Masonlar Dinleyiniz III - N. Kemal, Z. Gökalp, M. Necati, Hasan Ali mason olmadılar

Namık Kemal

Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinin Vatan Şairi Namık Kemal, mason olabilir mi?

Namık Kemal’in mason olduğuna dair hiçbir belge, kayıt, anı olmadığı gibi; Namık Kemal’in söylemleri, yaşam gerçeği içinde masonlukla hiçbir ilgi yok.

Masonlar, Namık Kemal’in Proodos locasında mason olduğunu söylerler.

Proodos locası, Fransa Büyük Doğusuna bağlı, Yunanca konuşulan, Osmanlı tebası Yunanlıların/Rumların, Osmanlıyı kendi denetimlerine alıp, yeni Bizansı kurmak için örgütlendikleri, eylemlerini pşlnladıkları bir locadır. Kurucuları, üyeleri Fransız vatandaşı ve Osmanlı tebası Rumlardır.

Franıszların emri doğrultusunda Rum Scalieris, V. Murat’ı yasadışı olarak bu locada mason yapmıştı. Proodos locasının kuruluşundan çok sonra görülen Türk ve Müslüman isimleri, etnik kökeni Rum olan devşirmelerdir.

Namık Kemal gibi Türkçü ve vatan şairi, Yunanca konuşulan Rumların terör merkezi Proodos locasında olabileceğini düşünmek, gerçeğe gözlerini kapatmaktır.

Namık Kemal, ömrünün son yıllarında Girit’te görev yaparken, Yunanlıların ve İngilizlerin şikayeti ile görevden alınıp, Sakız adasına gönderilir ve orada da iklim koşullarında ölür.

Son yıllarda yazılarında Namık Kemal’in mason olduğuna dair masonlardan bazıları:

Muhittin Celâl Duru, Tamer Ayan, Ayhan Erol, Kimon Minguiri, Ergün Aybars, M. Yılmaz Suner

Namık Kemal’in mason olduğunu söylemek, sahtekarlıktan başka bir şey değildir.

Edep yahu!

Ziya Gökalp 

Yaşamı ve Dünya Görüşü

Türkçü, Toplumbilimci, şair,  Ziya Gökalp, 1876’da Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Mehmet Ziya’dır.  Babası, devlet memuriyetinde bulunan ve vilayetin resmî gazetesi Diyarıbekir’in başyazarlığını yapan Tevfık Efendi. 

Ziya Gökalp, ilk ve orta eğitimini, doğduğu kentte yaptıktan sonra; Arapça ve Farsça öğrendi.

İstanbul’a gittikten sonra, parasızdır ve kalacak yeri yoktur. Bu yüzden tek çaresi yatılı bir okula gitmektir. Yatılı olarak Mülkiye Baytar Mektebine girmeyi başarır.

1898 yılı yaz tatilini memlekette geçirmek için Diyarbakır’a gelir. Vali aleyhine çalışmalar yaptığı gerekçesiyle 14 Temmuz 1898’de tutuklanır, mahkemesi tutuksuz olarak devam ettirilir. Serbest bırakılınca İstanbul’a geri döner ve öğrenimine devam eder. Diyarbakır’da evlerde yapılan bir aramada Ziya Gökalp’in Abdülhamit rejimi aleyhine görüşlerinin yer alan mektuplar bulunması üzerine “Yasak yayınları okumak ve muhalif derneklere üye olmak” suçlamasıyla 1898’de bir yıl hapse mahkum olur. Ceza süresinin on ayını Taşkışla’da askerlerle dolu bir koğuşun elbise dolabının içinde geçirir. Bu dönem bulabildiği tek kitap olan Kuran’ı okuyup inceler. Sonraları Kuran’ın ruhi bunalımdan kurtulmasına çok faydası olduğunu söyler.”[1]

1909’da Selânik’te yapılan İttihat ve Terakki kongresine, Diyarbakır temsilcisi olarak katılır. Bu dönemde dilde Türkçülük tezini savunan gruba katıldı. Ömer Seyfettin’in ve Ali Canip’in önderliğindeki bu grubun çıkardığı Genç Kalemler dergisinde yazmaya başlar.

1912’de İstanbul’a gelir ve Türk Ocağının kurucuları arasına girer.

Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili işgal mahkemesi tarafından yargılandı. Mahkeme sürecinde soykırım iddialarını kesinlikle reddetmiş ve Mukatele (karşılıklı öldürme) tezini savunmuştur.1919'da İngilizler tarafından Malta Adası'na sürgüne gönderildi. Burada kaldığı dönemde ailesiyle yaptığı mektuplaşmalar daha sonra Malta Mektupları adıyla kitaplaştırılmıştır. Ve bu kitap Malta sürgünlerinin orada geçirdikleri hayat şartlarıyla ilgili elimizdeki yegane eserdir.”[2]

Yukarıda fotoğrafta Malta sürgünde 4 Diyarbakırlı...

Türk Ocağı Kurucuları, soldan sağa; Yahya Kemal, Ali Fuad Paşa, Rauf Bey, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura,

Cemal Paşa, Mehmet Emin Yurdakul, Nedim Bey, Keşfi Bey, Vahap Bey.

“2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır'a gitti, Küçük Mecmua'yı çıkardı.

1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet meclisi'ne Atatürk tarafından Diyarbakır mebusu olarak seçildi. 1924'te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul'da öldü. II. Mahmut Türbesi haziresine gömüldü.1918’de İttihatçıların ileri gelenleriyle birlikte Malta’ya sürüldü   Döndüğünde, Diyarbakır’a giderek Küçük Mecmua’yı yayımladı. Ankara’ya çağrılıp Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti başkanlığına getirildi ve 1924’te öldü.[3]

Osmanlı Dönemi mebusluk, İstanbul Üniversitesinde Toplumbilim öğretim üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunda birçok görev ve TBMM 2. Dönem Milletvekili.

 

Masonluk Konusu

İttihad ve Terakki’nin tüm üyelerini mason saymak, bir mason saçmalığıdır.  Bunu saptadıktan sonra, Ziya Gökalp’in durumuna bakalım.  1923’den başlayarak yayınlanan mason dergilerinde Ziya Gökalp hakkında bir çok yazı yayınlanır ama hiçbirinde mason olduğu yazılmadı ve hiçbir mason da mason olduğunu söylemedi.  Ziya Gökalp’in mason olduğu savı, masonlukta bölünme, yani büyük grubun İngiliz masonluğu denetimine girmesinden birkaç yıl sonra 1969’da, HKEMBL dergilerinde söylenmeye başlar.

Mason Celil Lâyıktez;

Türkiye'de sürekli olarak yaşadığımız bir sorun, Masonların övünmek için her ünlü laik ve hür fikirli kişinin Mason olduğuna inanmak istemeleri, yobaz takımının[4] ise, çağdaşlaşmanın dinsizlik olduğu inancıyla, her ilericiyi Masonlukla itham etmeleridir. Böylece, her iki kanat da aynı kişinin Mason olduğunu iddia edince, bu iddia doğru olmazsa da inandırıcı olabilmektedir.”[5]

Tam da Atatürk ve Ziya Gökalp’in ve nice Aydınlarımızın mason savı için geçerli.  Bu sözleri söyleyen 33. ° mason Celil Lâyıktez, elde hiçbir kanıt, belge, kayıt olmamasına karşın, yönettiği Tesviye dergisinde birçok yazıda Ziya Gökalp’i mason olarak gösteriyor. Yani kendi ifade ettiği yalan yöntemini, kendisi kullanıyor.[6] 

Ziya Gökalp’in mason olduğu yalanını yazan yazıların listesini aşağıda veriyorum. Hiçbir yazıda eriştirildiği yani mason olduğu tarih, locası, üyelik numara ve geçmişten bir kayıt, belge yok.  Bu yazıları yazan, konuşan masonlardan,  Masonbaşılar başta olmak üzere, hiç biri neden merak edip arşivlerde aramaz Gökadlp’in kaydını. Ziya Gökalp’in mason olmadığını biliyorlar da, çarpıtarak bu büyük Türkçünün mason olduğunu söyleyip,  arkasından kendi ellerini yıkamaya çalışıyorlar? Bence ikincisi. Söz ettiğim yazılara bakalım:

Mimar Sinan Dergisi ve Yayınları

  • MS Dergi, 7. sayı, 1969, Sabahattin Arıç; Tanınmış Büyük Masonlar serisinde Ziya Gökalp’i anlatırken
  • MS Yayınları, sayı 19, Hayrullah Örs (HTA-HKEMBL BU’larından) ve Süha Umur (HTA-EKSR YŞ HBA/Başkanlarından), Bazı Meşhur Masonlar, sayfa 26’da verilmiş. İlk olarak 1976’da basılmış, sonra 1996’da Süha Umur tarafından kontrol edilip, Mimar Sinan yayınları olarak basılmış Önsözün’de 1996’da Süha Umur bakın ne diyor; “Bu kitapçığı, Hayrullah ÖRS Büyük Üstatla birlikte, Macit ERBUDAK, Sahir ERMAN, Mukbil GÖKDOĞAN, Hayrullah ÖRS, Ziya UMUR Kardeşlerin hazırlamış olduğu Masonluk Üzerine adlı kitapçığa ek olarak 1976 yılında hazırladık. Yabancı memleketlerdeki masonlar için Lennhoffun Internationales Freimaurerlexikon'undan büyük ölçüde yararlandık. Türkiye'deki meşhur masonlar için yapılmış bir araştırma yoktu. Bu isimleri o sıralarda yeni tanzim edilmekte olan Büyük Loca arşivinden ve başka belgelerden araştırdık. Belge ile tesbit edilemeyen fakat Mason oldukları bilinen kimseleri de dahil ettik.”(Sayfa 4) Sonra katkıları için Osman Altınay biraderine teşekkür ediyor!

Son tümceye bakar mısınız? Belgesi yok ama kafamıza göre yazdık diyor. Bunu diyen YŞ’nın 33.° Başkanlarından Süha Umur. 

