Print Friendly, PDF & Email

Makale Dizini

 

Bakım Yurdunda Ziyaret Etmiştik 

Toplumcu şiirin peşindeydik. Aklımızda, gönlümüzde Enver Gökçe ‘de vardı elbet.  Çok rahatsızdı. Aziz Nesin O’nu Bulgaristan’da tedavi ettirmişti. Sonuç olumsuzdu. Seyranbağları Düşkünler Yurdunda kalıyordu. Melih Ercan ile ziyarete gittik. Odasına girdiğimizde, yüzümüzde yalnızca acı vardı. Yatağında yatıyordu, bacaklarında yaralar açılmıştı, gözlüğünü ters takmıştı ve çoraplarının tekleri farklı idi. Kurucusunun “sanatçı alnında ışığı ilk hisseden insandır” dediği, kadim kültüründe ozanların en güzide yer aldığı ve her gencinin şair olduğu bir ülkede, büyük bir ozanımızın son günlerini böyle görmek, 18 yaşındaki delikanlı yüreğimizi kanatmıştı.

Enver Gökçe ile sohbet etmeye çalıştık. Toparlayamıyordu. Sözcükler çok anlamlı değildi. Onca acı, zulüm, yoksunluk bir koca şairi daha tüketmişti... Bize el yazısı ile yazdığı bir şiirini verdi. Kırışık bir kağıda yazılmıştı.  Prof. Dr. Nuri Saryal’ın desteği ile tek sayı çıkarabildiğimiz, ODTÜ Edebiyat Kulübü Dergisi “Yasak”ın ikinci sayı dosyasını onay için Rektörlüğe vermiştik. Bir daha o dosya dönmedi ve Yasak çıkarılamadı; Enver Gökçe’nin bu şiiri o dosyanın içindeydi. Orjinal olarak. Çocuktuk. Düşünememiştik. Kopya almamıştık.  Çok büyük acı, utanç duydum uzun süre.  

Ta ki bu şiiri bir dergide yayınlanmış görene kadar. Ataol Behramoğlu ‘na da vermişti bir kopyasını. O andaki mutluluğumu tarif edemem...

O şiir:

 “Ben gider oldum     kardaşlar.Ve de      kız kardaşlar,Ben gider oldum,    Gayri     Haram banaBu toprak damlar    Bu ağaçlar,    Bu taşlar bana.Apat dediğin    Şişirilmiş oto lastiği    Ve bir kaç     Tahtadan ibaret    Bir saldır.Suda yüzer.    Oğul, uşak, bir de karım    Kurt bana    H.... çeker    Kuş bana    Yılan banaH.... çeker    Çiyan banaLan kardaş    Bu nasıl yara    Kanar heryerimden.    Döğülmüşüm    Süğülmüşüm    Koğulmuş.S... çekilmişim yaniKendi öz yurdumda.Bir meri keklik gibi   Çeker giderim. Odadan çıktığımızda Melih Ercan sırtını bana dönüp, pencereden dışarı bakarak ağlıyordu. Ben ruhunu yitirmiş bir insan halinde ağlayamıyordum bile... Bu ziyaretimizden bir süre sonra Toplumcu Şiirimizin çınarı Enver Gökçe çekip gitti...

Enver Gökçe anılarımızı tazelerken, Muzaffer İlhan Erdost’a kulak kabartalım; 

Enver Gökçe'nin şiiri, güz ekini gibidir. Kırsal alandan gelenler bilirler, sonyazda yani güzün ekilen buğday, ilkyazla birlikte, eriyen karın altından filizlenir. Soğuğa, kırağıya dayanıklıdır. Kurağa dayanıklıdır. Nice boralar, fırtınalar, ya da Anadolu'nun kavurucu sıcağı ortasında, eğilip dökülmez boy verir, başak verir. Böyle dayanıklıdır, Enver Gökçe'nin şiiri. Enver Gökçe'nin şiiri harman olur, tığ olur. Savrulur. Tohumdan ürüne, buğdaydan ekmeğe var olur gider. Enver Gökçe'nin şiiri, bir yandan bizim bilincimizi ve direncimizi pekiştirirken, bir yandan da devrimci şiirimizde özgün bir tohum olarak yineler kendini.
Bilinir Enver Gökçe'nin cezaevlerinden aldığı, cezaevlerinin ağır koşullarının bedenine sızdırdığı sayrılıklar, Onun gövdesini saran sayrılıklar, kuşkusuz bedeninin özünü, beynini de kuşatır. Bu nedenledir ki, destansı uzun şiirler, uzun dizeler, gövdesinde yürüyen hastalıklarla birlikte, boyundan ve eninden daralır. Yani giderek kısalır dizeler, tek sözcüklere dönüşür. Ama süt filizi ekinin taneleşmesi gibi, daha yoğunlaşır, daha sertleşir. Çünkü, dünkü cezaevi gerçeğinden bugünkü cezaevi gerçeğine uzanır gibi, açlık direnişlerinin bağrında tohumlanır gibi, devrimci düşünce, devrimci inanç, onun bedeniyle bütünleşir, tüm varlığı bilince dönüşür, şiiri de, bilincin ışığa dönüştüğü şiir olur. Bu ışıktır, yeniden cezaevlerinde doğan, onunla büyüyen.

Hepsine kucak dolusu sevgi. Gönül dolusu selam.

Vatan Şairi Enver Gökçe, yattığın yerler ışıklarla dolsun, ellerinden öperim.

Hürol Tasdelen