Print Friendly, PDF & Email

İlber Ortaylı Özgeçmişi

Internette çeşitli kaynaklarda verilen özgeçmişlerle, benim eriştiğim bilgiler çelişiyor.

Benim eriştiğim bilgilere göre; anne Kırım Yahudisi, baba Kırım Tatarı. Baba ile anne Almanya'da tanışıyorlar, evleniyorlar. 

Baba, Almanlar gelince saf değiştiriyor, Almanya için çalışmaya başlıyor, II. Dünya Savaşında esir düşüyor.

Savaş sonrası baba 1949'da Türkiye'ye geliyor, sonra Almanya da kurulan "Radio Liberty"de, Münih'te Ukrayna Servisi Şefi olarak çalışmaya başlıyor. Baba Soğuk Savaş döneminde Batı'nın en önemli adamlarından. 

İlber Ortaylı üzerinde annenin etkisi çok, Rusçayı öğreten de annesi. İlber Ortaylı ağırlıklı olarak Avusturya'da okuyor. Yahudilik anneden devam eder.

İlber Ortaylı Ankara'da okuduğu yıllarda en yakın arkadaşı Rum asıllı, tiyatro sanatçısı Rana Cabbar. 

Bir dönem Topkapı Sarayı Müze Müdürlüğü de yaptı. Topkapı Müze Müdürlüğü yapmış kişiler arasında, masonların bölünüp, büyük parçanın Amerika - İngiltere masonluğuna bağlandığı dönemin baş masonu, Yahudilik üzerine kitapları da bulunan Hayrettin Örs, sonra Örs'ün yardımcısı, Kırım Tatarı kökenli Kemal Çığ.

Televizyon Fenomeni

Prof. Dr. İlber Ortaylı son dönemin televizyon ünlülerinden. Osmanlı Tarihi konusunda, uluslar arası düzeyde ne kadar yukarıda bilemiyorum, ülkemizde bilinen bir akademisyen. Ancak O'nu ünlü yapan ne öğretim üyeliği ne de kitrapları. Günümüz televizyon dünyası ile olan ilişkileri ve şovmenliği...

Televizyonlarda hakaret içeren sözcükler ile konuşma biçimini hiç beğenmiyorum. Kaba ve sokak ağzı.

Dünyanın en büyük tarihçilerinden, hocası da olan Prof. Dr. Halil İnalcık karşısında, söyleşi yaparken bacak bacak üstüne atıp, hocasına hiçbir saygı göstermeden konuşmasından da çok rahatsız olmuştum. 

Ünlü olduktan sonra Türk Tarihi üzerine bir kitap yayımladı. Kendisi mi yazdı acaba; baştan aşağı Türk Tarihine dair maddi yanlışlar, çarpıtmalar dolu. Osmanlı Tarihçisinden Türk Tarihini iyi bilmesi beklenemez, Türkologların alanı ama bir kitap yazması da beklenemez. Artık egosu mu yoksa para kazanma ticari isteği mi o kitabı yayımlattı? Yoksa bir özel sipariş miydi?

Şeyhin Elini Öper

ElOpme 01ElOpme 03

 İlber Ortaylı son günlerde, bir kitap fuarında bir İslami tarikat önderinin elini öpmesi ile gündeme geldi. Koskoca "bilim insanı", topluma örnek olan bir konumda Profesör unvanlı kişi, tek niteliği din tacirliği yapan bir kişinin önünde beline kadar eğilmesi ve elini öpmesi. İnanılır gibi değil. El öpme videosunu paylaşayım;

(İlber Ortaylı el öpme videosu için tıklayınız.)

İlber Ortaylı Dahası kendisini savunurken; 

"O benim elimi öpüyor ben de onun elini öpüyorum. Bu çok eski bir İstanbul adetidir, yobazlık değildir. "

Koskoca bir bilim insanının bu duruma düşmesi dahası da kendi eylemini savunurken yalan söylemesi çok acıtıcı. Kendisi beline kadar eğilip, önce tarikat şeyhinin elini öpüyor, diğeri de ayıp olmasın diye yalandan bir karşılık veriyor. İlber Ortaylı yaklaşık 100 yıl önce devrilmiş Rus Çar ailesinin torunlarından orta yaşlı bir kadının da elini yerlere kadar eğilip öpebiliyor! Ayptır.

(İlber Ortaylı'dan el öpme açıklamasını okumak için tıklayınız. 1

(İlber Ortaylı'dan el öpme açıklamasını okumak için tıklayınız. 2)

Öte yandan önünde yere paralel olana kadar eğildiği kişi;

Ömer Tuğrul İnançer'in, kadınları aşağılayan, bir işte çalışmalarına karşı çıkan, hamile kadınların sokağa çıkmasını terbiyesizlik olarak gören, ped reklamlarının tahrik ettiğibi söyleyen; TBMM çatısı altında "Bu memlekette inkilap (köpekleştirme) yapılmıştır" diyen bir kişi. Kendi kızı kurumsal bir şirkette üst düzey yetkili olarak atanınca, bunu da savunabilen bir kişi. 