  • MS Yayınları, sayı 21, Ergun Aybars (Ergun Aybars bir Tarih Profesörüdür…)
  • MS Dergi,132.sayı, 2004, Can Kapyalı, Sabahattin Arıç’a referansla

Tesviye Dergisi,

  • sayı, 1996, Hür Masonlar Büyük Loca adına kamuoyuna duyuruda, ünlü masonlar listesinde,
  • Sayı, 1994, Büyük Ustalardan Can Arpaç ile yapılan söyleşide, ünlü şairler listesinde,
  • sayı, 1994, Celil Lâyıktez yönetiminde, “Sosyoloji bilimini bu topraklara biz getirdik!” küstahça ve Türk toplumunu hakir gören bir anlayışla,
  • Sayı, 1995, Cumhuriyetimizin 72. Yılını Kutladık toplantısının kapanış konuşmasında;

Unsal YAVUZ K.: (kapanış konuşması) Değişimi hazmedemeyenler bizlere Batı taklitçisi diyorlar. Dilimize sahip çıkmalıyız. Laiklik demokrasi, demokratik hak ve özgürlükler demektir. Ali Suavi, Ziya Gökalp Türkçeyi Arapça ve Farsçadan arındırma çabasını gösteren ilk Türk aydınlarıdır. Yobazlar bizlere "10 yıl sonra nereye kaçacaksınız?" diye soruyorlar. Yanıtımız, "Ya siz nereye gideceksiniz? geri kalmış ülkeler sizi bekliyor" şeklinde olmalıdır.[7]

  • sayı, 1999, Celil Layıktez tarafından yazılan yazıda, “Hayrullah Örs & Suha Umur: Bazı Meşhur Masonlar, 1996; 2. Baskı” listesinden aktararak,
  • sayı, 2001, Tamer Ayan yazısında
  • sayı, 2002, yapılan röportajda, Büyük Usta Demir Savaşçın ile yapılan röportajda;

TESVİYE - Burası karanlık işlerin çevrildiği bir yer olamaz ki.. İçlerinde padişahtan devlet başkanlarına kadar sayısız önemli kimselerin yeraldığı Masonluk nasıl karanlık işlere alet olur?

Ben de ona geleceğim. Yine de Ben kabahati bizlerde görüyorum. Bir Hasan Ali Yücel'i, bir Ziya Gökalp'i, bir Namık Kemal'i, bir tapunun kurucusu Mahmut Esat efendiyi biz anlatmalıyız. Birçok müderris ve din adamı Masondu.”

  • sayı, 2008, Celil Lâyıktez yönetiminde, gazeteci yazar Osman Balcıgil.

Osman Balcıgil, gazeteci ve yazar. Masonlarla ilgili aşk romanları da var. Kendisi ile Facebook’da arkadaş idik. Ziya Gökalp konusundaki yazışmamızı aşağıya alıyorum;

19 AĞUSTOS 18:23,

 Hürol - Merhaba Osman kardeşim, nasılsınız? Tesviye 74'de Aydınlanma üzerine ve bazı Türk masonlar hakkında bir yazınız var. Ben de bir araştırma yapıyorum. Ziya Gökalp'in hangi locada Tekris olduğu hakkında bilgiye ihtiyacım var. Sanırım bu bilgi siz de vardır. Benimle paylaşır mısınız?

20 AĞUSTOS 15:14, 

Osman Balcıgil -Merhaba Hürol Kardeşim, maalesef bilmiyorum sorunuzun cevabını. Eminim, sekreterlikte kayıdı vardır. Size yardımcı olamadığım için üzgünüm. İyi çalışmalar dilerim. KSS[8]

26 EYLÜL 20:30,

Hürol - Değerli Kardeşim, sekreterlik bu konuda yanıt veremez, bu konuda yazı yazan biri olduğunuz için size özellikle sordum. Çünkü Ziya Gökalp mason değil, hiçbir kayıt yok. Tam tersine mason karşıtı olduğuna dair belgeler var. Korkarım sizin gibi bir yazar da, araştırmadan yazmışsınız.

Sorumlu bir kişi, üstelik yazar, ne yapar? Hemen araştırmaya girişir, hata yapıp yapmadığını kontrol eder ve bana ona göre yanıt verir. Hayır, Osman Balcıgil böyle yapmadı, kaçtı, suçluluk duygusu ile kaçtı ve Sorgulanani facebook’da arkadaşlıktan çıkardı. İşte tipik bir mason davranışı!

 

  • Can Arpaç,Milliyet Gazetesi 16.01.1996 tarihinde yayınlanan duyurusunda; ünlü masonlar arasında Ziya Gökalp’i saymış.
  • Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk kitabında
  • Bütün bunların yanısıra, Seyhun Tunaşar, Mimar Sinan Dergisi, sayı 126, 2002, “Cumhuriyetimize Damgasını Vurup Ebedi Maşrıktan Bizi İzleyen Kardeşlerimiz ile Atatürk ve Türk Devrim Kronolojisindeki Yeri” yazısında, eriştirilme tarihleri ve locaları ile o dönemin önde gelen tüm masonlarını tek tek sayarken, Ziya Göklap’i mason olarak vermez!

HKEMBL Ankara Vadi (Bölge) Başkanı Haluk Kürşat Parlatan’a facebook da sordum.

27.8.2017,

Hürol - Merhaba Kürşat Parlatan Üstadım,  bir çalışma yapıyorum, Ziya Gökalp' üzerine. Malum şair tarafı da var. Ziya Gökalp'in Tekris olduğu Loca ve dönemi bulamadım. Bütün erişebileceğim kaynaklara, kitaplara baktım. Bu konuda bana yardımcı olabilirseniz, çok sevineceğim. KSS

  1. Kürşat Parlatan - Bu konuda ancak bayram sonrası yardımım olabilir

Sanırım kütüphanemizde kaynak vardır

Ancak tatil dolayısı ile ulaşmak mümkün değil

Kss


 

 

 

Yanda fotoğraf:

Ankara Bölge Yöneticileri. Soldan H.Kürşat Parlatan, Hüseyin Fikri Tümer (ayakta), Cem Tigin Sertcan. Adana locasında masonik toplantı öncesi… Anadolu’ya masonluğu yayma çabaları!

 

 

 

Türkçesi Bölge Başkanı olan Yahudi bölge tanımı “Vadi” ile  “Kaymakam” birleştirilmiş havalı unvanlı  Masonbaşı yardımcısı, Ankara Vadi Kaymakamı, Haluk Kürşat Parlatan bana dönmedi. Şaşırdık mı?

Sekreterlikte yaşayan üyelerin bilgileri tutulur. Dahası 1900’lerin başında yaşamış bir kişinin kaydı sekreterlikte olmaz. Ancak arşivlerde olabilir. Çok pek kıdemli masonlar; H. Kürşat Parlatan, Osman Balcıgil basit bilgiyi bilmeyecek kadar cahiller mi, yoksa beni başlarından savuşturmak için uydurdukları bir yanıt mı?  

Hür Masonlar ve Özgür Masonlar tarafında yaptığım araştırmalarda, Ziya Gökalp’in mason olduğuna dair hiçbir belge ve kanıt bulamadım. Özgür Masonların böyle bir savı yok zaten.

Hür Masonlar, İngiliz denetimine geçtikten sonra, tam da efendilerine uygun olarak yalanları artırırlar.

Ziya Gökalp’in kişiliği ve dünya görüşünü dikkate aldığımızda da mason olmasın olası değil.  İttihat ve Terakki içinde masonluğa karşıt olanların öncüleri arasında başta Mustafa Kemal olmak üzere Türk kültür ve yazın dünyamızdan Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin gibi çok önemli isimleri de yer almaktadır. O dönem yazılan “Vatan Yalnızca Vatan” isimli risaleyeyi değerlendiren Ali Birinci de bunu doğrular.[9] Tarihin sayfalarında biraz karanlıkta kalmış bu risaliyeyi ortaya çıkardığı için Ali Birinci’ye sağ olsun diyorum. Bu sayede masonların bir yalanını daha doğrusu ile düzeltebiliyoruz.

Ali Birinci; “Risâle hakkında ilk bilgileri Ali Canip Yöntem’e borçluyuz:

‘İttihat ve Terakki Cemiyeti, Meşrutiyetten önceki faaliyetinde Mason kulüplerinden çok faydalanmıştı. O zaman ve sonra Masonluk şehirde pek yaygın bir halde idi. Öyle ki, arkadaşlar içinde Ziya’dan, Ömer’den, Benden başka Mason olmadık kimse kalmamıştı. Biz Masonluğun insaniyetperverlik süsü altındaki kozmopolit temayülüne muhaliftik. Genç Kalemler dergisinden başka on paralık broşürler de neşretmeyi düşünmüştük.

Onlardan biri olarak kaleme aldığımız ‘Vatan! Yalnız Vatan’ adlı broşür ‘insanlık’, ‘beynelmileliyetçilik’ zihniyetine ve bu arada ‘masonluk’a şiddetle hücum ediyordu. İşte bu sırada Trablus- garp’a saldırdılar. Selânik’te en kuvvetli Mason locası İtalyan locasıydı. Bizim ‘insanlık’, ‘beynelmileliyetçilik’ fikirlerine hücum edişimizi müteakip, İtalyanların şehre ateş saçmaları, kasabaya girer girmez de masum halktan yakaladıklarını darağacına çekmeleri mason geçinen arkadaşlarımızı şaşırttı. Ömer Seyfeddin büyük bir yeis ve ıstırap içinde (Primo)yu yazdı. Genç Kalemlerin 13. sayısında çıkan bu hikâye, millî duygularla dolu güzel bir eser olduğu kadar, ‘beynelmileliyet’ fikrine nasıl ve nereden darbe vurulursa daha amansız olacağını kestiren usta bir propagandacı muharrir mahsulü olduğunu gösteriyordu: Halbuki o zaman Ömer, henüz yirmi yedi yaşında idi. Onun kalemindeki sanatkâr füsunu, hikâyeyi kuru bir propaganda malı olmaktan koruyor, enfes bir edebî eser kıymeti veriyordu.’ (4;“Hizb-i Cedid”, Yakın Tarihimiz, Sayı 25, (16 Ağustos 1962) s.354. [10]

Risaliyenin yazarı Ali Canip Yöntem, daha sonra yazdığı bir yazıda da; “Türkler milletlerarası teşekküllerden, masonluktan, sosyalistlikten uzak kalmalıdırlar"[11]  demekte.

Biz de aynısını söylüyoruz!  Ali Birinci, Tahir Alangu’ya atıfta bulunarak şöyle demektedir;

Alangu’nun bu yanlışları yanında risâlenin yazarı hakkında söyledikleri üzerinde durulmağa değer görünüyor. O, 18 Aralık 1963 günü Genç Kalemler çevresinden Mustafa Nermi (1890-1971) ile yaptığı bir konuşmaya dayanarak, Selânik’te basılan on kadar propaganda broşürünün hepsinin Ömer Seyfeddin tarafından hazırlanmış olduğunu kaydediyor.

