Yazdır
Üst Kategori: ODTÜ
Print Friendly, PDF & Email

 


ODTÜ Edebiyat Kulübünün Kuruluşu

1977 yılında ODTÜ Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümünü ilk seçimim olarak oldukça yüksek bir puanla kazanmıştım. ODTÜ hayalimdi, hayalime erişmiştim.

Kayıt zamanı ODTÜ'de işçi gördüntüsünde faşist militanlar işe alınmıştı. Öğrenciler de süresiz boykota çıkmışlar. Benim kayıt yaptırmam işte bu döneme denk geliyor. Toplam 9 ay süren boykotun 6 ayını da bizim dönem yaşadı. Okul kapalıydı.

Okul açılır açılmaz, Hazırlık Sınıfına başladım ve Edebiyat Kulübü varsa üye olmak, yoksa da kurmak için harekete geçtim. Ne özgüven, 17 yaşındayım.

(Soldan sağa: Ayaktakiler, Arka sıra; Abdurahman Tanrıöğen (Prof. Dr.), Recep, ? - Ayaktakiler ön sıra; İlkiz Kucur (Taşdelen), Ahmet İçduygu (Prof. Dr.), Melih Ercan - Oturanlar: Musa Saygı (Dr.), Hürol Taşdelen)

Araştırmalarım sonunda, Öğrenci Temsilciler Konseyi (ÖTK) 'ya gidip sormam gerektiğini ortaya çıkardı. ÖTK binasına gittim.Rastlantıya bakın ki, o sıralar ÖTK bir edebiyat kulübü kurmaya karar vermiş ve Sinan isimli bir devrimci öğrenciye de görev vermişl. Ancak Sinan edebiyattan hiç anlamıyor, böyle bir görevi angarya olarak görüyordu. Öyle ya onlar devrim yapacaklardılar, edebiyat hiç bir işe yaramazdı. Onlar için elbette.

Sinan, beni görür görmez, niyetimi duyar duymaz çok sevindi; boynuma sarılmadığı eksik kaldı. Ben onu ona göre bir angaryadan kurtarıyordum. Edebiyat Kulübü kurma işini bana bıraktı.

Okulun her tarafına kendi hazırladığım afişleri astım. Edebiyat meraklılarını toplamak istiyordum. Dört beş kişi geldi. O zaman Endüstri Mühendisliğinde yüksek lisans yapan, şimdilerin Alanya Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Erol Sayın, benim gibi hazırlık öğrencileri, şimdilerin  Psikolog Dr. Musa Saygı, Prof. Dr. Ahmet İçduygu, Prof. Dr. Abdurahman Tanrıöğen, Dr. Bülent Kandiller, Melih Ercan.

 

 

 

 

 

 

Sonrasında İlkiz Kucur'un katılışını yazmıştım:

http://huroltasdelen.com/index.php/siir/yazin-ve-siir-yazilari/64-genc-sairler-evlenmesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Erdinç İskür, Metin Celâl, A. Nusret Güçlü de dönemler halinde aramızda oldular.

Dr. Bülent Kandiller, ODTÜ Hazırlık Okulu Müdürü iken, genç yaşta aramızdan ayrıldı. Çok tatlı, akıllı bir insandı. Yeri uçmağ olsun.

Bir kaç arkadaş daha vardı, zaman zaman geldiler, gittiler.

O dönem ODTÜ'de okuyan üst sınıflarda, yoksa asistan mıydı Ali Cengizkan ve hazırlık öğrencisi Haydar Ergülen başlangıçta ve sonrasında hiçbir destek vermediler.

ODTÜ mezunu olmaktan her zaman onur duydum. Bana profesyonel bir meslek kadar önemli çok şey kattı. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Nuri Saryal ve diğer yetkililer bize çok sahip çıktılar, destek verdiler. Öğrenci İşleri Dekanları Doç. Dr. Aydın Tözeren ve sonrasında Prof. Dr. Engin Karaesmen'in desteklerini de unutmak olası değil. Emeği geçen tüm hocalarımızı sevgi ve saygı ile anımsıyorum. 