İlber Ortaylı'nın kendisinden yalnızca bir yaş büyük kişinin elini öpmesi bir yana, değerli kabul edip, yerlere kadar eğildiği kişinin kimliği de çok dikkat çekici. 

Ömer Tuğrul Laçiner'in ismi de Sebataycıların isim koyma biçemine çok benziyor; Birinci isim tarihsel güçlü Arapça - Müslüman ismi - Ömer; ikinci isim tarihsel güçlü Türkçe / Türk ismi - Tuğrul; soyisim de "er" ile bitiyor.

İlber Ortaylı'nın muhabbetini ve el öpmesini geniş ve derin düşünmekte yarar var.

İlber Ortaylı ve Mason Tarikatı 

Mason Tarikatı araştırmalarımda dikkatimi, Prof. Dr. İlber Ortaylı 'nın Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası tarafından 2007 ve 2011'de iki kez davet edilmiş olması.

Batı ile Farkımız, 13 Şubat 2017

İstanbul 'da Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası merkezinde eşlere de açık olan konferansında "Batı ile Farkımız" konuşmasının başlığı.  

Tesviye Dergisinde toplantı şöyle sunulmuş:

"Topkapı Müzesi müdürü, Türk insanına "Tarih"i sevdiren, Prof. Dr. İlber Ortaylı 17 Nisan'da Ankara Vadi Evinde bir konferans verdi. "Özgürlük Locası Düşünsel Etkinlikleri" kapsamında Üs. Muh. Refik Kutiuer tarafından düzenlenen konferansın konusu " Türkiye'nin Çağdaşlaşması" idi.

Bütün Vadi kardeşlerine, hemşirelere ve misafirlere açık olan toplantıya 200'den fazla kişi katıldı. Büyük beğeni ile izlenen konferanstan sonra Ortaylı sorulan cevaplandırdı ve kitaplarını imzaladı. Ortaylı konferansının DVD'si Ankara Vadi sekreterliğinden temin edilebilir.

Etkinlik düzenlenen kokteyl ile sona ermiştir."

İlber Ortaylı konuşmasında, fotoğraflarından ve konuşmasından masonlarla ilgili dikkatimi çekenleri aktarayım önce.

Fotoğraflar

  • İlber Ortaylı'nın papyonu...

 

 

  • İlber Ortaylı - 33.derece mason Celil Lâyıktez tokalaşması

Masonların ilk 3 derecenin her derecesinde ayrı bir tokalaşma kuralları vardır. birinci derecenin el sıkışması, mason baş parmağı ile karşısındakinin elinin işaret parmağının el ile birleştiği noktaki kemik çıkıntısına temas eder. Karşısındaki de mason ise, mesajı alır ve aynısını yapar. Masonlar hangi dereceden olurlarsa olsunlar, dış dünyada birinci derecenin (çırak derecesi) el sıkışma biçimi ile el sıkışırlar.

Aşağıdaki fotoğrafta Mason Celil Lâyıktez, İlber Ortaylı'nın elini tam da böyle sıkmış. İlber Ortraylı da tam olarak kemik çıkıntısına temas etmemekle birlikte, baş parmayı çok yakınında. Rastlantı mı?

Celil Lâyıktez ile İlber Ortaylı'nın ortak noktaları, ikisinin de kökenlerinin Rusya coğrafyasından olduğu. Celil Lâyıktez, Rus Yahudisi olmakla birlikte, Türkiye 'de yaşarken, eşi ile birlikte Müslüman olmuş. Yeni bir Sebataycı davranışı mı? İlber Ortaylı da Kırım Tatarlarından olduğu söyleniyor; Avusturya'da mülteci kampında doğmuş. 

Toplantının içeriği ve fotoğrafları Tesviye Dergisinde yayımlanmış. Önce derginin ilgili sayfalarına bakalım, sonra İlber Ortaylı'nın konuşmasında masonlukla ilgili söylediklerini değerlendirelim.

Konuşmadan

İlber Ortaylı, "Tanzimat'ın büyük adamlarının gerisindeyiz. O anlayamadığımız büyük adamların gerisindeyiz. Çünkü onlar bu toplumun dünyaya başka türlü bakınası gerektiğini anlamışlardı. Tanzimat bir Aydınlanma idi."