Ağlebi ihtimâlle Gökalp’in ve Yöntem’in de, fikirleriyle katkıda bulundukları risâle Ömer Seyfeddin tarafından kaleme alınmıştır. Bununla beraber risâlenin, her üçünün müşterek kanaatlerine tercüman olduğu unutulmamalıdır.”[12]

Ömer Seyfettin, “Vatan Yalnız Vatan” makale/risale’de, emperyalist Batıyı anlatmakta, artık ordularla ve silah zoru ile değil, vatan içinde kurduğu etki bölgelerinde, manevi ve kültürel olarak önce çökertip, sonra ele geçirdiğini anlatmakta ve buna karşılık milliyetçilik, milli bilinçle karşı mücadele edilmesini savunmakta. Bu savaşımda da, her türlü çağdaş bilgi, felsefe ve bilimi okuyup, öğrenip, ama asla milli benliğini yitirmeden. Masonlukla ilgili de bir çok ifade var; 

Fakat, ey genç kari! Ey "Yeni Hayat"ı tahayyül eden, bize kahraman dedelerimizden kalan bu mukaddes ve vasi vatanı seven, onun hakiki itiliisını bütün ruhiyle, bütün mevcudiyetiyle arzu eden genç kari!

Emin ol ki Masonluğa, aviirnın mantığını okşayarak, eski ve cahilane fikirleri Batıl taassubları takdir ve tetvic ederek hücum etmeyeceğiz. Cahilane hücum, cahillerin… mutaassıbane hücum mutaassıpların hakkıdır! Bizim silahımız fen ve felsefe olacaktır. Masonluğun " Ma'bad-ül matbuiyesinden (5) ziyade siyasi neticesi olan beynelmileliyet fikrine, "insaniyet" hülyasına itiraz edecek, bunların vatan için ne kadar müdhiş ve mühlik rahneler olduğunu isbat edeceğiz.”

“Meselâ Beynelmileliyet (Enternasyonalizm) fikri biraz fazla mürid peyda edince vatan düşmanlığı (antipatriyotism) askerlik düşmanlığı (antimilitarizm) baş gösterir.”

“İçtimaî Türklüğün tekâmülüne hizmet eden milliyetperver gençlerin ruhuna Masonluktan uzak bir şey yoktur. Onlar “beynelmileliyet” fikrinin entrikalı “insaniyet” hayâlinin itilâf kabul etmez muarızları, düşmanlarıdır. Onların “insaniyet”i nasıl anladıklarını izah etmezden evvel şunu söyleyelim ki hiçbir hakikî Türk genci, tarihini bilen bugünkü ilim ve fen karşısında yabancı kalmayan bir Türk genci “beynelmileliyet” fikrine kapılamaz.”

“İnsaniyet fikri... ahlâk karşısında bu muazzez hayfile itiraz etmeyiz. Ve arzu ederiz ki her memlekete, her iklime, her kıtaya göre değişen ahlâkın bazı kaideleri faziletler üzerinde birleşsin... Fakat bugünkü medeniyet yalnız iktisadî ihtiyaçların tesiriyle hareket ediyor! Siyasetin altında iktisâdî düşünceler var. Siyasette ahlâk yok! Ve milletler arasındaki münasebetlerden hiçbiri tahayyül olunamaz ki, siyasî olmasın...

“İnsaniyet” ve “insanların umumî uhuvveti” esasına istinad eden bir hayâl, inkâr olunamaz ki, pek lâtif, pek cazibtir. Lâkin o kadar boş, o kadar yalan, o kadar vahidir ki bu muhâl olan hayale, bugünkü vatanı olan Garbde, âlimlerin, feylesofların, münevver ve mütefenninlerin ekserisi düşmandır.”

“Türkiye, Osmanlılığın sevgili vatanı olan bu muazzez Türkiye bugün ne hâlde bulunuyor? Aç gözlülükleri bize: “Mal bulmuş mağribi” gibi bir misâl ihda eden Avrupalıların duymak ve kanmak bilmeyen ihtirasları üzerimizde bir kâbus...

Bu Avrupalılar silâhsız ordularıyla memleketimizin en mühim kısımlarını zabt etmişlerdir.”

“Evet, bütün Avrupa kavimleri (emperyalizm) istilâ gayesini takib ediyorlar. Lâkin istilâ ve istimlâkin de şekli değişti. Tarih bu tahavvülü pek vazıh gösteriyor. Eskiden Romalılar bir usûl bilirlerdi: Milletleri silâhla mağlup etmek, memleketlerini zabt etmek, (13) kuvvetlilerini esir gibi satmak... Bu tarz tamamiyle terk olundu. Şimdi bir nüfuz mıntıkası peyda ediliyor. Oradaki ahalinin milliyet fikri uyuşturuluyor. İktisadi ve içtimai menba’lar ele geçiriliyor. İstilâ temin olunuyor.”

“İstanbul’un “Hikmet”cisi, gençlerin çoğunun (15) Mason olduğundan bahs ediyordu. Fakat yanılıyor. Bu günkü gençliğin içinde Mason ruhuna malik olanlar gayet azdır. Onlar da evvelâ “Levantenlik” devresini geçirmişler, Mason Levantenlerle düşüp kalkmış, nihayet kapılmış olanlardır.”

“Avrupalılara gelince, bunlar komşularımız gibi doğrudan doğruya vatanımızın toprağına göz dikmemişlerdir. Bizim servetimizi çalmak, bizi çalıştırıp kendileri kazanmak isterler. Vatana- mızda kendi (millî) maariflerinin neşrine gayret ederler. Maariflerinin intişar ettiği yerleri Benimsemişlerdir. İtalyan’lar Trablusgarb’ı ve Arnavutluk’- un bir kısmını, İngilizler lrak’ı, Fran- sızlar Suriye’yi zaptetmeyi hülya ediyorlar. Lâkin çete ile, ilıtilfil ile değil... Maarif silâhıyla... Onlar jandarmalarımızı, memurlarımızı, zabitlerimizi katletmiyorlar. Lâkin oralardaki milliyet ve asabiyeti boğuyorlar. Yerlerine kendi milliyetlerini ikâme ediyorlar. Ve buralara (26) “nüfuz mıntıkası” diyorlar.”

“Milliyeti, asabiyeti, vatanı olmayan kozmopolit bir halk hiçbir vakit onların iktisadî yağmalarına, içtimai i’tisâf- larına, siyasî tahakkümlerine muarız olamaz. Esir olur, mahv olur, tarihlerden silinir. İşte “İnsaniyet” ve “Beynelmileliyet” fikrinin bizi sürükleyeceği uçurum...”

“Bu afetten mâsun kalmak için ne yapalım?

Ey âlî bir mektebden çıkan genç! Sen oku! Anlayarak oku! Avrupa’nın yeni ve büyük mütefekkirlerinin yazdığı eserlere bigâne kalma... Fen ve felsefe saikin olsun! Hayat ve tabiattaki “mücadelecin içtimaiyattaki tesirini tedkik et, anla. Hakikate düşman olma...

Ey vasati bir tahsil gören, hevesli, asabî, narin, zeki genç! Önünde çiçeklerle örtülmüş duran karanlık uçuruma o kadar isti’câl ile koşma. Her gördüğün parlak şeye kapılma. Sen daima yanlış (30) ve mânâsız gölgelere meftun olacaksın. Kendini zabt et. Çalış, oku, bir şeyi kabul etmezden evvel, düşün. Ve aklında tut ki milletine, vatanına ihanet etmek, kendini mahv etmek  demektir. Vatanım sev. Esaslarını unutma. Vatanının tarihini oku, içinde yaşadığın zamanın siyasî cereyanlarından haberin olsun ki yanılmayasın.

Ey hiç okumayan, anlamayan, düşünmeyen havaî genç, sen de dikkat et, avlanacak ve esir olacaksın. Okumağa, anlamağa gayret et. Hiç olmazsa vatanını sev! Sana kendi vatanından, kendi milletinden başka muhabbet edilecek şeyler gösteren şeytanlara inanma. Onların zehirli ağularına kapılma...”

“Ve yazık o budalalara ki sizin ham hayâllerinizin, muhâl hülyalarınıza, sun’î ve gülünç peygamberliğınize aldanır. Gizli cemiyetlerinize girer, kendinizce bile malûm olmayan gizli gayeleri takib eder”

“Siz meyus oluyorsunuz. Ve Türkiye’de rasgeldiğiniz bu vatan aşkı sizi kudurtuyor. Avrupa’da gazeteleriniz bizim için:

— Hain şövenler! .. diyor. Sanki kendileri “Beynelmileliyet”çi imişler gibi... Onlar da şöven... Hem kendi vatanlarında, kendi muhitlerinde değil, bizim memleketimizde, bizim, kendi muhitimizde! Bizim, kendi milliyetlerini kabul etmemizi en hainâne bir şey telâkki ediyorlar.

Fakat biz “Yeni Hayat”çılar meyus olmuyoruz ve daima meyus olmayacağız. Herşeyden evvel neşredeceğimiz vatan aşkı, vatan fedakârlığıdır! Bu mukaddes ve selâmetimizi kâfil olan hisse muhalif olan her cereyana muarızız. (32) “İnsaniyet”cilik ve “Beynelmileliyet”cilik hareketlerini mukaddes vatan içi nen müthiş bir âfet addederiz.”

“Masonluğun aleyhinde yalnız biz bulunmuyoruz! Bizden evvel de bazı gazeteler bu yolda yazılar yazdılar... Fakat onların hücumda aldıkları tavır, meslek ve mefkûrelerden ziyade şahısları düşürmek için bu cidâle giriştiklerini gösterdi. Tekrar karîlerimize söyleyelim ki, biz avam mantıkcısı değiliz! Biz gayeleri meçhûl ve beynelmilel cemiyetlerin vatan ve milliyet fikrine vuracağı darbeyi defetmek, onların memleketimize hazırladığı felaketlerden içtinab etmek istiyoruz. Bu “Beynelmilel” cemiyetlerin muzır gayeleri ne olduğunu bilmiyoruz. İhtimal ki bizim zannettiğimiz kadar muzır ve mühlik değildir ve ihtimâl ki zannettiğimizden daha muzır ve mühliktir! Biz, yalnız aşikâr olarak âleme gösterdikleri “Beynelmileliyet” gayesini bütün mazarratlarıyla teşrih ve husule getirdikleri fırtınaları tetkik etmeğe çalıştık. Ve “Vatan” fikrinin kuvvetini muhafaza için bu gibi muzır tezahürleri ezmeğe daima çalışacağız...”[13]

Öte yandan,  Enver Behnan Şapolyo, Ziya Gökalp İttihadı Terakki ve Meşrutiyet Tarihi" adlı kitabının "İttihat ve Terakki Partisini Kuruluşu" bölümünde, Ziya Gökalp'in Selanik'e gelişini, İttihat ve Terakki katılışını anlatır. Fakat Ziya Gökalp masondur demez. Ziya Gökalp'i anlattığı bir kitapta Talat paşa dahil bazı İttihatçıların mason olduğunu yazıp, Ziya Gökalp, eğer mason olsaydı, bunu yazmaması düşünülemez.  “Mason sempatizanı” Orhan Koloğlu, Cumhuriyet dönemini anlatırken; “Ayrıca milliyetçiliğin hızla tırmandığı bir ortamda Türk Ocakları’nın konu üzerindeki hassasiyeti de karşılarında önemli bir rakip oluşturuyordu.