1978 - 1981 arasında olağan üstü edebiyet etkinlikleri, şölenleri düzenledik.Bir avuç genç edebiyat meraklısı.

ODTÜ Rektörlüğünün bizlere sağladığı kulüp barakasındaki kulüp odamızda dergimizin ismini tartışıyorduk. Kulüp Barakaları, şimdi ana okulu ya da yuva olan yerdeydi. Çok güzel günlerimiz geçti orada.

Etkinliklerin yanısıra, yayınevlerinden kitaplar getirip, yerleşke içinde sattık. Kazandığımız paralarla Kulübümüze kitaplar aldık. Çok ciddi bir kütüphanemiz oluştu. Birikim Dergisinin o zamana kadar çıkmış tüm sayılarını Murat Belge bize hediye etmişti. Hepsi kulüp odalarında saklanmıştı. Nasıl yok edildiğini kapatılma sürecinde anlatacağım.

ODTÜ Edebiyat Kulübünün yüksek lisanstan mezun olup, okuldan ayrılıncaya kadar Erol Sayın'ın sonrasında Hürol Taşdelen'in önderliğinde Ahmet İçduygu, Musa Saygı, İlkiz Kucur, Abdurahman Tanrıöğen  ve Bülent Kandiller'in tek sayı çıkarabildiği Yasak Dergisinden söz edeceğim.  

(Soldan sağa: Recep, Süleyman, Melih Ercan, Erdinç İskür, Hürol Taşdelen, İlkiz Kucur)

 

ODTÜ 'de deneyimlerimizin ötesinde, dönemin ağırlıklı olarak Toplumcu  Gerçekçi yazar ve ozanları ile çok önemli söyleşiler yapıyorduk. Bir de üstüne Türk Öykücülüğü Sempozyumu gibi, muhteşem bir etkinliği eklemiştik. Yaşlarımız 17 idi. Bir avuç yazın meraklısı ODTÜ'lü genç...

Bu dönemde Attilâ İlhan ile tanışmış, Çırağı olma onuruna erişmiş, dergilerde her ay 2-3 şiirim yayımlanmaya başlamıştı.Bazıları gerçekten çok güzel şiirler, ama berbatları da var. Daha rafinerim iyi çalışmıyordu.


Yasak Dergisi

Başarılı ve ses getiren çalışmalarımız sonunda, Rektör Prof. Dr. Nuri Saryal 'dan bir dergi çıkarmak için onay ve destek aldık. Desteğin adı, o zaman aylık 10 TL ya da 10.000 TL mi tam anımsamıyorum. Aşağıda ayrıntılarını sunduğum Yasak Dergisinin bir sayısı için yeter bir paraydı.

Kulüplerin, aslında Öğrenci Temsilciler Konseyinden (ÖTK) bağımsız ulaştığı başarıları, dönemin ÖTK 'ya elinde bulunduran Dev-Gençli yöneticileri denetim altına almak istediler. Bunun için Sosyal Kulüpler Topluluğu diye bir birim kurdular ve başına da "Devrimci" bir genç kız atadılar. Adını inanın anımsamıyorum. Çünkü biz O'na "bayan Jdanov" adını vermiştik, ardından hep öyle çağırırdık. Bilmeyene söyleyelim, Jdanov, Stalin'in Sanat Danışmanı/Sekreteri; sanattan anlamayan, Stalin emrinde aydın ve sanatçı düşmanı dalkavuktu.  Özgür Sanatın üzerinde, Komünist Partisinin dar ve imanlı ideoloji doğrultusunda baskı, yasaklar uyguluyordu. İşte ODTÜ'de bu bayan Jdanov'da adını hak edecek kadar sanat duyarlılığından yoksun, hatta Komünizm bilgisi de son derece kıt bir kimlikti. 

