Print Friendly, PDF & Email

Osmanlı da Mason Locaları kitabımda, İtalyanların Libya'ya saldırısını, İtalyan Büyük Locası Büyük Üstadı - Baş Masonunun nasıl da bu işgali sahiplendiğini ve İtalyan Ordusunun Libya  halkına "medeniyet" getüreceğini çoşkuyla duyurduğunu, tüm süreçlerini anlattım. ( Osmanlı'da Mason Locaları )...

Attilâ İlhan daha açık ve net bir görüş ortaya koyuyor;

" ...  O kadar ilginç bir şey var ki, bunu Cumhuriyet’teki köşemden Türkiye’ye söyledim. Bekliyordum, bir itiraz gelsin diye, gelmedi hiçbir yerden. Şöyle bir şey oluyor, Türkiye'de 1908 inkılabı ilan ediliyor. İnkılap, o da bir tuhaftır ya...

Hüseyin Cahit Yalçın hatıralarında yazıyor; öğlen olmuş, Selanik'te hürriyet ilan edilmiş, evin önüne bakıyorlar, hiçbir heyecan, hareket yok. “Ayıp olur, heyecan yapalım” diyor, bir şeyler sağlamaya çalışıyorlar. İlginç olan bu değil, ama. Meşrutiyet hükümeti kurulur; kısa bir süre sonra İtalyanlar Trablusgarp'a saldırır. Bir yabancı ülke, Devlet-i Osmaniye’nin toprağına saldırıyor. Bunun normal neticesi, Devlet-i Osmaniye’nin önce bir nota vermesi, İtalya eğer çekilmezse, harp ilan etmesidir. Ama Türkiye o savaşta asla harp ilan etmemiştir. Hepimize şöyle okutuldu okullarda: Bazı fedakâr subaylarımız gizlice giderek Derne’de savaştı. Bu ne demek yahu? Trablusgarp senin toprağın. Adam oraya saldırmış, sen bu toprağı savunmak zorundasın. Oraya giden subaylar da mütenekkiren gidiyorlar, yani hüviyetlerini saklayarak. Örneğin Mustafa Kemal Paşa, Mustafa Şerif isminde bir gazeteci olarak gidiyor.

Gizli direniş...

Evet, gizli direnişe gidiyorlar. Orada Sunûfiler’i desteklemeye, onlarla karşı koymaya çalışıyorlar. Neticede yiyor, İtalya orayı. Neden savaş ilan edilmiyor? Ben bunu kurcaladım, meraklı bir adamım. Karşıma ilginç bir şey çıktı. Çünkü İttihatçılar, Selanik’te, Manastır’da hazırlanırken, bunların alayı mason. Hangi locadalar? O zamanlar Osmanlı’da masonluk yok, İtalyanlar’da var. Meşhur Macedonia Rizorta diye bir locaları var. Jöntürkler o locanın içinde ve İtalyanlar bunlara kolaylık gösteriyor. Rüşvet olarak da Trablusgarp veriliyor. Şimdi bunlar devrimci mi? Memleketi mi kurtarıyorlar? Bir bunların tavrını düşünün, bir de Mustafa Kemal Paşa’nın tavrını." (Attilâ İlhan ile Söyleşi )

 

Attilâ İlhan bu söyleşisinde bakın neler diyor masonlarla ilgili:

"Türkiye’nin gündeminde Kırım Savaşı’ndan beri var. İlginçtir, kimse üzerinde durmaz. Halbuki tüm Osmanlı Sarayı’nın Bursa ipeklisi yerine, Lyon ipeklisi almaya başlaması, Kırım Savaşı’yladır. Kırım Savaşı’nda geliyor ya İngilizler, Fransızlar; buradan Rusya’ya gidiyorlar savaş için, biz de onlarla beraber. O arada kaşla göz arasında, bizimkilere bu telkini yapıyorlar, yahut bizimkiler hevesleniyor: heveslenmiş de olabilirler. Çünkü o sıralarda sarayda padişahın annesi ya da eşi Fransız kökenli veya o yandan gelmiş. Özellikle Abdülmecit'de bu çok net. Abdülmecit neredeyse, o dönemin bir Fransız’ı. Bu Cumhuriyet metinlerinde doğru öğretilmemiştir. Bizde Osmanlı deyince, padişahların hepsi sanki Kanuni Sultan Süleyman’mış gibi alınıyor. Öyle bir şey yok, padişahların garip özellikleri var.
Özellikle Tanzimat’tan sonra...
Hatta Tanzimat’tan biraz önce başlıyor. İlginç özellikleri var padişahların; bakıyorsun hem Bektaşi, hem mason. Mesela Abdülhamit, opera meraklısı. Abdülhamit deyince, Cumhuriyet nesillerinin aklına son derece gerici bir adam gelir. Öyle bir adam değil. Gericiliği başka. Saddam Hüseyin neden bir katilse, Batılılar’ın gözünde; Abdülhamit de ondan “Kızıl”, bu kadar basit. Çünkü Abdülhamit iktidarı sürecinde kök söktürüyor adamlara. Ondan dolayı “Kızıl Sultan” diyorlar. Ama biz, bu perspektifle göremiyoruz. Bize diyorlar ki, “Bu adam çok zalimdi”. Zalim değil, o taraf ayrıca izlenebilir. Meşrutiyet’e taraftardı, değildi; o da tartışılır.
Ben tam bir Cumhuriyet çocuğuyum. Büyük liselerden çıkanlardanım, iyi bir eğitim gördük biz. Fransa’ya gidip bazı şeyleri orada öğrenince, buralardan da başka birtakım bilgiler edinince, Jöntürkler hakkında çok şüphelenmeye başladım. Jöntürkler acaba Türkiye Cumhuriyeti’ni yahut meşrutiyeti kurmak için mi uğraşıyor, yoksa Batı sermayesinin Türkiye’ye gelip iyice yerleşmesi için öncülük mü ediyorlar? Ahmet Bedevi Kuran’ın İnkılap Tarihimiz ve Jön Türkler adlı kitabında vardır. O kadar enteresandır ki, buradan giden, kaçan güya, bir paşa vardır. Onun bir tane de oğlu vardır, sonradan Türkiye’ye de gelmiştir, adını anımsayamadım; ademi-merkeziyetçiliği savunur. Ademi-merkeziyet ne demek? Osmanlı İmparatorluğu’nun mülkünü federal hale getirelim, dağıtalım yani. Fransız burjuvazisi, bunların geçimi için sendika kurmuş. Ahmet Bedevi Bey listesini antetli kâğıdıyla yayımlıyor. Şimdi bunlar, dışarıda inkılapçılık mı yapıyorlardı, ne yapıyorlardı; biraz karışık bir durum..."  ( https://bilimveutopya.com.tr/attila-ilhan-ile-soylesi-cagdaslik-ile-baticilik-birbirine-zit-surecler )