Türk Ocaklarının Ziya Gökalp/İttihatçı çizgisinde olduğu unutulmamalıdır.”[14]  İttihat ve Terakki’nin mason karşıtı olan tarafının, Ziya Gökalp öğretisi temelinde oluştuğu…

Bu çalışmamızda Ziya Gökalp’in Avrupa’ya bakışı, Tanzimat’ı yorumlayışı da, tamamen masonlarla ters, ağır eleştiriler taşır, doğal olarak Türkçülerle koşuttur.

Peyami Safa, Ekim 1931’de masonlar üzerine bir dizi yazı yayınlar;

Kimlere "tatlı su frengi”dediklerini bilirsiniz. Fakat, yine Şişli ve Beyoğlu muhitinde bir tip insan daha var kİ, beğenir ve izin verirseniz, ben'de bunlara “tatlı su türkü” demek istiyorum. Geçenlerde, Beyoğlunda, bir ecnebi öldü. Bizim tatlı su frenk- Ierinin hepsi bu zate muhteşem bir cenaze alayı yaptılar. Hatta büyüle caddede bazi dükkânlar matem işareti olarak siyahlara büründüler, kara yas bağladılar. Cenaze alayında bir sürü tatlı su türkü da vardı. Bu biçim Türklerin hiçbirini Ziya Gök Alpın, yahut onun kadar ehemmiyetli başka bir milli İnsanın tabutu arkasında göremezsiniz; fakat ecnebi şirketlerinden birinin müdürü, ölmek şöyle dursun, hafifçe nezle olsa, bütün o tatlı su türkleri telâşa düşerler, hatır sormıya giderler ve arkasından, telefon telefon üstüne, hastanın vaziyeti hakkında malûmat isterler.

Tatlı su türkleri için bütün Türkiye Şişliden Tünele kadardır ve Türkiyenin ilerlemaai, kurtulması demek, büyük Ur yabancı devletin himayesi altına gineesi demektir. Onların dilinin pelesengi şudur:

“Bu millet adam olmaz.”[15]

Benzer şekilde gerek dönemin içinden tanıklık yapan yazarlar, gerekse daha sonrasında bilimsel çalışmalar ile dönemi anlatanlar bir çok kişi için “mason” tanımlaması yaparken, Ziya Gökalp’in mason olduğunu söyleyen bir tek bağımsız kaynak yoktur.

 

Ziya Gökalp’in kardeşinin torunu değerli Bölümdaşım Dicle Eroğul, bu çalışma için özel olarak, Gökalp Ailesinin görüşlerini yazdı; 

“’Ziya Gökalp'in doğup büyüdüğü evde yetişmiş olan Annem'den ya da yine aynı evde büyümüş ve Ziya Gökalp Malta'da sürgünde iken Babası topçu albay Nihat Gökalp de İngilizlerin esiri olarak Malta'da olduğu için Ziya Gökalp'in eşi Vecihe Hanım'ın yanında birkaç yıl kalmış olan Fatma Gökalp isimli Teyzem'den (Ziya Gökalp'in Malta Mektuplarında Teyzemin adı sık sık geçer) Ziya Gökalp'in Mason olduğuna ilişkin en ufak bir şey duymadım. Ziya Gökalp'in kızlarında ve onların ailelerinde de Ziya Gökalp'in mason olduğuna dair bir belge ya da bilgi bulunmamaktadır ve Ziya Gökalp'in mason olduğu iddiasını reddetmektedirler.’

Milliyetçilik, Türkçülük ve İslamiyet üzerine fikirleri ve duyguları, kendisinin kaleminden çıkmış olan yazılarında, şiirlerinde ve mektuplarında çok net bir biçimde ortada dururken, Ziya Gökalp'in mason olduğunu iddia edebilmek anlaşılabilir bir durum değildir.

Bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse;

Selanik İttihat ve Terakki Merkezi, azaları arasında bir işbölümü yapmıştı. Ziya Beyi de Gençlik İşleri bürosuna şef yaptılar. Ziya Bey'in gençlik teşkilatında gözönünde tuttuğu 12 noktadan bir tanesi şuydu: ‘Gençleri Avrupalı propagandacıların tesirlerinden korumak’

Selanikte çıkan Genç Kalemler mecmuasının 2. cild, 8 numaralı nüshasında Ziya Gökalp'in ‘Felsefe” başlığı altında bir yazısı neşredilmişti. Bu yazı ile yeni hayatın usullerini gösteriyordu. Bu makalede aynen şöyle diyordu: “Yeni hayat başkalarını parlak ve bizi sönük gösteren bu gibi yalancı hakikatlerin foyalarını meydana koyacak. Gösterecek ki Avrupa medeniyetleri çürük, hasta, müteaffin esaslar üzerine istinat etmiştir. Bu medeniyetler inkıraza, izmihlale mahkumdur. Hakiki medeniyet ancak yeni hayatın inkişafile başlıyacak Türk medeniyetidir.’

Ziya Gökalp'in 1922 yılında Diyarbakır'da çıkardığı Küçük Mecmua'da “İngiliz'den Sakın” ve “İngiliz'e” başlıklı iki şiiri vardır ki, bu şiirlerde İngilize olan kinini şöyle ifade eder:

İNGİLİZ'DEN SAKIN

Kardeş dalgın çıkma yola,

Bir yol tut ki emin ola,

Önde varsa bir İngiliz,

Gitme sakın fena bu iz:

 

Çalmaz yalnız o keseni,

Soymaz yalnız elbiseni,

Ruhunu da bütün soyar,

Sende ne his, ne din koyar..

 

Önce çalar vicdanını;

Sonra alır vatanını,

Vatanları odur yıkan,

Yüz devlete varis çıkan;

 

Odur boğan hürriyeti,

Esir eden bu milleti…

…………

Hiçe sayıp kinimizi,

Alt üst etti dinimizi….

O göründü bu ülkede,

Kaldı iman tehlikede…

 

İNGİLİZ'E

İngiliz! Kızarma öyle öfkeden,

Ebedi kurtulmaz alnın lekeden…

Hep senin yüzünden dökülen kanlar,

Yakılan şehirler, yok olan canlar.

 

Çek pis ayağını bu pak ülkeden,

Çekil kerbeladan, Hind'den, Mekke'den…

Uyandı İslam'da eski imanlar,

Verdiler el ele hep Müslümanlar.

 

Kurtulacak artık baş tehlikeden:

İngiliz ünvanlı pis çekirgeden…

Anladı sendeki za'fı kurbanlar:

Karada acizmiş meğer korsanlar!

 

Ziya Gökalp, Küçük Mecmua'nın peş peşe 3 sayısında yayınladığı ‘Garp Meselesi’ başlıklı makalelerinde de Batı emperyalizminin dinsel ve siyasi tahakkümünü anlatır.

Beynelmileliyetlerin dine müstenit olduğu saptamasını yapan ve İslam ümmetinden olduğunu belirten Ziya Gökalp'in, mason olması eşyanın tabiatına aykırıdır.

‘İslam İttihad’ başlıklı şiirinde Ziya Gökalp beynelmilel zihniyeti şöyle değerlendirmiştir:

Beynelmilel cihanda yoktur acze merhamet,

Her il, görür kemali nisbetinde bir hürmet.

Bu fikirleri taşıyan ve yayan bir kişinin mason olduğunu düşünmek akla ziyandır!”

Ziya Gökalp bölümünde, kullandığım tüm fotoğrafları ve yararlandığım kimi görüşler, Dicle Eroğul ve kuzeni Alp Gökalp’in sunumlarından aldım. Paylaştıkları ve yayımlamama izin verdikleri için sağ olsunlar, var olsunlar.

Yukarıda aktardığımız, masonluğa ve zararlı etkilerine karşı yazılmış ve broşür olarak dağıtılmış makale/risale yazarlarından olarak ifade edilen Ziya Gökalp’in mason olduğunu söyleyebilmek, fütursuz bir yalancılıktır. Sürekli olarak hedefinin “tüm insanlık” olduğunu söyleyen bir öğretinin ve

Osmanlı dönemi Tanzimat dönemini sürekli övüp, yerlere göklere koyamayıp, kurtuluş olarak anlatan masonlara, Ziya Gökalp;

Muasırlaşmak cereyanına tabi olanlar Tazminat fikirlerini yaydıkları sırada muhtelif unsurlardan ve mezheplerden mürekkep olan vaki bir milletten irâdî bir millet yapmak mümkün olduğuna kani olmuşlar; bu kanaatle (6) tarihî bir manayı haiz kadîm «Osmanlı» tabiri yerine(7), millî renklerden tamamıyle ârî olmak üzre, yeni bir mana yakıştırmışlardı. Elim tecrübeler gösterdi ki «Osmanlı» tabirindeki yeni manayı Tanzimatçı Türklerden başka kabul eden yoktu. Bu yeni mananın ihtiraı yalnız faydasız olmakla kalmıyordu; devlet ile unsurlar ve bilhassa Türkler hakkında gayet muzır neticeler veriyordu.

Dünyanın şarkı da, garbı da bize celî bir surette gösteriyor ki bu asır, milliyet asrıdır; bu asrın vicdanları üzerinde en müessir kuvvet, milliyet mefkûresidir. İçtimaî vicdanların idaresi ile mükellef olan bir devlet, bu mühim İçtimaî âmili mevcut değil farz ederse, vazifesini ifa edemez. Devlet adamlarında, fırka recüllerinde bu his mevcut olmazsa, Osmanlılığı terkip eden cemaat ve kavimleri ruhî (psychologique) bir surette idare etmek kabil olamaz (8). Dört senelik bir tecrübe bize gösterdi: Sırf unsurların i’tilâfı maksadıyla «ben Türk değilim, Osmanlıyım» diyen Türkler, unsurların ne yolda bir i’tilâfa muvafakat edebileceklerini nihayet gayet acı bir surette(9) anladılar. Milliyet hissinin hakim olduğu bir memleketi ancak milliyet zevkini nefsinde duyanlar idare edebilirler.”[16]

İlk vakitlerde beynelmileliyet hissini bütün insanlara şamil zannetmek doğru değildir. Mesela kurûn-ı vustâda Avrupa’da bir beynelmileliyet hissi mevcuttu; fakat duyguyu tahlil edersek, Avrupadaki beynelmilel şefkat ve müzaharetin Hristiyan milletlere müncer olduğu, beynelmilel hukukun da hristiyan devletlerin imtiyazları hükmünde bulunduğunu görürüz. Balkan muharebesi, Avrupa vicdanının, bugün bile hiristiyan vicdanından başka bir şey olmadığını gösterdi.”[17]

Çalışmamda bunu vurguluyorum. Masonluk, Yahudi-Hıristiyan Avrupa inanç ve kültürünün ürünüdür ve kast ettiği insanlık, “beyaz adamın”, emperyalist Batının insanlarıdır. Masonlar her sözcüklerinde, Batı hayranlıklarını ve Batılılaşmanın uygarlaşma olduğunu savunur ve tarih boyunca bu yönde faaliyet gösterirler. 

