Print Friendly, PDF & Email

Makale Dizini

Yasak Dergisi

Başarılı ve ses getiren çalışmalarımız sonunda, Rektör Prof. Dr. Nuri Saryal 'dan bir dergi çıkarmak için onay ve destek aldık. Desteğin adı, o zaman aylık 10 TL ya da 10.000 TL mi tam anımsamıyorum. Aşağıda ayrıntılarını sunduğum Yasak Dergisinin bir sayısı için yeter bir paraydı.

Kulüplerin, aslında Öğrenci Temsilciler Konseyinden (ÖTK) bağımsız ulaştığı başarıları, dönemin ÖTK 'ya elinde bulunduran Dev-Gençli yöneticileri denetim altına almak istediler. Bunun için Sosyal Kulüpler Topluluğu diye bir birim kurdular ve başına da "Devrimci" bir genç kız atadılar. Adını inanın anımsamıyorum. Çünkü biz O'na "bayan Jdanov" adını vermiştik, ardından hep öyle çağırırdık. Bilmeyene söyleyelim, Jdanov, Stalin'in Sanat Danışmanı/Sekreteri; sanattan anlamayan, Stalin emrinde aydın ve sanatçı düşmanı dalkavuktu.  Özgür Sanatın üzerinde, Komünist Partisinin dar ve imanlı ideoloji doğrultusunda baskı, yasaklar uyguluyordu. İşte ODTÜ'de bu bayan Jdanov'da adını hak edecek kadar sanat duyarlılığından yoksun, hatta Komünizm bilgisi de son derece kıt bir kimlikti. 

Aynı anlayışı daha sonra bir daha gördüm. Sıkıyönetim ilan edilmişti. Kafeterya da büyük bir duvar vardır. ÖTK ve "devrimciler" orada afiş, duyuru vs asıyorlardı. Sıkıyönetim bunu engellemek için, o büyük duvarın önünde 2 nöbetçi jandarma koydu. Ancak, Öğrenci İşleri Dekanlığından onaylı duyuru ve afişler asılabiliyordu.

 

Biz gene bir etkinlik düzenlemiştik, duyurusunu hazırladık, Öğrenci İşleri Dekanlığında mühürletip, imzalatıp duvara asmaya gittik. Nöbetçi Janfarmalar dergal dikkat kesilip, duyurumuzu denetlediler. Onaylı olduğunu gördüler. Bu arada bir tanesi diğerine; "Edebiyat bu, bir şey olmaz bundan" dedi diğerine. İçimden acı acı güldüm. Edebiyat Kulübü kurmak için ilk girişimimde yaşadığım yaklaşımın tıpa tıp aynısıydı.

Hep söylerim. 12 Eylül'den önce, biz o zamanın üniversite gençlerine "devrimci ahlak" diye anlatılan aslında kasaba ahlakıydı, kasaba kültürü ile beslenen.

Yasak adını verdiğimiz dergimize dönelim. 

Edebiyat Kulübü olarak dergi çıkarma yetkisi ve desteği alınca, ÖTK - SKT hemen üstten, tüm kulüpleri kapsaması gerektiği doğrultusunda "yönlendirme" yaptılar. Bizim için sorun yoktu. Dergiyi denetlemeye kalkıştılarsa da, buna izin vermedim. O dönem Türkiye 'de bir çok ünlü yazar ve ozan ile iletişimi olan, sevilen bir gençtim. Toplumcu olarak biliniyordum zaten, daha fazla üstüme gelemediler.

Benim bir yılımı patladı ama... Ben şaka olarak Yasak ismini önerdim. Musa Saygı destekledi ve diğer arkadaşlar da onayladılar, böylece dergimizin kaderi de olacak Yasak adını koyduk.

Tek sayı çıkarabildik Yasak dergimizi. Tam o sırada Sıkıyönetim İlan edildi ve Sıkıyönetim 2. sayıyı “yasakladı”.

Birinci sayının büyük bölümünü maşağıda paylaşıyorum.

Dergiyi yayımlarken bir ilke kararı almıştık, yazılar kulüpler adı ile yayımlanacaktı. Kim yazar yazsın Kulüp imzası konacaktı altına. Buna hepimiz uyduk, Haydar Ergülen hariç. Kulübümüze gelir gider ama hiç sevmezdik bir birimizi. Haydar'ın yazısına dikkat ederseniz, nasıl keskin, bağnaz bir devrimci kimliği olduğunu göreceksiniz. 

ODTÜ direnişi üzerine. 9 Aralık’ta geçici faşist işçiler, öğrencilerin üstüne bomba atmışlardı, bir öğrenci ölmüştü; İbrahim Baloğlu. İşte o bombanın düştüğü yere bir anıt dikildi. O anıtın üstüne de Musa Saygı’nın Yasak’ta ki şiiri plaket üstünde yazıldı. Az onur mu?

İkinci sayıda Enver Gökçe’nin de bir şiiri olacaktı. Düşkünler evinde vermişti. Ama sıkıyönetim izin vermedi. Dosyamızı Öğrenci İşleri Dekanlığına teslim ettik ama hiçbir zaman geri gelmedi; onay alamadık. Böylece Yasak içinde hiç bir yasa dışı yazı, şiir olmamasına karşın yasaklandı. 

Yasak Dergimizin tek sayısının tıpkı basımını yazımın sonunda sunuyorum.