İlber Ortaylı gibi Rusya coğrafyası kökenli; Müslüman görünüşlü Yahudi Mason Celil Lâyıktez de Tanzimat'tan övgü ile söz ediyor, bütün masonlar gibi;

Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından Tanzimat'ı başlatan Hatt-ı Hümayunla, Osmanlı İmparatorluğunda köhneleşmiş kurumlar yenilendi ve yönetim güçlendirildi; ilk defa Osmanlı uyrukları "millet" tanımında toplandı, adalet ve güvenlikte eşitlik sağlandı. Hatt-ı Hümayun'da Fransız ve Amerikan Masonlarının İnsan Haklan ile özgürlük beyannamelerinin açık etkisi görülmektedir.”

Tanzimat ile başlayan dönemde,  yabancı ve misyoner okulları, kültür emperyalizminin en önemli aracı olmuştur.  Osmanlının son döneminde yabancı devletlerin himayesinde bulunan misyonerlerin ağırlıklı olarak çalıştıkları bölgeler ve bağlı bulundukları devletler;  Balkan ülkelerinde, Rusya, İtalya, İngiltere, Fransa;  Arap ülkelerinde, İngiltere; Ermenilerin yaşadığı bölgelerde, Amerika; Kuzey Afrika ülkelerinde, Fransa.

Emperyalist Batının zorlamaları sonunda, kapitülasyonlarla başlayan ve ilan edilen “Hatt-ı Hümayun”, ardından “Tanzimat” ile Osmanlı’nın sömürgeleştirilmesi sürecinde, Müslüman olmayanlar, Batılı devletlerin elçilikleri aracılığıyla denetledikleri, ticari ve hukuki koruma ve avantajlardan ise fazlası ile yararlanıyordular.

Türk aydınlarına, toplum bilim insanları neler demiş, Tanzimat için...

Türkçü Toplumbilimci Ziya Gökalp

Tanzimatçılar Türklüğün yüzüne aldatıcı bir nikap çekmek istemişti. Millî bir Türk lisanı yoktu; beynelanâsır müşterek bir Osmanlıca vardı. Bütün unsurlar kaynaşmış yeni bir kavmî enmûzeç, tarihî bir ırk, bir Osmanlı milleti husule gelmişti. Bu milletin hususî bir dili olduğu gibi, kendine mahsus bir tarihi de vardı. Bu yalana hiç bir unsur inanmadı. Her kavim mekteplerinde çocuklarına kendi tarihini okuttu, kendi lisanını öğretti. (…)

Bu Tanzimat tuzağına düşen, yalnız Türkler oldu. Türkler lisanlarının hakikaten ‘üç dilden mürekkep Osmanlıca’ olduğuna inanarak halk lügatiyle söylemeği ve yazmağı bir irtica telâkki ettiler. Tazminat ruhu, meşrutiyetle, halka, kullanmağa hazırlanmadığı bir hakimiyet verdiği halde, pekâlâ kullandığı lisanını vermiyordu. Milliyetinden, millî tarihinden bahsetmeğe tabiî hiç tahammül edemiyecekti.”

Türkçü ve Kemalist Attilâ İlhan;

“Osmanlı'nın Tanzimat döneminden itibaren çok ciddî bir misyoner saldırısı oluyor Osmanlı topraklarına. Amerikalılar Doğu Anadolu'da, Fransızlar daha ziyade Suriye, Lübnan çevrelerinde ve Batı Anadolu'da, İngilizler İstanbul ve çevresinde etkili olmaya çalışıyorlar.

Benim elimde şöyle rakamlar var: 1890'la 1900 arasında Amasya'da 10, Harput'ta 9, Mersin'de 2, Diyarbakır'da 3, Ergani'de 2, Mardin'de 3, Bitlis'te 2, Muş'ta 1, Siirt'te 3, Van'da 2, Sivas'ta 20 Amerikan okulu bulunuyormuş, 1890-1900 arasında.”

Çünkü, Tanzimat'ta ilk defa olarak Türkler kendi kaderlerini düveli muazzamaya teslim ettiler. Yani, Tanzimatı Hayriye dediğimiz şey Tanzimatı Şer'iyye'nin ta kendisidir, şerrin esasıdır. Çünkü o Tanzimat Fermanını İngiliz Sefiri ile Koca Reşit Paşa'nm beraber hazırladıkları bugün çok açık biliniyor. İngiliz Sefiri'nin karısına yazdığı mektupta Koca Reşit Paşa'dan şöyle bahsediyor: "Padişah Reşit'i görevden aldı, huzura çıktım, göreve iade ettirdim."

Hâlimiz bu. Yani Tanzimat'tan itibaren bizim gardımız düşüyor, Tanzimat'a kadar iyi kötü koruyoruz. Ama ondan sonra, yani Amerika'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın, Almanya'nın hepsinin birden üzerimize çöreklendiği,…”

Yahudi Tarihçi Paul Dumont

Osmanlı masonluğu XVIII. yüzyılın sonlarına doğru doğdu. Ama ancak 1850’den sonra, Tanzimat İmparatorluğu’nun Batıya siyasal, ekonomik ve kültürel açılışı sayesinde gelişmeye başladı. O dönemde açık ve seçik olarak, bir “sömürge” masonluğunun çizgilerini taşımaktadır. 