Büyük Türkçü Ziya Gökalp, Türkler için masonların asla söyleyemeyeceği; 

“Biz Türkler, asrı medeniyetin âkil ve ilmiyle mücehhez olduğumuz halde bir «Türk-îslâm» harsı ibdâ’ etmeğe çalışmalıyız.”[18]

“Gökalp'e göre toplum, halktı. Halktan olmayan toplumdan olamazdı. Halka yabancı, gerçek bir bilgin olamazdı. Böyleleri, bilimi süs sananlar, kendilerini övmek, övdürmek için süse, kürke düşkün olanlardır. Bunlar, canlı bir toplum içinde, mezar taşlarıyla öğünenlere benzerlerdi. Onlardan hiçbir yararlı iş beklenmezdi. “Ferdiyetçi” dediği bunlardı.”[19]

Ben ekleyeyim , masonlardı.

Bazı mason arkadaşlar, masonların Ziya Gökalp’in mason olduğunu neden yalan söylesinler diye sormaktalar. Olmadığı halde Mustafa Kemal Atatürk’ün neden mason olduğunu söyledikleri ile aynı nedenle; “ulusal/milli” bir örgüt olmadıkları ve Türk toplumun onlara olan nefreti ve öfkesini azaltabilmek için, Türklüğe ve Türk Ulusuna mal olmuş bu bayrak isimleri, kendilerinden gibi göstererek, üzerlerindeki Türklüğe ihanet söylemini silebilmek için.

Ziya Gökalp, Türkçülük anlayışım içinde, bir Türk olduğu için, bu kadar araştırdım ve olmadığını gösterdim. Acaba mason diyerek övündükleri daha kaç kişi gerçekte mason değil, hatta mason karşıtıydı?

Büyük Türkçü Ziya Gökalp;

Türk, kendi milletine - hürmet etmeğe başladıktan sonra başka kavimlerin milliyetini de muhterem tanıyacak kendi hak ve vazifelerini tanıdıktan sonra sair kavimlerin de vazife ve haklarını tayin edebilecektir.”[20]

Sonuç olarak

Ziya Gökalp’in yaşadığı dönem de, İttihat ve Terakki üyelerinin üye olduğu Selânik de Risorta ve Selânik ile İstanbul  da locaların üye listeleri İtalyan ve Fransa mason merkezlerinin arşivlerinde yapılan araştırmalarla ortaya çıkarılmış, İtalyan ve Fransız araştırmacılar tarafından listeler ve kimilerinin de kayıt çizelgesi içinden özel bölümleri kitaplar olarak yayımlanmıştır.

Bu listelerde Ziya Gökalp adı bulunmamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, var olan locaların üye listeleri, Özgür Masonlar arşivlerinde durmakta. Özgür Masonlar (ÖMBL), Ziya Gökalp’in mason olduğuna dair bir sav ileri sürmediler, sürmüyorlar ve arşivlerinden ortaya koydukları belge de yok.

Hür Masonlar (HKEMBL) da Türkiye döneminde var olan locaların üye listeleri ellerindedir ve onlar da ortaya bir kayıt, belge koyamadılar.

Tarih ve Toplum Bilim bilim insanları, döneme dair bir çok araştırma yaptılar ve kitaplar yazdılar. Kitaplarında mason olan önde gelen kişilerin isimlerini de verdiler, belgeleriyle birlikte. Hiçbir yansız ve bilim insanı çalışmasında Ziya Gökalp’in mason olduğu bilgisi yoktur.

Ziya Gökalp’in ailesini temsilen, kardeşinin torunu, bölümdaşım, meslekdaşım;  değerli araştırmacı ve dirayetli toplum savaşımcısı Dicle Eroğul da, Ziya Gökalp’in mason olmadığını aile belleği ve anılarına dayanarak açık olarak belitmekte. 

Ziya Gökalp’in mason olduğunu masonlar ilk kez, 1969 da Sabahattin Arıç tarafından ortaya belge, kanıt ortaya koymadan uydurduğu yazı sonrası söylemeye başlarlar.  Bütün atıf bu yazıyadır.  Mahalle dedikodusu bile olamayacak düzeysizlik içinde bir iftiraya dayanırlar.

Ziya Gökalp’in Osmanlı aydınlarını ve elbette masonlarını  anlatan bir yazı ile bitirelim…

Hasta olan Türk milleti değil, memleketin münevverleridir. Onları tedavi eder, onlara yeni bir milli vicdan, yeni bir mefkure aşılarsak, kuvvetli bir hamuru olan Türk halkı, cihan tarihinde yeniden bir kuvvet olarak çıkacaktır. Bu sebeple Tanzimatçılar gibi yalnız garplılaşmak değil, memleketin hayatına müessir olan genç nesli terbiye etmek, memlekette milli ahlaka sahip güzideler yetiştirmek lazımdır. Bu genç münevverleri yetiştirecek erginler, mektep sıralarından değil, milli mefkureye sahip kulüplerden, milli cemiyetlerden yetişir.”

Ziya Gökalp’in mason olduğu söyleyen masonlara...

Edep yahu!

Mustafa Necati ve Hasan Ali

Türk Devriminin iki çağdaş önderi; Atatürk’ün Adalet Bakanı, Milli Eğitim Bakanları… Türk tarihinde onurlu yerlerini aldılar.

Batı Emperyalizmin yerel uzantısı masonlar,

  • Türk Halkının aklında ve yüreğindeki, milliyetsizlik ve dinsizlik tanımını değiştirebilmek, kendilerini ulusa ait gösterebilmek için, Türk Halkının en değerli Türkçülerini,
  • Kapitalizmin gerici bir tarikatı olduğu için, bu karanlık yüzünü perdeleyebilmek için; Türk Devriminin ve çağdaşlaşlaşma hareketinin önderlerini mason olmuşlar yalanı arkasına saklanmaya çalışmaktalar.

Atatürk ve Namık Kemal, Ziya Gökalp’ten sonra, Türk Devriminin Kuvay-ı Milliye kahramanları, eğitim ordusunun önderleri, Mustafa Necati ve Hasan Ali’yi de mason gibi tanıtmakta, göstermekteler.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, CHP’nin Masonluğu denetim altına almak için, localara katılanlar olduğunu söyledim. Bu görevliler ile yabancı ve yerli gerçek masonlar arasındaki localardaki savaşımı, görevliler kaybettiler ve gerçek masonlar; yabancı yurttaşı olanlar ve onların işbirlikçileri, görevlileri ya localardan çıkardılar ya da etkisizleştirdiler. Bu savaşımda, mason tarikatını ele geçirmek için savaşım veren, milli duyarlılık ile hareket eden bu görevlilerin mason olduklarını, mason öğretisini benimsedikleri söylenebilir mi?

Masonlar utanmadan Kurucu Büyük Üstadları Talat Paşayı, Batılı efendilerinin emri doğrultusunda “katil” diye masonluktan atmalarına ve katledilmesine yardımcı olmalarına rağmen nasıl şimdi Büyük Üstad olarak sahipleniyorlarsa,  Mason Localarında Milliyetçi diye tasviye ettikleri kişileri de bugün ünlü masonlar listelerinde utanmadan duyurabiliyorlar. Kaldı ki, Mustafa Necati ve Hasan Ali hiçbir zaman mason derneği  üyesi olmadılar. Bu yalanlarını da yüzlerine çarpıyorum.

Resne, Vefa Locaları

Masonlar, Mustafa Necati’nin Resne Locasına, Hasan Ali’nin Vefa Locasına üye olduklarını söylüyorlar. Resne ve Vefa locaları, Mısırlı Arap masonların, İstanbul da Osmanlı masonluğunu denetim altına almak için kurdukları localardır.

Resne Locası İstanbul’da 1908’de Mısırlı Araplar tarafından Mısır Büyük Locasına bağlı olarak kurulur. O sırada Mısır Büyük Locası İngiltere B. Büyük Locasından berat yani onay alınarak kurulmuş bir loca.

1909’da Osmanlı Büyük Doğusu/Locası (Meşrik-i Azam) kurulunca, Osmanlı Büyük Doğusuna katılır.

  Üyeler:

“Rotı Al Hekma, Hefz Al Wedad, Kawkab Al Balırein, Al Satııah, Hira ra, Al Chaıush Al, Moushrcka, Germania, Al Alta Al Akhavvi, Esna, Samaret Al Wafa, Chams Al Salara, Wali Al Ahd, Dandara, Flecleur, Al Karnak, Aziz, Rasna, Niazı, Hayet Al Mahalla, Platon, Al Sidk, Al Omani, Nour Al Hekıtıa, Bekaa Al Aziz, Al Ahram, Heliopolis, Rina Chimenlo, Samaret Al, Samah, Consıanlin Le Grand, Al Dastour Al Osmani, Soerate, Al Watan, Cteopalra, Al Ensania, Nour Al Fadila.” [21] 

Türk ismi görüyor musunuz? Üyelerin tamamı, Kahire, Luxor ve başka Mısır ve Suriye şehirlerinde oturuyorlar. Ulus kökeni olarak da; çoğunluk Arap, gerisi İtalyan, Fransız ve Yunanlı. Bir de  Türk ismi var, Sebataycı mı? Son dönemde loca yöneticileri;  İhsan İsmail, kapatılırken 1935’de Sebataycı Cemil İpekçi

Vefa Locası,  Mısır Masonbaşı İdris Ragıp’ın desteği ile kurulur. Politik durum nedeniyle Ağustos 1912 ile Haziran 1913 arası çalışmalarını durdurmuş sonra yine devam etmiş.  Çoğu Resne Locasından gelmeler; yani, Türk değiller.

