Yazdır
Üst Kategori: ODTÜ

Düzenlenmesi

ODTÜ Edebiyat Kulübü olarak Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) ile birlikte Türk Öykücülüğü Sempozyumu düzenlemiştik. Gazetelerde, özellikle Milliyet’te haber olarak verildi.

Öğrenci İşleri Dekan’ı Doç. Dr. Aydın Tözeren’e başvurup, Rektörlükten izin aldık. Sonra TYS ile iletişime geçtik.  O zaman gerçekten güçlü bir yazarlar sendikası vardı, hemen hemen tüm yazar ve şairleri bünyesinde toplayan, başında da Aziz Nesin. Günümüzde böyle bir sendika var mı? Yok elbette. O günün bilinç ve sanat gücünde yazarlar, ozanlar da yok. O günlerin DİSK’i de yok değil mi? Üzücü…

TYS Genel Sekreteri Tekin Sönmez yazımıza yanıt verdi ve bize bir liste gönderdi; üyeleri Öykü Yazarlarını seçmemiz için. Kendimizce bir seçim yaptık; Aziz Nesin, Fakir Baykurt, Demirtaş Ceyhun, Nevzat Üstün, Adalet Ağaoğlu, Şükran Kurdakul.  

ODTÜ'ye geldiklerinde seçim kıstaslarımızı sordular. Seçilmiş yazarlarımızın hangi kıstasla seçildiklerini anlayamamışlardılar, şaşırmışlardılar. O dönem, ODTÜ ÖTK Dev-Genç/Dev-Yol egemenliğindeydi. Ancak seçilen yazarlar siyasi olarak uymuyordu.  Oysa seçimimiz tamamen Edebiyat Kulübü üyelerinin yazın bilgi ve düzeyleri doğrultusunda, nesnel değerlere göre yapılmıştı.  

Samimi olarak söyleyeyim, geleceği görebilsem, benim oyum, Adalet Ağaoğlu’nun kesinlikle seçilmemesi yönünde olurdu. Aslında bilgi şöleni sırasında o zaman dinleyici sıralarında oturan İlkiz Kucur ile Adalet Ağaoğlu yaman kapışmışlardı. İlkiz, oldukça sert soru ve eleştiriler yöneltmişti Adalet Hanıma. Meğer kader o gün ağlarını örmüş; İlkiz daha sonra eşim olacaktı; eşim ve oğlumuzun güzel annesi.

Sonra başladık harıl harıl çalışmalara 

ODTÜ’deki işlemler kolay. Rektörümüz Prof. Dr. Nuri Sayral tam destek verdi. Mimarlık Salonu bize 3 gün ayrıldı, kullanımımıza bşöferlü bir araç verildi, 3 gün boyunca. Sağ olsun, var olsun. 

Türk Öykücülüğü sempozyumu üç gün sürecekti. Yazar konuklarımızın çoğu İstanbul’dan gelecekti; geliş ve dönüş zaman bilgilerini Tekin Sönmez'den alıp, Öğrenci İşleri Dekanlığına bildirdik. Üniversite biletleri satın aldı, Aziz Nesin’in saati hariç! Aziz Nesin kendi biletini alacak ve ODTÜ ona ödeme yapacaktı. Bir suikaste karşı önlemi kendisi almıştı. Bize son anda bildirecek ve biz de onu havaalanında karşılayacaktık.

Konukların gece nerede ağırlanacağı tartışıldı. ODTÜ’nün Beşevler ’de büyük bir konuk evi varmış, ODTÜ yerleşkesinde de tek kişilik bir konukevi. Önce Beşevler ’deki konukevi düşünüldü. Ancak Beşevler o zaman ülkücülerin denetimi altındaydı ve ilerici aydınlarımıza karşı suikastler bir birini izliyordu, öldürülmelerinden korkuldu. Üniversite ilgili birimleri, Beşevler ’de konuk evi yerine; Aziz Nesin’i ODTÜ içinde, en güvenli yerde, diğer konukları da Bakanlıklar ’da Bulvar Palas’da konuk etmeyi planlandı.  Bulvar Palas şimdi yıkıldı, ama o zaman Ankara’nın en prestijli otellerinden.  