Gerçekten de Sultan’ın topraklarındaki düzinelerce locanın hiçbiri özerk değildir. Hepsi aralarında rekabet ve farklı ulusların çıkarlarını temsil eden yabancı obediyanslara bağlıdır.

Türk Bilim insanı Niyazi Berkes; 

Tanzimat, İstibdat ve Meşrutiyet devirlerinin olayları üzerindeki bu gözlemlerimiz toplumsal reformlar yapılmayınca dış borçlanma ve yabancı sermaye yatırımları ile kalkınma politikasının fayda yerine zarar, kalkınma yerine çökme getirdiğini gösteriyor. Ne zaman olursa olsun, böyle bir gidişin vereceği sonuçlar şunlardır: (1) Halkın yoksullaşması, (2) Ulusal servetin dışarı akması  (3) Yatırımları ulusal kalkınma hedeflerine göre değil, yabancı sermayenin azami kâr sağlaması amacına göre şekillendirmesi, (4) Yabancı sermayenin kendine azami hukuki ve siyasal korunma yollan bulması ve bunlarla ulusal egemenliğin sınırlarını zorlaması, (5) Toplumsal reformları  engellemesi, özel ve kamu teşebbüslerini daraltması, (6) Memlekette demokrasiyi imkânsızlaştırması.

Bilim insanı Halil İnalcık, İlber Ortaylı'nın da hocası;

“Tanzimat'ın ve özellikle 1856 Fermanı 'nın getirdiği yeni haklarla Osmanlı Devleti içinde yaşayan azınlıkların durumu, Müslümanlara nazaran çok daha iyi bir duruma geldi. Avrupa'nın himaye siyaseti sayesinde büyük ekonomik güce sahip olan azınlıklar, yavaş yavaş siyasi haklara da kavuşmuş oluyorlardı. Türklerin öz vatanı sayılabilecek Anadolu' da bile önemli gelişmeler olmaktaydı. Artık, resmen "millet" terimi ile tanımlanan dini cemaatlerin gelişme ve genişleme imkanları artmış bulunuyordu. (…)

Bu iki gelişmeyi başlatmada biraz büyük devletlerin, biraz da Tanzimat hükümetlerinin sorumluluğu vardır. Bu gelişmelerden birincisi, Hıristiyan cemaatlerin gerçek manada birer "millet" olma yoluna girmeleridir, ikincisi, bu milletlerin kilise meclislerine halktan üyelerin girmesidir. Böylece gayrimüslim topluluklarda millileşme ile laikleşme birlikte başlamış oldu. (…)

Yasal açıdan Tanzimat reformlarından en çok yararlanan Ermeni cemaatine bu anayasal gelişmeler, millet olma şuuru verdi. Dış ticaret sayesinde gelişen Ermeni burjuvazisi, Tanzimat sayesinde birtakım siyasi haklara da kavuştuktan sonra, Osmanlı egemenliğini ele geçirmek üzere harekete geçti.

XIX. Asrın son çeyreğinde ortaya çıkan "Ermeni meselesi"nin altında yatan sebeplerden biri de bu anayasal gelişmeler olmuştur.

Tanzimat döneminde gayri müslim toplulukların ticaret, endüstri, maliye ve hukuk alanlarında kaydettikleri gelişme ve ilerlemelere karşılık, Türk olan Müslümanların dini geleneklerinde, gayrimüslim cemaatlerde olduğu gibi bir "millet" olarak örgütlenmelerini sağlayacak temel yoktu. Tek temel, Osmanlı Devleti'nin bu Müslümanların devleti olduğu sanısı idi.  (…)

Tanzimat döneminde devlet gittikçe milli bir temelden yoksunlaştı. Bütünleşmiş bir halkın devleti olmaktan çıktı. Geleneksel temelleri kaldırılınca Osmanlı Devleti yasal açıdan temelsiz, milli anlamda köksüz bir egemenlik durumuna gelmekte idi. (…) Bunun sonucu olarak da Müslüman-Türk unsuru, ekonomik ve siyasal açıdan bir hiç durumuna düşmekte idi.”

Mustafa Kemal Atatürk; 

 “ ... Bizi bugünkü ekonomik yoksulluğa mahkum eden ‘mulga’ kapitulasyonların fecaatini hatırlamadan geçemem. (...)