Aynı anlayışı daha sonra bir daha gördüm. Sıkıyönetim ilan edilmişti. Kafeterya da büyük bir duvar vardır. ÖTK ve "devrimciler" orada afiş, duyuru vs asıyorlardı. Sıkıyönetim bunu engellemek için, o büyük duvarın önünde 2 nöbetçi jandarma koydu. Ancak, Öğrenci İşleri Dekanlığından onaylı duyuru ve afişler asılabiliyordu.

 

Biz gene bir etkinlik düzenlemiştik, duyurusunu hazırladık, Öğrenci İşleri Dekanlığında mühürletip, imzalatıp duvara asmaya gittik. Nöbetçi Janfarmalar dergal dikkat kesilip, duyurumuzu denetlediler. Onaylı olduğunu gördüler. Bu arada bir tanesi diğerine; "Edebiyat bu, bir şey olmaz bundan" dedi diğerine. İçimden acı acı güldüm. Edebiyat Kulübü kurmak için ilk girişimimde yaşadığım yaklaşımın tıpa tıp aynısıydı.

Hep söylerim. 12 Eylül'den önce, biz o zamanın üniversite gençlerine "devrimci ahlak" diye anlatılan aslında kasaba ahlakıydı, kasaba kültürü ile beslenen.

Yasak adını verdiğimiz dergimize dönelim. 

Edebiyat Kulübü olarak dergi çıkarma yetkisi ve desteği alınca, ÖTK - SKT hemen üstten, tüm kulüpleri kapsaması gerektiği doğrultusunda "yönlendirme" yaptılar. Bizim için sorun yoktu. Dergiyi denetlemeye kalkıştılarsa da, buna izin vermedim. O dönem Türkiye 'de bir çok ünlü yazar ve ozan ile iletişimi olan, sevilen bir gençtim. Toplumcu olarak biliniyordum zaten, daha fazla üstüme gelemediler.

Benim bir yılımı patladı ama... Ben şaka olarak Yasak ismini önerdim. Musa Saygı destekledi ve diğer arkadaşlar da onayladılar, böylece dergimizin kaderi de olacak Yasak adını koyduk.

Tek sayı çıkarabildik Yasak dergimizi. Tam o sırada Sıkıyönetim İlan edildi ve Sıkıyönetim 2. sayıyı “yasakladı”.

Birinci sayının büyük bölümünü maşağıda paylaşıyorum.

Dergiyi yayımlarken bir ilke kararı almıştık, yazılar kulüpler adı ile yayımlanacaktı. Kim yazar yazsın Kulüp imzası konacaktı altına. Buna hepimiz uyduk, Haydar Ergülen hariç. Kulübümüze gelir gider ama hiç sevmezdik bir birimizi. Haydar'ın yazısına dikkat ederseniz, nasıl keskin, bağnaz bir devrimci kimliği olduğunu göreceksiniz. 

ODTÜ direnişi üzerine. 9 Aralık’ta geçici faşist işçiler, öğrencilerin üstüne bomba atmışlardı, bir öğrenci ölmüştü; İbrahim Baloğlu. İşte o bombanın düştüğü yere bir anıt dikildi. O anıtın üstüne de Musa Saygı’nın Yasak’ta ki şiiri plaket üstünde yazıldı. Az onur mu?

İkinci sayıda Enver Gökçe’nin de bir şiiri olacaktı. Düşkünler evinde vermişti. Ama sıkıyönetim izin vermedi. Dosyamızı Öğrenci İşleri Dekanlığına teslim ettik ama hiçbir zaman geri gelmedi; onay alamadık. Böylece Yasak içinde hiç bir yasa dışı yazı, şiir olmamasına karşın yasaklandı. 

Yasak Dergimizin tek sayısının tıpkı basımını yazımın sonunda sunuyorum.