İlk Gün, Aziz Nesin Kriz Yarattı

Dediğim gibi, İstanbul’dan gelen tüm konuklarımızın geliş saati belirlendi. ODTÜ’de bize üç gün boyunca şoförlü Renault 12 tahsis etti. İş kolay. Geliş saatlerine göre Esenboğa Havaalanı’na gidip karşılıyoruz. Ama gel gör ki, Aziz Nesin önceden saat vermiyor. Sempozyum öğleden sonra, 14.00’de başlayacak ama Aziz Nesin kaçta gelecek, belli değil. Gençler durumumuzu anlasın diye söylüyorum, o zaman mobil telefon yok.  Eee genciz, yaş 18, deneyim de yok ki böyle karışık bir durumu yönetelim. Tekin Sönmez’e benim ev telefonumu ve ODTÜ’nün telefonunu verdik. Haber verebilsinler diye. 

Aziz Nesin benim evi aramış ve annemle konuşmuş. Annem de Üniversiteye gittiler demiş. Ama bize haber veremiyor. Sonra, ODTÜ’yü aramışlar, telefon santral görevlisinden Edebiyat Kulübü’nü bağlaması istenmiş, O da tut Fen ve Edebiyat Fakülte sekreterliğini bağla, Fakülte sekreteri de burada öyle bir etkinlik yok de…

İletişim yok. Ama Aziz Nesin uçakta geliyor. Ben ara ara evi arıyorum Anneme soruyorum. Annem söyledi, "geliyor" diye, ama saatini bilmiyor. Biz de panik. Havaalanını arıyoruz, yalvar yakar anons bile ettirdim Aziz Nesin’i, ama ses yok. Atladım arabaya, Esenboğa. Meğer Aziz Nesin usta varmış ve bizi orada görmeyince atlamış servisle geliyor Ankara’ya. Beklememiş. Yolda biz giderken o okula geliyor. Sonra gelmiş ODTÜ’ye. Geziniyor, tam dönüp gidecek, bir öğrenci tanımış kendisini ve getirmiş Kütüphane’ye. Şenlikten önce imza günü de yaptık, kitaplarını imzalayacak.

Ben havalına vardım ama Aziz Nesin yok tabii. Nasıl öğrendim ODTÜ’ye vardığını anımsamıyorum, herhalde kulübe telefon ettim. Sonra döndük okula. ODTÜ’ye vardığımızda herkeste bir korku; “Aman dediler, Aziz Nesin sana çok kızgın, seni fena haşlayacak”!

Haydaa, biz övgü, sıretımın sıvazlanmasını bekliyorum, Aziz Nesin beni haşlayacak. 18 yaşımın gençliği ile anlayamıyorum hatamı. Saatini vaktinde haber vermeyen kendisi. Yeri gelmişken söyleyeyim, muhtemelen güvenlik nedeni ile uçak saatini önceden bildirmedi. Gelince çok kızgın ve öfkeliymiş; "bu berbat organizasyonu kim yaptı?" diye herkese kızmış. Karşında Aziz Nesin var, kolay mı yanıt vermek? Bu nedenle herkes suçu Hürol’a atmış. “Efendim, Hürol organize etti” diye. Ben şaşkın. Eh dedik, ne yapalım. Aziz Nesin o sırada kitap imzalıyor. Önünde öyle böyle değil, yüzlerce ODTÜ’lü. Demirtaş Ceyhun tuttu elimden götürdü yanına. Ben korku içinde. Ya onca insan önünde fırçalar, azarlarsa beni. Gitti bütün karizma. Aziz Nesin karşında, bir dev; ne diyebilirsin? Rüzgâr önünde incecik bir dal gibi titriyorum ama kaçacak yer de yok. Vardık yanına. Uzattım boynumu Aziz Nesin’in kılancına. "İşte Hürol bu" dediler. Kafasını bir kaldırdı, göz göze geldik. Eyvah dedim içimden, bittim ben. Hoş geldiniz filan demişimdir sanırım, anımsamıyorum. O da bir iki sözcük etti ama kötü bir şey söylemedi. İncitmedi beni orada, onca insanın önünde. Ama pek de yüzüme bakmadı…