Çakma Belgelerin Sahteliği

Türkiye’de Harf Devrimi  1 Kasım 1928’de yapıldı. Harf Devrimi yapılırken, Arap alfabesi yerine Latin alfabesi alınırken, bazı Türkçe sesleri karşılayabilmek için, Latin Alfabesinde olmayan karakterler / harfler türetilmiş ve Alfabeye eklenmiştir.  Alfabe değişikliğinden sonra çok hızlı biçimde Türkçe kökenden olmayan sözcükler Türkçe sözcüklerle değiştirilmeye başlanmış, böylece Türkçe diğer dillerin dilde emperyalist işgalinden kurtarılmıştır.

Harf Devriminden önce, Osmanlıca da olduğu gibi Arap alfabesi kullanılmaktaydı. Bir çok mason locasında, Fransızca, İtalyanca, İngilizce ve diğer Batı dillerinde toplantılar, yazışmalar yapılıp, kayıtlar  tutulurken; Türkçe konuşulan localarda da tüm kayıt ve yazışmalar, 1909’dan gelen kuralları gereği Latin harfleri ile Fransızca ve Arap harfleri ile Osmanlıca olarak yapılmaktaydı. Latin Harfleri ile Türkçe ne kayıt vardı, ne yazışma ne de ayin erkânı.  Latin alfabesine eklenen özel Türkçe karakterler / harfleri o 1928’den önce bilip, kullanmak, ancak falcılık ile olası olabilirdi. Çünkü daha o zamanlar kararlaştırılmamıştı bile.

Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında araştırma yapan mason araştırmacılar, o zamana ait ayin erkânı (ritüel), tutanaklar, yazışmaları, Fransızca veya Arap Harfleri ile Osmanlıca asıllarından çeviriyorlar. Kitap ve yazılarında da bu şekilde belge olarak koyuyorlar.

Toparlarsak, Mason tarikatının 1928’den önceki hiçbir yazışma, kayıt, tutanak vb yazılı belgeleri Latin Harfleri ile Türkçe olması mümkün değildir.  Bu şekilde bazı metinleri, yazıları belge diye ortaya koyanlar, sahtecilik yapmaktadırlar.

Şimdi size mason localarından o dönemlere ait, gerçek birkaç belge, üye kayıt örnekleri  göstereceğim.

Mason Tanıl Adalı’nın kitabından


Çizelge Fransızca basılmış ve Fransızca doldurulmuş. Bu sayfada kayıtlar 1924 – 1926 arası yapılmış. Türkiye Cumhuriyetinin kurulmuş olduğu yıllar. İşte 2017’de mason Tanıl Adalı’nın övdüğü, İzmir’e uygarlık getirdiğini söylediği “milli” masonluğun locası ve 2017’de “milli” mason…

 

Ernest Born Loca Kaydı. 1932'de tablo Türkçe basılmış, üye bilgileri İngilizce elle doldurulmuş. 

 Hernest Bon loca kütüğünde kayıtları

 

1935 yılında Homer Locasına katılan masonlar listesi

Belgelerden görüldüğü gibi, bir mason üye kaydı, fotoğraflı, tüm bilgileri içeren ayrıntılı ir şekilde kütüğe kaydediliyor. Kütük Fransızca basılmış, kayıtlar da Fransızca. Kütüğün işlendiği tarih 1924 – 1935 arası. 1935’de yeni üye bildirim yazısı da, Fransızca basılı kağıda, daktilo ile latin harfleri ile Türkçe yazılmış…

Bir de Kültür Locası kayıtlarına bakalım. Üye kütüğü. Kayıtlar 1927 – 1935 arası. Küütük latin harfleri ile Türkçe basılmış, kayıtlar da el yazısı ile Türkçe. Belli ki kayıtlar, 1928 Harf Devrimi sonrası, latin harflerle Türkçe olarak düzenlenmiş.

O sırada mason localarının üyeleri yeni kütüklere aktarılmış. Üyelerin fotoğrafları, derece yükselme tarihleri ve diğer kişisel bilgileri ayrıntıları ile kayıtlı.

 

Kültür Locası Üye Kütüğü

Şimdi Mustafa Necati ve Hasan Ali ‘nin mason olduklarına dair masonların ortaya koydukları çakma belgelere bakalım.

Mustafa Necati

Atatürk ve Mustafa Necati

Süha Umur; 

Mustafa Necati Kardeş, Resne Mahfeline niyabeten Vefa Mahfelinde 13

Şubat 1925 tarihinde tekris edilmiştir.[22] diyor…

Tanıl Adalı ikinci çakma belgenin sahibi.  geliyor. Tanıl Adalı’nın Mustafa Necati hakkındaki çakma belgesine geçmeden önce, biraz kendisini tanıyalım, tanıyalım ki güvenilirliğini anlayalım. 

32.Derece Mason ve İzmir Bölgesi Araştırma Locasının da yöneticisi Tanıl Adalı bu Homer Locası için övgüler dolu bir kitap yazar. Kitabından;

“Ana Britannica, Levanten’i ‘Osmanlı döneminde, özellikle Tanzimat sonrasında büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan, Müslüman olmayan ‘azınlıklar’ diye tanımlamaktadır. Levantenler genellikle, deniz ticareti yapan Akdeniz ülkelerinden (Venedik, Cenova), ticaret ile uğraşan diğer ülke ve şehirlerden (Amsterdam) ya da Haçlı Devletlerinden gelip yerleşenler’ dir.’  der.

Onlar, yerleştikleri bölgelerde yeni bir yaşam anlayış ve kültür grubunun oluşmasına neden oldular. Onların İzmir’e ilk kez bir belediye kurmalarından tutun da, ilk gaz ve elektrik şirketlerini kurmalarına, eğitim ve sağlık hizmetleri, uygar bir yaşam tarzına öncülüklerine kadar İzmir’e yaptıkları asla unutulamaz. Batılı bilinciyle aydınlanmanın özgür düşüncenin temelini attılar, çağdaş İzmir’i yarattılar, bunun yanında bir aydınlanma dönemi kurumu olan Masonluk onların sayesinde Anadolu’da ilk olarak İzmir’de görüldü.”[23]

İşte karşınızda tipik bir mason; Vardıysa Türklük bilincini yitirmiş, uygarlığın Batıdan geldiğine inanmış bir “komprador aydın... Devam edelim kitabını okumaya;

Masonluğun İngiltere, Fransa ve İskoçya’daki gelişmeleri aynı hızda ve sürede İzmir’e de kolaylıkla yansımıştır. İzmir’de kurulan Homer Mahfili, masonik etkinlikler içinde Türkiye masonik aktivitelerini bir ölçüde yansıtan ilk Mason Kuruluşlarından birisidir.

Homer Mahfili, tarihsel gelişimi içinde diğer Mason Localan’nın açılımına öncülük etmiş, zaman zaman siyasi ve Ulusal etkinliklerle çalışmalarına ara vermiş veya verilmiş olması “Tüm İnsanlar ve İnsanlık İçin Mutluluk Yuvası Olacak Ülkü Mabedleri”nin kuruluşuna katkısını sürdürmüştür.”[24] 

Mason Tanıl Adalı’nın yukarıda paylaştığımız İzmir de kurulmuş Homer Locasına övgüler düzerken, gerçeği “Mason Tarikatı ve Emperyalizm II – Osmanlı’da Masonluk” kitabımda Homer Locası Bölümünden okuyalım;

1909 -1914:

Kurucular; Aronyan (Artin), Şükrü (Tahir), Hazan (Isaac), Jatru (Themistocle)

Modlano (Salvator), Russo (Davut), Ventura (Samuel), Ventura (Benjamin), Danon (Albert), Franco (Gad), Margulies (Joseph).

Kurucularının tamamı Fransız vatandaşı ve Yahudi. Kurulur kurulmaz, İzmir’de misyoner okulu kurmak üzere bir komite kurarlar. Kurdukları komiteye bakar mısınız;

Hemen locamızda çalışmalara koyulduk. Kardeşlerden iki Rum Ortodoks, iki Ermeni Ortodoks, iki Müslüman, iki Yahudi ve ben ve Vidal, iki Katolik alarak bir komite kurduk;”

Loca Yöneticileri (Üstad-ı Muhteremler):

1909-1911, Salvator Modiano; 1911-1913, Leon Valet;  1913-1914, Diran Aşnan , 1913’de 114 üye.

1914’de Vali Rahmi beyin emri ile uykuya girer. Vali 33.° mason! Son başkan Ermeni Diran Aşnan.

1919-1922

Yöneticiler: 

1919-1920, Diran Aşnan,  

1920 – 9 Eylül 1922, Ernest Bon

Homer Locası :

  • İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilince faaliyetlerine başlıyor, mason deyişi ile uyandırılıyor! Üyeleri arasında Türk yok denecek kadar az; neredeyse tamamı Rum, Yahudi ve Ermeni. Türk isimli olanlar da büyük olasılıkla Sebataycı.
  • Türk Ordusu, 30 Ağustos 1922’de Yunanlıları bozguna uğratıp, İzmir’e girerken, ne hikmetse bütün evrak yanıyor, üyelerinin büyük kısmı Yunanistan’a kaçıyor ve loca tekrar Eylül ayında kapanıyor.
  • Fransa Büyük Doğusu, Homere Locasına gönderdiği 11 Aralık 1922 tarihli bir yazı ile İzmir’deki diğer localar üyesi masonların, kaçanlara yaptıkları yardımlar için şükranlarını iletiyor. Düşmanından ödül alan, ihanet etmiş demektir!

Homer Locası, Kurtuluş Savaşı’nda ihanet etmiş, düşmanla birlik yapmış olmasına karşın, Türkiye döneminde de çalışmalarını yerel masonluğa bağlanmadan, bağımsız olarak Fransız Büyük Doğusuna bağlı olarak sürdürür.

1935’de masonluk kapatılınca Yunanistan’a taşınır ve orada II.Dünya Savaşına kadar açık olur.

İzmir Araştırma Locası yöneticisi mason Tanıl Adalı’nın öve öve bitiremediği Homer locasının ihanetini gördük. Haini, ihanet etmişi övene ne denir?

İzmir Bölgesi Araştırma Locası yöneticisi Tanıl Adalı’ya facebook’da sordum;

14.11.2017

“Hürol - Merhaba Tanıl kardeşim, Homer kitabınızı okudum, sizinle paylaşmak istediğim gözlemlerim  var”

Yanıt gelmedi. Sonra bir daha yazdım

3 NİS 2018 19:18

“Hürol - Siz Levanten misiniz, yoksa Sebataycı bir dönme mi?”

Yanıt gene yok.