Tanzimat’ın actığı serbest ticaret devri Avrupa rekabetine karşı kendisini savunamayan ekonomimizi, bir de ekonomik kapitülasyon zincirleri ile bağladı. Örgut, bireysel değer bakımından ekonomi alanında bizden çok güçlü olanlar, memleketimizde, bir de fazla olarak, imtiyazlı mevkide bulunuyorlardı. Temettu vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman istedikleri eşyayı, istedikleri koşullarla memleketimize sokuyorlardı. Bütün ekonomi dallarımızda bu sayede kesinlikle egemen olmuşlardı. Efendiler, bize karşı yapılan bu rekabet gercekten cok gayr-i meşru, gercekten cok eziciydi. Rakiplerimiz bu sayede gelişmeye elverişli sanayimizi de mahvettiler. Tarımımızı da hırpaladılar. Ekonomik gelişmemizin, maliyemizin, gelişmemizin önüne gectiler.”

Görüldüğü gibi, başta Atatürk olmak üzere Türk aydınları, Toplum Bilim, Tarih, Siyaset bilim insanları, Tanzimat’ı Türk ulusunun boynuna takılan ilmek ve emperyalistlerin zaferi olarak değerlendirirken, Prof. Dr. İlber Ortaylı ve ülkemizdeki masonlar Tanzimat’ı sahiplenerek, öve öve bitiremezler.

Osmanlı’da mason tarikatı, Tanzimat sayesinde serbestliğe kavuşmuş ve korunarak hızla yayılmış; koşullar Türklerin aleyhine gelişmiş, Müslüman olmayan etnik grupların milli bilinçleri gelişmiş ve Osmanlı yıkılmıştır. Ermenilerin, Rumların ve Yahudilerin egemenliğindeki Masonlar, Batı emperyalistleri ile işbirliği halinde Tanzimat’ı, Batılıların bize sağladığı “uygarlaşma, ilerleme” projesi olarak sunmuş, hayata geçirmiş ve savunmaktalar. Masonlar, kendi uluslarının çıkarlarına, ulusun aydınlarına bu kadar ters iken kendilerine nasıl milliyiz derler? Derlerse de onlara kim inanır?

Atatürk’ün Tanzimat için söyledikleri bu kadar açıkken; hem Tanzimat’ı sahiplenip, yüceltenlerin, sonra Atatürkçüyüz demeleri, tipik bir mason ahlaksızlığı ve ikiyüzlülüğüdür! Yüzyıllık ihanet ve hıyanetin birlikte adıdır: Tanzimat ve masonluk.

İlber Ortaylı da mason başlarının önünde, mason simgeleri taşıyan papyonu ile masonlarla aynı düşündüğünü içtenlikle ifade ediyor!

Tanzimat ile ilgili alıntılar, atıfları ve çok daha ayrıntılı ve başka aydınların da değerlendirmeleri ile

"Osmanlı'da Mason Locaları" kitabımı okumak için tıklayınız. )

 

 IlberOrtayli 2007 0001 

IlberOrtayli 2007 0002

IlberOrtayli 2007 0003

IlberOrtayli 2007 0004

IlberOrtayli 2007 0005

IlberOrtayli 2007 0006

IlberOrtayli 2007 0007

IlberOrtayli 2007 0008

IlberOrtayli 2007 0009

IlberOrtayli 2007 0010

IlberOrtayli 2007 0011

 

 Türkiye'nin Çağdaşlaşması, 17 Nisan 2011, Ankara Vadi Evi (Bölge Binası)

 Fotoğraf

 

 

 

 

 

Konuşmadan

 

İlber Ortaylı Türkiye'nin Çağdaşlaşması konuşmasının önemli kısmını Osmanlı - Türkiye'de masonluğun tarihi üzerine yalan ve çarpıtmalarla dolu övgüyle geçirir. Osmanlı Tarihi üzerine onlu yıllar önemli araştırmalar yapmış, Halil İnalcık gibi Osmanlı Tarihinin en büyük usta tarihçisinin öğrenciliğini yapmış, İlber Ortaylı'nın söylediklerinin doğru olmadığını bilmemesi mümkün değil. Böyle bir durumda da, bilinçli çarpıtma ve masonlar yönünde masonluğu aklama çabası olarak görülüyor. Çok yazık! 

Mason aklayıcı İlber Ortaylı'nın Söylediklerini okuyalım, çarpıtmaları ortaya çıkarıp, gerçeğini söyleyelim;

Birinci Meşrutiyetten önceki darbenin Türk Masonluğu ile ilgisi yoktur. 5. Murat’ın temasa geçtiği Masonlar İtalya ve Fransa Masonluğu’dur, Türk Masonluğu her zaman milli menfaatlerimizi gözetmiştir. Tarihimizin en önemli kişilerinden Gazi Osman Paşa Masondur. Örneğin Bulgaristan’ın alt yapısını kurarak gelişmesini sağlayan Mithat Paşa’nın ise Masonlukla ilgisi yoktur.