Sonra, bilgi şöleninin ilk gününe geçtik; Aziz Nesin ve Demirtaş Ceyhun konuşmacıydılar.   Mimarlık amfisi tamamen doluydu, 500 civarında dinleyici vardı, önde öğretim üyeleri, çalışanlar ve öğrenciler tabii… Bub sırada arkadaşlar heyecanla geldiler yanıma; "Rektör geldi" dediler. Rektör gelse harika olurdu ama öyle bir şey olamazdı. Gelecek olsa bana bildirilirdi ve açılış konuşmasını o yapardı. Ben olmaz dedikçe arkadaşlar ısrar ediyorlardılar. Merak ettim, salona gittim baktım; gelen babam ile annemdi. Babam, Atatürk 'ün yetiştirdiği kuşaktan, eski bürokrat olduğu için takım elbisesi, kıravatı, başında fötr şapkası ile dimdik gelince, arkadaşlar babam Zekeriya Taşdelen 'i Rektör sanmışlardılar. Mutlu olmuştum çok...

Açılış konuşmasını, Öğrenci Temsilciler Konseyi temsilcisinden sonra ben yaptım.  Konuşurken, heyecandan salonu görmüyordum, sislenmişti; konuşmamı yazdığım elimdeki kâğıdı okuyamıyordum. İrticalen konuştum o gün 17 yaşımda ve hep sonra hayatım boyunca tüm konuşmalarımı kâğıda bakmadan yaptım. Çok başarılı geçmişti ilk gün; bir büyük usta Aziz Nesin, bir başka büyük usta Demirtaş Ceyhun, heyecanlı bir dinleyici kitlesi.

Aziz Nesin yaşamından söz etti, yaşadıklarından, hapislik günlerinden, kitaplarından, kadınlarla ilişkilerinden… Karşılıklı sorular, cevaplar; tam şölen havasında. İki de fıkra anlattı. Biri kara mizah, biri de yakası açık, dekolte.

Kara mizah olan şöyle, 2. Dünya Savaşı’nda Polonya’da yıkıntılar içinde dolaşan, her şeylerini kaybetmiş iki çocuktan birisini hıçkırık tutuyor. Bilirsiniz hıçkırık, korkutulunca geçer. Hıçkırık tutan çocuk diğerine, “hadi beni korkutsana” der… 

Bir de yakası açık, dekolte fıkra; üç ihtiyar erkek oturmuş Tanrı’nın hatalarını konuşurlar. Birincisi der ki, “Tanrı kadını, ay gibi yapmalıydı; gece gelip, gündüz gitmeliydi.” Diğerleri hak verirler ama o kadar da büyük hata değil derler. İkincisi, “Şarap beyaz, su kırmızı olmalıydı der. Karıştırdığın zaman başkaları anlamasın şarap içtiğini.”. Evet derler, hepsi. Bu da önemli bir hata ama gene de katlanılabilir. Üçüncü ihtiyar erkek der ki, “Ama bir hatası var ki Tanrının, çok büyük; vücudumuzun her yerine kemik koymuş ama en önemli en çok gereksinim duyulan yerine koymamış. Bakın bu kabul edilemez.”  

Sonra şölen bitti. Ama Aziz Nesin hala bana mesafeli, yüz vermiyor, ben ürkek, üzgün, ustanın gözüne girmemiş genç çırak. Etrafında diğer yazarlar, şairler çırpınıyor, anlatıyorlar aksiliğin nedenlerini, bizleri övüyorlar, bilgi şölenini  övüyorlar… Aziz Nesin ODTÜ’yü övüyor, her şeyi övüyor ama bana tek söz yok. Sonunda Aziz Nesin yumuşadı, önce bir ufak serzenişten sonra, elimi sıktı ve kutladı; şimdi anımsamıyorum çok güzel sözler söyledi. Ne kadar mutlu olmuştum, utanmasam sarılıp yanaklarından öpecektim. Çekindim, çocukluk işte. Oysa, O’nun da içinde bir aşkın çocuk yok muydu? Keşke yapsaydım.