Facebook da Mason Tarikatı üzerine kitap yazdığımı duyurunca, mason bey bana yanıt verme gereği duydu:

25 EYL 2018 16:54

“Tanıl Adalı - Bana telefon numaranızı gönderirseniz konuşuruz  kıymetli gözlemleri nizi öğrenme imkanım olur.”

Telefon numarası vermedim. Ardından Facebook-messengerdan aradı, açmadım. Çünkü yazıya yazıyla yanıt verilmesi gerekir dşüncesindeyim.

Hürol -  Buradan yanıtlayabilirsiniz? Konuşmamıza gerek yok. Siz soruma yanıt verin önce lütfen.

Tanıl Adalı - Ne levantenim nede dönme ben araştırmacı ve tarihçi yim bu kanıya nasıl vardiniz bilmiyorum şimdi siz paylaşmak istediğiniz önerilerinizi yazın

Hürol - Başla emriniz var mı efendi?   Size 6 ay önce sordum, şimdi ben grup kurup Mason Tarikatı üzerine kitap yazıyorum deyince bana ulaşmaya çalışıyorsunuz. Size ne önereceğim? Görüşlerimi yayınlarımda öğrenirsiniz artık...”

Mason Tanıl Adalı kendisine Araştırmacı ve Tarihçiyim diyor. Türkçesi çok kötü!  Linkedin ‘de verdiği özgeçmişine göre de ne Tarihçi ne de Araştırmacı…

Eğitimi:

Ege Üniversitesi, Pazarlama, Ürün Geliştirme ve Tutundurma (1972-1976)

İş Deneyimini:

BMC San. Ve Tic. A.Ş. – Şubat 79 – Mart 2013, 34 yıl

Öğretmen, Fotoğrafçılık Rehber Öğretmen – Ocak 2000 – devam ediyor.

Nerede Tarihçilik?

Tarihçi diyebilmek için en az “lisans” derecesinde Üniversite eğitimi gerekir, gerçek bir Tarih Araştırmacısı unvanını alabilmek için de Doktora derecesinde Tarih eğitimi almış olmak gerekir.

Şimdi bu mason kimliğin, yukarıdan edindiğimiz güvenilirlik düzeyi ya da düzeysizliği mi demeli!

 

Soldan sağa: Ahmet Şenkut, Okan Işın, Tanıl Adalı[25]

Mustafa Necati için Uydurulan Çakma Belgeler

Mason Tanıl Adalı;

Matrikül kayıtlarından anladığımız kadarıyla, Resne Muhterem Locasında 12 Şubat 1341 (1925) Perşembe günü 256 sıra numarası ile Salahattin Nevzad Kardeşin tekrisi yapılmış. Muhtemelen Mustafa Necati Kardeşimiz bu toplantıya yetişememiş. Ertesi gün 13 Şubat 1341 (1925) Cuma günü, (müstaceliyetine binaen) çabuk, hemen yapılma gerekliliğinden Vefa Locasında tekrisi yapılan Kardeşimiz 257 sıra numarası ile Resne Muhterem Locası aza-yi daimesi olarak üye kayıt defterine kaydedilmiş. Kayıttaki diğer husus, tekristen 14 gün sonra 26 Şubat 1341 (1925) Perşembe günü diğer derecelerin de Kardeşimize verilmiş olmasıdır.

Resne Muhterem Locası üye kayıt defterinde kalfa ve üstat derecelerinin sık olarak aynı günde verildiğini görüyoruz. Her üç derecenin de aynı günde verildiği (matrikül sırasında Mustafa Necati Kardeşimizden evvel) iki Kardeşimizin isimleri ekteki tablodadır. Mustafa Necati Kardeşimizin yer aldığı iki Kardeş Sofrası fotoğrafı da ektedir. Bu fotoğraflar, Vefa Muhterem Locasına mı, Resne Muhterem Locasına mı ait olduğunu bilemediğimiz, üzerinde herhangi bir not bulunmayan fotoğraflardır.[26]

Resne Locası Çakma Üye Kayıt Defteri

Farklı iki kişinin kaydı…

Mason Tanıl Adalı’nın yazdıklarını ve çakma dokümanlarını sorgulayınca;

  • “Matrikül kayıtlarından anladığımız kadarıyla, Resne Muhterem Locasında 12 Şubat 1341 (1925) Perşembe günü 256 sıra numarası ile Salahattin Nevzad Kardeşin tekrisi yapılmış. Muhtemelen Mustafa Necati Kardeşimiz bu toplantıya yetişememiş. Ertesi gün 13 Şubat 1341 (1925) Cuma günü, (müstaceliyetine binaen) çabuk, hemen yapılma gerekliliğinden Vefa Locasında tekrisi yapılan Kardeşimiz 257 sıra numarası ile Resne Muhterem Locası azayi daimesi olarak üye kayıt defterine kaydedilmiş. Kayıttaki diğer husus, tekristen 14 gün sonra 26 Şubat 1341 (1925) Perşembe günü diğer derecelerin de Kardeşimize verilmiş olmasıdır.”

Birinci çizelgeyi (Belge 8) dikkatle incelediğimizde, basılı kütük, Latin Harfleri ile Fransızca ve Arap Harfleri ile Osmanlıca/Türkçe. Elle doldurulan kısımlar ise Latin Harfleri ile Türkçe.

Belli ki, çizelge 1928 öncesi bastırılmış, 1928 sonrası doldurulmuş. Yani Mustafa Necati’nin mason olduğu savlanan 1925’de değil. O zaman doldurulmuş olsaydı, Arap Harfleri ile yazılmış olması gerekirdir. Sahtelik bir!

Masonlar, mason olan güçlü kimliklere; bakan, önemli işadamı, gazeteci vd doğrudan 33 dereceyi veriyorlar.  Bunun Osmanlı’dan bu yana sayısız örneği var. Mustafa Necati kadar güçlü bir siyasi, hem de Adalet Bakanı mason olacak, O’nu 3. Derecede bırakacaklar. Mason Tarikatının topraklarımızda örneği yok!  

  • Localar düzenli toplanırlar. Nerede Mustafa Necati’nin katıldığı toplantı tutanakları? Yok!

Sürdürelim sorgulamayı…

  • Mustafa Necati, 6 Mart 1924’de Adalet Bakanı,  20 Aralık 1925’de Eğitim Bakanı.  Şubat 1925’de Adalet Bakanı. Yaşadığı ve çalıştığı yer Ankara.

Masonların savına göre Mustafa Necati, Bakan olur olmaz mason oluyor. Ne rastlantı. Ankara da onca iş arasında, İstanbul’a koşup mason oluyor. Bu kadar yoğun çalışma yaşamı içinde, kalkıp İstanbul’da bir locaya üye olacak, öyle mi?

  • Dernekler Yasası 1926’da kabul ediliyor. Masonların yardım cemiyeti olarak dernekleşmesi 1927, üyelerin mason olduğu bilgisi ile 1929’da yasallaşır. O sırada yasadışı olan bir yapıya, Adalet Bakanlığı yapmış, Milli Eğitim Bakanı üye olur mu?
  • Kuvvay-ı Milliye kahramanı, Türk Devrimlerine canı pahasına aklı, ve yüreği ile bağlı, genç Türkiye’nin kurucularından Adalet ve Eğitim Bakanlıkları yapmış ve yapmakta olan bir Türkçü; Mısırlı Arapların egemenliğinde, yerli Rum, Ermeniler ile emperyalist Avrupa devletlerinin yurttaşlarının birlikte kurduğu, üyeleri bu kişilerden oluşan bir locaya üye olacak öyle mi? Bir kaç yıl önce vatan için, namus için, ulus için karşılarında savaştığı kişilerle yan yana “biraderlik” yapacak. Akla uygun mu?

Mustafa Necati’nin Kurtuluş Savaşı sırasında hazırladığı bir bildiri;

Ey bedbaht Türk!

Memleket Yunan’a verildi. Şimdi sana soruyoruz.

Rum senden daha mı çoktur? Yunan hâkimiyetini kabule taraftar mısın? Ve kahır ekseriyetini orada bütün dünyaya göster. İlan ve ispat et.

Bu sana düşen en büyük vazifedir. Ve Heyeti Milliye’nin emrine itaat et. Reddi İlhak Heyeti Milliyesi.”

İzmir işgal edilince Balıkesir ‘de Kuvvay-ı Milliye Kumandanı olarak Aznavur kuvvetlerine ve Yunanlılara karşı çarpışan; Balıkesir'de "İzmire Doğru" adlı gazetede yazılar yazan;  1920 yılında Saruhan Milletvekili olan milliyetçi bir kişi gidip, mason locasına katılacak, dahası Kurtuluş Savaşı  sırasında ihanetin, düşmanlığın odağı olan bir ortama gidip üye olacak?

Sonuç

Mustafa Necati’nin mason olduğuna dair, masonların ortaya koyabildiği belge niteliğinde başvuru yazısı, giriş ve toplantı tutanağı, üye kayıt belgesi hiçbir doküman ortaya koyamıyorlar. Dahası dönem içinde masonlarla ilgili hiçbir yazışma, anı, vb; yazılı kitap, anı, makale, söyleşi de Mustafa Necati’nin mason olduğuna dair tek bir tümce yok…

Atatürk’e bile karşı çıkabilmiş Mustafa Necati’nin kişiliği, masonların o komik hareketli törenlerine katılmasına, üst dereceli masonaların önünde esas duruşda durmasına izin vermez. 

Emperyalizme karşı vatanı için savaşmış, Kuvvay-ı Milliye kahramanı Mustafa Necati; Türkçü, Türk milliyetçisi, vatansever, laik ve devrimci kimliği ile, emperyalizmin uzantısı ve Truva atı Yahudi-Hıristiyan Mason Tarikatı’na üye olmaz?

HKEMBL’nın resmi dergilerinde Mustafa Necati’nin mason olduğunu yazan bazı masonlar Hayrullah Örs, Fuat Altınsoy, Nebi Önder, Atilla Büyüktuncay, Can Kapyalı, Seyhun Tunaşar, Ümit Akuzman, Mehmet Fuat Akev, Can Arpaç, Ergin Koparan, Celil Layıktez, Enver Yalçın, Yaşar Adoni, Bülent Tırtıl, özellikle Koray Darga,  …  

Mustafa Necati, hiçbir zaman Mason Localarına üye olmamış, mason öğretisini kabul etmemiştir.

Mustafa Necati için mason diyen masonlara yeniden;

Edep Yahu!

Hasan Ali

 

Atatürk ve Hasan Ali

Hasan Ali Yücel, yaşamı boyunca  Mustafa  Necati’nin olduğu gibi masonlukla ilgili bir tek davranışı, sözü yok.