101 sene içinde Türkiye’de Masonluğun çok ilginç bir akışı var. Talat Paşa’nın Büyük Üstat olduğu Türk Masonluğu maalesef uzun yıllar kabul görmedi. O yıllarda Dünya Masonluğu’nun kabul etmesini sağlayacak bir faaliyette de bulunulmadı.

Türk Masonluğu, çok sonra, inkılâplar tamamlandıktan sonra, dışanda da kabul görmüştür. Dünya Masonluğu’nun yardımı ile modernleştiğimiz doğru değildir. Türkiye modernleşmesinin en önemli kumrularından olan, hatta ilk kurumlarından birisi olan, Hürmasonluk bunu kendi iradesi ile yaptı. Örneğin Vali Cemal Bardakçı’nın ifadesi; “biz Sultan Abdülhamit devrinde locaya üye olduk çünkü orada serbestçe konuşuluyordu” olmuştur. Sultan Hamit devrinde iki yerde hafiye yoktur, birisi loca, diğeri saray. Çok açık görülüyor ki otokrasiye karşı en hür konuşulan yer Loca oldu. Abdülhamit’in de Locadan haberi vardı ancak Masonların Osmanlı vatanperveri olduklarını bildiği için göz yumdu.

Osmanlı çağdaşlaşması laik okula ağırlık verdi. Laik okullar genişletildi ve burs sistemi uygulandı. Bugünkü ders sisteminin kökü Osmanlı fikir takımının kurduğu hukuk medresesidir. Örümcek kafalısı da aydınlık kafalısı da oradan çıkıyordu."

Çarpıtmaları tek tek ele alalım ve doğrusunu söyleyelim.

  • İlber Ortaylı;

 "Birinci Meşrutiyetten önceki darbenin Türk Masonluğu ile ilgisi yoktur."

Masonluk topraklarımıza 1700'lerde geldi. Osmanlı İmparatorluğu çok uluslu, çok dinli bir imparatorluk olarak; egemen sınıf, komprador burjuvazi ve bürokrasi, Rum, Yahudi, Ermeni ve diğer azınlıklardan oluşuyordu. Paul Daumunt'un da yukarıda alıntıladığım yazısında, açıkça Osmanlı masonluğunun bir sömürge masonluğu olduğunu söylüyor. Osmanlı'da Mason Locaları kitabımda da bunu tüm ayrıntıları ve belge, kanıtları ile ortaya koydum: Osmanlı 'da mason localarında Türk ve Müslüman yok denecek kadar azdır. Üyeleri, Batılı ülke vatandaşları, Yahudi, Rum, Ermeni, Levantenlerdir. Müslüman isimli olanlar da, Sebataycı, devşirmeler, gizli Ermeni ve Gizli Rumlardır!

Osmanlı 'da var olan localar, İngiltere Birleşik Büyük Locası, Fransa ve İtalya Büyük Doğuları ve diğer Batılı ülkelerin büyük localarına bağlı localardır. Birinci Meşrutiyet döneminde daha yerli Osmanlı Maşrık-ı Âzam bile kurulmamıştı. İlber Ortaylı ne masal anlatıyor? Bu kadar açık, maddi hatalar içinde, nasıl çarpıtıyor! 

Birinci Meşrutiyet tam da emperyalistlerin isteği doğrultusunda, yabancı ülke vatandaşları ve yerli işbirlikçileri masonların yoğun çabaları ve etkinliği altında yapılmıştır.  

1876’da II. Sultan Abdülhamid tahta çıkmış ve mason Sadrazam Midhat Paşanın baskısı altında, Birinci Meşrutiyeti ilan etmiştir.  Ancak, peş peşe savaşlar ve büyük toprak kayıpları devam eder. Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Sırbistan ve Montenegro bağımsızlıklarını ilân ederler.

Birinci meşrutiyeti masonlar, gözlerinden sevinç fışkırarak sahiplenirler. Mason Reşat Atabek bunlardan yalnızca bir örneği;

“Son olarak S. Levi birader söz aldı ve bilhassa Selânik'te faaliyette bulunan localarda despotik rejime şon vermek için çalışıldığını ve ancak yapılacak daha birçok önemli işlerin olduğunu, adaletin, insancıl hislerin ve dünyaya şamil dayanışmanın gerçekleşmesi ve yaygınlaşması için gereğinin yerine getirileceğini ve masonluğun dünyaya ışık tuttuğunu ve tüm insanların olgunlaşması için mücadelenin devamının gerektiğini açıkladı ve ‘masonluğun zaferine’ nidasiyle sözlerine son verdi.”

Türk aydını, sosyalist İlhami Soysal, masonları araştırdığı kitabında;

“Ne var ki, Osmanlı Devletinin çöküntü dönemine girmesi, Sultan Abdülhamid'in, Batılı uluslar ve emperyalizm karşısında hep boynu bükük ve ödün verici tutumu, Padişahın masonluğun kokunu toptan kazıyacak önlemler almasına da engel olmuştur. Vezirlerinin, sadrazamlarının çoğunun mason olması da bunu göstermektedir.”