Daha sonra ODTÜ’nün sağladığı Renault 12 binek oto ile Abdurrahman Tanrıöğen (Eğitim 82)  Edebiyat Kulübümüzü temsilen karanlık ve yağışlı bir Ankara akşamında konukları konutlarına bıraktı. Aziz Nesin konukevinde veya otelde kalmak istemedi.  Abdurrahman, Aziz Ustayı Emek Mahallesi İsrailevleri’nde oturan Tahsin Saraç’ın evine bıraktı,  Demirtaş Ceyhun’u ve Tekin Sönmez’i Bulvar Palas’a… 

Aziz Nesin şoför’ün yanında oturdu. Arkada Tekin Sönmez, Demirtaş Ceyhun ve Abdurrahman Tanrıöğen. Abdurrahman, en yapılı babayiğit olanımızdı ve çok güzel bir fotoğraf makinesi vardı. Şimdi O’ndan aktarıyorum. Yağmur yağdığı için fotoğraf makinesini kabanının altında tutuyordu. Kaban altında şişkinlik yapan fotoğraf makinesi, arabada Demirtaş Ceyhun’a çarpar ve Abdurrahman’da kabanının içine elini sokup, fotoğraf makinesini düzeltir. Demirtaş Ceyhun azcık tedirgin olur ve Abdurrahman’ın elindeki imzalı kitapları da görerek, “bunlar da kamuflaj ha” der. Fotoğraf makinasını başka şey sanmıştı. O günler ODTÜ servis otobüslerinin tarafından bulvarlarda tarandığı günler…

İkinci Gün, İlkiz ile Tanışmamız

İkinci gün Adalet Ağaoğlu ve Nevzat Üstün katıldılar. Olaylı biten bir gün oldu.

 TO1

Fotoğraftakiler: 

Soldan sağa:

Önde; Tekin Sönmez

En arka; ? - ? Demirtaş Ceyhun

İkinci sıra, sağ taraf; Nevzat Üstün, Adalet Ağaoğlu, Prof. Dr. Engin Karaesmen (Öğrenci İşleri Dekanı)

 

 

Nevzat Üstün, kısa bir süre sonra, İstanbul,  Ankara arasında bir trafik kazasında öldü. Ölüm haberini Edebiyat Kulübü barakasında aldım ve tuvalete kaçıp ağladım. Biz öyle yetiştik, erkek yalnız ağlar, hala da yalnız ağlarım… Ağlarken de aynaya bakarak kısa bir şiir yazdım. O şiir Oluşum Aralık 79 sayısında yayınlandı;

KORKUYORUM

                                 Nevzat Üstün'e                                     NUstun1NUstun2

Kendi yüzümden korkuyorum Nevzat Ağabey  

aynaya karşı ağlamaktan

Saçlarım bir başka yana gidiyor

gözlerim bir başka

Yüreğim düşüyor ellerime

ellerim yüreğime

Hani yok desem yalan olacak

Gözyaşlarım var ya …

9.11.79

 

 TO3

 

 

Soldan sağa:

Oturanlar: ? - Engin Karaesmen, Jülde Gülizar, Abdurahman Tanrıoğen

Ayaktakiler: Hürol Taşdelen, Erkut, Nevzat Üstün, Demirtaş Ceyhun, Seher, Tekin Sönmez 

 

 

Üçüncü Gün Fakir Baykurt ve Şükran Kurdakul

Sakin, olaysız güzel bir söyleşi oldu. Mimarlık Amfisi gene doluydu elbette.

Bugün Tekin Sönmez ve Adalet Ağaoğlu hariç şenliğimize katılanları sonsuz yolculuklarına yolculadık.

Işıklar içinde yatsınlar, hepsinin ellerinden öperim.

 

Hürol  

 

Not: Bu yazıyı, Prof. Dr. Abdurrahman Tanrıöğen değerli katkıları ile hazırladım. Kendisine çok teşekkür ederim.