Tüm masonik dergi, kitapları taradım;  Mason Tarikatının hiçbir üyesi, dernek ve cemiyetlerinin hiçbir önde geleni, daha ötesi, mason tarihini anlatan hiçbir mason yazar, Hasan Ali’nin yaşadığı süre boyunca  mason olduğuna dair hiçbir ifade, hiçbir söz yazmamış, aynı Mustafa Necati de olduğu gibi.

Masonlar Hasan Ali’nin mason olduğu savını 1978’de, Suha Umur, Mimar Sinan Dergisinde, günümüz Türkçesi ile ve Latin Harfleri ile Vefa Locasına ait Hasan Ali Yücel’in çakma 10 Nisan 1925 eriştirme  toplantı tutanağı ile ilk kez mason olarak niteliyorlar.

Hasan Ali ile ilgili kısım şöyle;

Ruznam-ı müzakerotta üc haricinin tekris merasiminin icrası muhar rer olduğu halde. Ekrem namındaki haricî bazı mazeretine mebnî gelememiş. Fethi gelmiş ise de bir hususta Istiknahı icab etmekle muvakkaten tehir edildiği bildirilmiş ve hazır bulunan üçûncüsû Hasan Ali (Yücel) nam haricinin merasim-i tekrisiyesine bed ve mübaşeret edilmiştir. Vasiyetnamesi okunduktan sonra. Hatip. Biraderin alınan mûtalâa-i kanuniyesi üzerine kabulü karargir olmuş ve usulen haricî Mahfili Muhterem dahiline alınarak imtihanı, seyahatleri bll'icra mazhar-î nur u ziya olduğu gibi.

İki sütün arasında şerefine bir müselles alkış İcra edilmiştir. Bunun üzerine celse beş dakika tatil edilmiştir.”[27]

Bu metine göre;

  • “Efendi bunun aslı nerede?” diye sorarlar adama. Ne güzel yaz kendine göre bir metin, belge buldum diye çık ortaya. 
  • Bu ifadeye göre, 3 kişinin eriştirilmek üzere karar verildiği, birisinin gelmediği, birisinin de geldiği ama bir nedenle ertelendiği ve bir tek Hasan Âli’nin eriştirildiği söylenmekte.

Mustafa Necati’nin eriştirilmesinde benzer bir gariplik yaşanmıştı, değil mi? Komik…

 

Sözde Belge, Vefa Locası Toplantı Tutanağı ilk sayfası

  • Bir haricinin üye olabilmesi için bir “talepname” doldurması gerekir. Yukarıda söz ettiğimiz toplantı tutanağında başka hariciler için talepname okunduğu da yazılı. Ekinde demek ki, “talepnameler de” var. Bu dönemin toplantı tutanaklarına ulaştıklarına göre, birkaç toplantı öncesinde Hasan Ali’nin de talepnamesi okunmuş ve oylanmış olması gerekir. Nerede o “talepname”? Yok… Talepnamenin okunduğu oylandığı toplantı tutanağı da yok. Uydurulmuş metinler de yok yani.
  • Eriştirme tarihi 1925, soyadı yasası 1934’de çıktı. Toplantı tutanağında, Hasan Âli’nin yanında parantez içinde (Yücel) yazıyor. Belli ki bu metin 1934’den sonra düzenlenmiş. Yuh yani…

Bir başka 32. Derece masonun Hasan Ali hakkında yazdığı kitapta; 

 “Vefa L matrikül defteri Kaydından (Tarihi Arşiv envanter no:965)” asıl Arap harfleri ile kaydı aktarmış;

 

Hasan Ali'nin sözde kütük kaydı

Bu nasıl bir belge? Bu kağıdın anteti, loca ismi, ait olduğu defterin bütünü, loca mühürü nerede?  Bölümün başında Loca üye kütükleri paylaştım. Böyle bir tek satırlık kütük olur mu? Sonra bir de latin harfleri ile alt alta yazılmış bir metin belge gibi veriliyor.

“Hasan Âli Yücel’in Vefa Locası matrikül defteri Kaydı (Tarihi Arşiv envanter no: 965)

Sıra No: 152

İsmi şöhreti mahal ve tarihi velâdeti: Haşan Âli

Meşguliyeti: İstanbul Lisesinde felsefe muallimi

ikâmetgâhı:

Tekrisleri

Birinci derece: 10 Nisan 1925

İkinci derece 18 Kanunuevvel [Aralık] 1925

üçüncü derece:

Tarihi Tasvibi:

Diploma tarihi numerosu:

Tarihi tebenni:

Geldiği mahfil ve mensubu olduğu maşrık:

Dereceyi âliyi ihraz tarihi:

Mülâhazat: Gayrımuntazam fi 16 Kanunuevvel [Aralık] 1927“

Bu metin de latin harfleri ve Türkçe. Oysa asılı Arap harfleri ile Osmanlıca olması gerekir. Bu da çakma. Dahası,  bu çakma sahtelerin gerçek olduğunu kabul etsek bile; Nisan 1925’de üye olmuş, Aralık ayında 2. Dereceye yükseltilmiş,  ama sonra devam etmemiş, 2 yıl sonra dernekten çıkarılmış.  Bir kişi merak edip girmiş, 6 aydan sonra devam etmemiş, Usta/Üstad bile olmadan ayrılmış. Bu kişiye mason diyebilenin aklından kuşku duymak gerek. 

Bunlar HKEMBL masonlarından aktardıklarımız. ÖMBL’da ise Hasan Âli Yücel’in mason olduğuna dair hiçbir belge bulunmadığı gibi, böyle bir savları da yok.

Sonuç olarak

Mustafa Necati için söylediklerimi Hasan Ali için de yineleyeceğim. 

Hasan Ali’nin mason olduğuna dair, masonların ortaya koyabildiği belge niteliğinde başvuru yazısı, giriş ve toplantı tutanağı, üye kayıt belgesi hiçbir doküman ortaya koyamayorlar. Masonlarla ilgili hiçbir yazışma, anı, vb; yazılı kitap, anı, makale, söyleşi de Hasan Ali’nin mason olduğuna dair tek bir tümce yok…

Masonlarla ilgili hiçbir yazışma, anı, vb; yazılı kitap, anı, makale, söyleşi de Hasan Ali’nin mason olduğuna dair tek bir tümce yok…

Hasan Ali’nin kişiliği, masonların o komik hareketli törenlerine katılmasına, üst dereceli masonaların önünde esas duruşda durmasına izin vermez. Emperyalizm karşıtı, Hasan Ali’nin; Türkçü, Türk milliyetçisi, vatansever, laik ve devrimci kimliği ile, emperyalizmin uzantısı ve Truva atı Yahudi-Hıristiyan Mason Tarikatı’na üye olacak?

Hasan Ali’nin ölümü 1961. 1925 ile 1961 arasında hiçbir locada kaydı yok, katıldığı bir toplantı yok. Masonluğun semtine uğramamış.

Hasan Ali, hiçbir zaman Mason Localarına üye olmamış, mason öğretisini kabul etmemiştir.

Hasan Ali’nin mason olduğu savını içeren yazılar yazan bazı masonlar:

Tamer Ayan, Can Kapyalı, Z. Kalaycı, G. Çavdaroğlu, K. L. Aslan, K. Akman, Seyhun Tunaşar, Umut inan, Kemal Görkey, Cihan Cengiz, Şükrü Türen, Mahmut Hatipoğlu, Onur Öztarhan, Orhan Özalp, Tamer Ayan Özkan Aras, İsmail işmen…

Hasan Ali’ye mason diyen masonlara yeniden;

Edep Yahu!

[1] Alp Gökalp sunumundan.

[2] https://www.antoloji.com/ziya-gokalp/hayati/

[3] https://www.antoloji.com/ziya-gokalp/hayati/

[4]… yobaz takımı…”  Dikkatinizi çekmek istedim. HT

[5] (Lâyıktez C. , Türkiye'de Masonluk Tarihi Cilt:1 Başlangıç 1721-1956, 1999, s. 15)

[6] Celil Lâyıktez İngiltere B. BÜYÜK LOCASI’nın Türkiye Şubesi gibi davranır, İngilizler de kendisini pek sever, güvenirler. Hür masonların Büyük Locasının giremediği İngiliz arşivlerine Celil Lâyıktez rahatlıkla girebilmekte. İlginç değil mi? Değil elbette, mesele çıkar ilişkilerinde. - HT

[7] Baştan aşağı hamasi ve düzeysiz siyaset, dindar insanlara “yobazlar” diye saldırırken, kendisine Atatürk ve Ziya Gökalp gibi toplumumuzun en değerli ve mason olmayan isimşlerini siper ediyor!

[8] Masonlar yazışmaların sonuna Kardeş Sevgi ve Saygılarımla/Sevgi ve Selamlarımla kısaltması olarak KSS yazarlar

[9] (Birinci, 1989)

[10] (Birinci, 1989)

[11] (Birinci, 1989)

[12] (Birinci, 1989)

[13]  (Birinci, 1989)

[14] (Koloğlu, Cumhuriyet Dönemi Masonlar, 2004, s. 49)

[15] (Safa, Tatlı Su Türkleri, 1931)

[16] (Gökalp, 1976, s. 3-4)

[17] (Gökalp, 1976, s. 9-10)

[18] (Gökalp, 1976, s. 42)

[19] Alp Gökalp’ın sunumundan.

[20] (Gökalp, 1976, s. 52)

[21] ((Mimar Sinan)

[22] (Umur S. E., 1926, s. 79)

[23] (Adalı T. , 2005, s. 9)

[24] (Adalı T. , İzmir'de Masonluk, 2005, s. 3)

[25] HKEMBL merkez İstanbul, olmak üzere İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere 3 bölgeden oluşyor. Masonlar Bölge yerine, İsral/Yahudi tanımı olan Vadi sözcüğünü kullanıyorlar. Her Vadi’de bir tane Araştırma Locası var. Mason Localardan Usta derecesindeki masonlar çalışmalarına katılıyorlar, mason konularında araştırma yapıp, kitap yayımlıyorlar. Fotoğrafta Ahmet Şenkut, İstanbul Mimar Sinan; Okan Işın, Ankara Anadolu Güneşi; Tanıl Adalı, İzmir araştırma localarının Yöneticileri (Üstad-ı Muhteremleri).

[26] (Adalı T. , Mustafa Necati Kardeş Hakkında Yeni Belgeler, 2015, s. 66-69)

[27] (Umur S. , Hasan Ali Yücel’in Tekris Celsesi Zabtı (Vefa Muhterem Locası) , 1978)

Hürol Taşdelen © 2018 / Web Tasarım : www.tornavida.net

Main Menu