  • İlber Ortaylı;

"5. Murat’ın temasa geçtiği Masonlar İtalya ve Fransa Masonluğu’dur, Türk Masonluğu her zaman milli menfaatlerimizi gözetmiştir. Tarihimizin en önemli kişilerinden Gazi Osman Paşa Masondur. Örneğin Bulgaristan’ın alt yapısını kurarak gelişmesini sağlayan Mithat Paşa’nın ise Masonlukla ilgisi yoktur."

Mason Tarikatı, İngiltere 'de kurulmuş, sonra bölünerek Fransa masonluğu ortaya çıkmış; sonrasında da Amerika masonluğu hepsinin tepesine oturmuştur. Kendi ülkelerinde millidir, diğer ülkelerde, sömürgecidir, emperyalizmin Truva atıdır! Türk masonluğu diye bir şey yoktur, hatta mason localarında Türk ve Müslüman yoktur. Hala şimdilerde ise yönetim kademeleri ve üst dereceler tamamen etnik olarak azınlıkların, Sebataycıların, gizli / kripto Rum ve Ermenilerin tekelindedir. Merkezi de tüm dünyada masonların merkezleri Başkentte olurken, ülkemizde Ankara'da değil, İstanbul'dadır.

5. Murat'ın iletişime geçtiği masonlar, elbette İtalya ve Fransız mason locaları üyeleri; bir kısmı Osmanlı tebası, hatta Osmanlı bürokrasisinde önemli görevler yapmışlar, bir kısmı da Osmanlı'da yaşayan tabancı ülke vatandaşlarıdır.

Mithat Paşa masondur. Ermenileri kurduğu, Ermeni milliyetçiliği ve bölücülüğü için çalışan, toplantılarını Ermenice yapan Ser locasının üyesidir hem de.

  • İlber Ortaylı;

 "Talat Paşa’nın Büyük Üstat olduğu Türk Masonluğu maalesef uzun yıllar kabul görmedi. O yıllarda Dünya Masonluğu’nun kabul etmesini sağlayacak bir faaliyette de bulunulmadı.

Türk Masonluğu, çok sonra, inkılâplar tamamlandıktan sonra, dışanda da kabul görmüştür. Dünya Masonluğu’nun yardımı ile modernleştiğimiz doğru değildir. Türkiye modernleşmesinin en önemli kumrularından olan, hatta ilk kurumlarından birisi olan, Hürmasonluk bunu kendi iradesi ile yaptı."

Öncelikle "dünya masonluğu" diye bir kavram yok. O zamanlar İngiltere B. Büyük Locası masonluğu ve Fransız Büyük Doğusu masonluğu var. İngiltere B. Büyük Locası Fransız Büyük Doğusunu ve ona bağlı olanları "mason" olarak kabul etmez, tam aksine dinsizler diye niteler.

Osmanlı Maşrık-ı Âzam (Osmanlı Büyük Doğusu), Fransız masonluğuna bağlı İtalya Büyük Doğusu ve masonları tarafından kurulmuştur. İngiltere B. Büyük Locası ne Osmanlı Maşrık-ı Âzam'ı ne de Türkiye Cumhuriyeti sonrası Türkiye Büyük Doğusunu mason kabul etmemiş, tanımamış ve hiçbir ilişki kurmamıştır. 1965 yılındaki Amerika devletine bağlı masonlar tarafından başlatılan hareket ve bölünme sonrası, büyük parça Hür masonlar ancak yalvar yakar, İngigiltere B. Büyük Locası tarafından 1974'de tanınmıştır. Bu tanbınmanın ne Türk Devrimleriyle hiçbir ilgisi yoktur. ABD'nin 1960 darbesi sonrası masonluğu da ele geçirmek için yaptığı bir iç darbe sonrası, İngiltere B. Büyük Locasına da zorla tanıtmasıyla olmuştur. Koskoca Profesör İlber Ortaylı'nın uzmanlık alanı Osmanlı olduğu için, bu bilgiye sahip olmayabilir ama konuşmaya da hakkı yoktur.Yok bilerek konuşuyorsa daha da kötü, bilinçli olarak çarpıyor demektir. 

Mason Tarikatının yapısını öğrenmek isteyen için;

Mason Tarikatı kitabımı okumak için tıklayınız.

  • İlber Ortaylı;

"Örneğin Vali Cemal Bardakçı’nın ifadesi; “biz Sultan Abdülhamit devrinde locaya üye olduk çünkü orada serbestçe konuşuluyordu” olmuştur. Sultan Hamit devrinde iki yerde hafiye yoktur, birisi loca, diğeri saray. Çok açık görülüyor ki otokrasiye karşı en hür konuşulan yer Loca oldu. Abdülhamit’in de Locadan haberi vardı ancak Masonların Osmanlı vatanperveri olduklarını bildiği için göz yumdu."

