldu. Daha da ilginci bu petrogliflerde Şaman inancına sahip Ön Türklere ait olabilecek birçok sembolün bulunmasıydı. Şaman inancını yansıtan birçok kaya resmi var. Bu sahanın yaklaşık 3 km güney yamacında taş ve moloz yığınlarıyla korunan korugan haline getirilen iki kurgan (Türk ve Altay kültüründe kutsal mezar) tespit ettik.  Bulgular Orta Asya'dan, Ön Türklerin 1071'den çok daha önce Anadolu'ya girmiş olabileceğini gösteriyor."

Türkolog, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl,

"Rahmetli Servet Somuncuoğlu ile yaptığımız çalışmalarda Türklerin Anadolu'ya çok daha erken girdiğini ispatladık. Hakkari Tırşin Yaylası'nda, Erzincan, Erzurum, Burdur, Denizli, Ankara Güdül, Kastamonu'da Türklerin daha önce bulunduğuna dair pek çok kanıt elde ettik. Bulunan kaya resimleri çok önemli. Türklerin Anadolu'ya çok daha önce geldiğini gösteriyor. 1071 tezi çökmüştür. Tarihin yeniden yazılması gerekir.

Bu bulgular ve kanıtlar ortaya çıkmadan, yaklaşık 60 yıl önce;

ATATÜRK’ÜN manevi kızlarından Afet Uzmay doktora tezi olarak Türk Milletinin özelliklerini almıştı: Atatürk’ten bu konuda yardım istedi. Atatürk “sen hazırla göreyim düşüncelerimi söylerim” dedi. Hazırlanmış tez kendisine sunulunca da; “ dur sana önce milletimizi anlatayım” dedi;

Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne yedi bin senelik (en aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

Türk Ulusu,  önderi Atatürk ile birlikte kurduğu Türkiye’nin yetiştirdiği bilim insanları, Türk aydınları, Türklerin Anadolu’daki varlığını binlerce yıl öncesine dayandığını ortaya koydular.

Masonların en üst düzeyde sözcülerinden ve kuramcılarından İngiliz yetiştirmesi, Amerika’nın adamı Tamer Ayan ise, her tü