Edebiyat Kulübü'nün Sonu ve Kapanışı

ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği 3 sınınfına geçmiştim, ama zorlanıyordum. Bir karar zamanı gelip çatmıştı. Üniversite Sınavında en üst notlarla kazanmış sınıf arkadaşlarım karşısında hem edebiyat hem eğitim gitmiyordu. Akademik notlar nedeniyle atılmakla yüz yüze gelmiştim. Ya okulu bırakacaktım ya da şiiri ve edebiyat kulübünü. Bir memur çocuğu olarak, mesleğimi seçtim; kulübü bıraktım. O güne kadar yönettiğimiz kulübe pek sokmadığımız hiç de anlaşamadığımız Haydar Ergülen, Dev Genç militanlığından edebiyat kulübüne çekilmiş, yanımızda yetiştirdiğimiz ama Kulüp odasında, edebiyatla ilgisi olmayan,  bazı etik olmayan davranışları nedeniyle ÖTK isteği üzerine kulüpten çıkardığım Özcan Karabulut, o zamanlar hiç tanımadığım, sanırım benim varlığım nedeniyle kulübe yaklaşamayan Gökhan Cengizhan ve bir grup tırnak içinde "hızlı devrimci"; ben ve arkadaşlarım ayrılınca, meydan boş kaldı ve kulübe doluştular. Bizim girmediğimiz bir seçimle yönetimi aldılar. Seçim sırasında, "küçük burjuvalara" karşı devrimci birliktelik olarak kendilerini pazarlıyorlardılar.

Sonra malum 12 Eylül askeri darbesi geldi. Kulüp barakaları basılmış, bizlerin onca emeği ile oluşturduğu kitaplar, dergilere el konup, götürülmüştü. Bizdeki yüksek ahlak, o kitapları ve dergileri, Edebiyat Kulübünün malı olarak düşünüp, evlerimize götrümemiş olmamız. Bizden sonra gelenlerin beceriksizliği ve öngörüszlüğü tüm birikimi darbecilere teslim etmiş olmaktı. 

12 Eylül faşizmi suçlu suçsuz bakmadan, tüm ilerici gençleri tutukluyordu. ÖTK tüm lider hatta önde gelen öğrencileri ya tutuklanmıştı ya da kaçak durumundaydılar. Geride kalan devrimci çocukları da ortaya çıkarıp, tutuklamak peşindeydiler. Edebiyat Kulübünde ise bir çok deneyimsiz, çoğu hazırlık ya da 1. sınıf öğrencisi ateşli genci toplamışlar devrimcilik oynuyorladılar. Aralarında provakatörler olduğuna hiç kuşku yoktu. Bu durumda Edebiyat Kulübünde bir çok genç, bizden sonra kısa dönem yönetime gelenlerin kişisel hırsları, bencillikleri, siyasi cahillikleri ve körlükleri nedeniyle tehlike altındaydılar. Pisi pisine, ne olup ne olmadığını anlamadan, tutuklanacak, hayatları kayacaktı.

ODTÜ Edebiyat Kulübünü kurmuş, çok anlamlı yerlere getirmiş biri ve sorumluluk duygum ile Öğrenci İşleri Dekanı Prof. Dr. Engin Karaesmen'i ziyaret ettim; Edebiyat Kulübünün hangi anlayışla yönetildiğini ve endişelerimi anlattım. Çok kısa bir süre sonra Edebiyat Kulübü üniversite tarafından kapatıldı. Bizden sonra Edebiyat Kulübünün varlığı ancak 3-5 ay sürebildi.  

Sonrasında edebiyat dünyasında yer alan bu kişiler, özgeçmişlerinde ODTÜ Edebiyat Kulübü başkanı olarak, bizim dönemimizi de kapsayacak tarihlerle utanmadan yazabiliyorlar. Bu konudaki yalanları, Sincan İstasyonu dergisinde yazmıştım. Hiçbirinden tek yanıt gelemedi. Yüzleri yoktu ya da ... O yazımı da burada paylaşacağım.

Ankara

18.01.2020

 

Hürol

 

 


Yasak Dergisi Tek Sayısı

IMG 7599