Mason Cemal Bardakçı, Murat Bardakçı'nın dedesidir. Cemal Bardakçı'nın arşivinin Murat Bardakçı'nın elinde olduğu söyleniyor.

Sultan Abdülhamit, masonlardan nefret ederdi ama kapitilasyonlar elini kolunu bağladığı için üstüne gidemez, kapatamazdı. Kapitülasyonlar yalnızca Batılı emperyalistlere ekonomik çıkar ve üstünlük sağlamıyordu. Osmanlı coğrafyasında Batılı ülkelerin vatandaşlarına da dokunulmazlık sağlıyordu. Emperyalist ülke vatandaşları ne suç işlkerse işlesinler Osmanlı mahkemelerinde yargılanamıyor, onlara ait mülklere devlet karışamıyor ve giremiyordu. Aynı diplomat ve elçilikler durumuna sahiptiler.

Durum böyle olunca, mason locaları Osmanlı'ya karşı Batı emperyalistlerinin işbirlikçileri olan milliyetçi ve bölücü etnik unsurların; Yunanistan ile birlikte yeni Bizansı kurmak hayalindeki Rumların, büyük Ermeni devletini kurmak için çalışan Ermenilerin, Ege ve Marmara bölgesini kısmen İtalya'nın egemenliğine geçirmek için çalışan Levantenlerin ve Osmanlı vatandaşı olsun olmasın Osmanlı'yı ele geçirip Büyük İsraili kurmak isteyen Yahudilerin örgütlenme alanıydı. Ortaylı'nın dediği gibi yalnızca serbest konuşma değil, her türlü terör hareketi dahil, örgütlenme ve strateji yapma alanı.

Mason Tarikatını da çok iyi bilen Yahudi Tarihçi Paul Daumont; "Osmanlı masonluğu, sömürgeci masonluk" diyor, bizim Osmanlı tarhçimiz "masonlar vatanseverdir" diyor. Açıp okusun, 1909'da Büyük Loca ve Yüksek Şûrayı kuran masonlar, kendi bildirilerinde Osmanlı bizim ikinci vatanımızdır diyorlar. İlber Ortaylı haklı, Osmanlı Masonları vatansever ama sevdikleri vatan İngiliz, Fransız, Alman, Amerikalı vatanları ve bizim toprağımızı ele geçirip vatan yapmak isteyen yerli işbirlikçi etnik unsurlar. 

Osmanlı'da Mason Locaları kitabımda tüm ayrıntıları ile gerçeği yazdım. 

"Osmanlı'da Mason Locaları" kitabımı için tıklayınız. )

  • İlber Ortaylı;

"Osmanlı çağdaşlaşması laik okula ağırlık verdi. Laik okullar genişletildi ve burs sistemi uygulandı. Bugünkü ders sisteminin kökü Osmanlı fikir takımının kurduğu hukuk medresesidir. Örümcek kafalısı da aydınlık kafalısı da oradan çıkıyordu."

İlber Ortaylı kendi uzmanlık alanı Osmanlı Tarihi konusunda da çarpıtmaktan çekinmiyor. Laik eğitimi uygulayanlar, Osmanlı değildi; misyoner okullarıydı. Osmanlı eğitim sistemi hala teolojik eğitim içindeydi. Osmanlı'da Mason Locaları kitabımın Misyoner Okulları bölümünü okumanızı öneririm.

Emperyalizm Osmanlı'yı ele geçirip, sömürleştirir, sonunda da yıklarken; "Konsolosluklar, Mason Locaları, Misyoner Okulları" aygıtları üzerinden çalışıyor ve sisteme, topluma nüfuz ediyorlardı.  

  • İlber Ortaylı;

Masonluk, Türkiye'de, elit tabakanın, entelektüellerin, aydınların üye olduğu bir cemiyet olarak bilinir. Herhangi bir şey bilinmedikçe tabu olur, bilinmesi anlatılması lazımdır.

Avrupa menşeli tören kıyafetlerini insanlar anlamakta, kabul etmekte güçlük çekerler. Nasıl ki, sünnet çocuğu kıyafeti bilmeyene acayip gelirse, masonlann tören kıyafetleri de şaşırtabilir. Sonra kasap, dinsiz vb. uydurmalar başlar. Unutmayın ki Türkiye’de insanlar mezuniyet töreninde kep giymeye bile yeni alıştı. (...)

Erken açılmanın zararı vardır, idareli gitmek lazımdır. Siz ilkokulda çarpım cetvelini öğrenmeye çalışan adama riyaziye (matematik) öğretmeye çalışıyorsunuz.”

 

 

 

 

 

lberOrtayl 2011 0001

lberOrtayl 2011 0002