Vakit. 19, 22, 24 Ekim 1931 Anadolu, 22, 29, 30 Ekim 1931
I
Ben söylemiyorum. İki klasik kitap, Ansiklopedi ve Laroussse diyor ki: Farmasonlar birbirini kardeş tanırlar. Hangi millete mensup olurlarsa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar birbirine karşılıklı yardımla mükelleftirler.
Farmasonluğa kabul bazı merasime tabidir. Oraya dahil olanlar bu cemiyetin hiçbir sırrını vermemeye yemin ederler.
Bazı âlimler masonluğun kökenini Mısır ve eski Yunanistan'a kadar çıkarırlar. Bunu Hazreti Süleyman zamanında Kudüs’teki mabedin inşası tarihine kadar götürenler de vardır. Masonluğun kurucusu olarak bu mabedin mimarı "Hiram"ı tanırlar. "Hiram'’ masonluğun ilk büyük üstadıdır. Fakat daha esaslı bir muhakeme ile daha büyük bir çoğunluk masonluğun başlangıcını sekizinci asırda Avrupa’da seyahat eden ve gotik kiliseleri yapan mimarlar cemiyetinde bulur.
Bu cemiyet zamanla ilk mahiyetini kaybetti. Oraya mimariye yabancı birçok adamlar alındı. Bununla beraber, inşa sanatının isim ve aletleri farmasonluğun alameti olarak yerinde bırakıldı. Uzun zaman gizli tutulan farmasonluğun işaretleri, merasimi yavaş yavaş ifşa olundu. Maziye ait hatıralardan olmak üzere masonlar eski işaret ve alametleri muhafaza ediyorlar. Önlük, marangoz gönyesi, pergel gibi...
Mason cemiyetleri sırf karşılıklı yardım, insaniyet dostluğu gibi esaslara dayalı siyasi bir teşekküldür.
1772'de "Fransa'nın büyük maşriki", 1801de İskoçya mason tarikatı" tesis edildi. Bu iki tarikat Fransa’da hâkimdir. İngiliz mason tarikatı" ile beraber âleme en ziyade bunlar yayılmışlardır. "Loca ve atölye" namı verilen yerler, masonların toplantı mahallelidir. Re ise "mehtere, hazret" denir. Masonluk "33" derece veya rütbedir. Bunlar çıraklar, arkadaşlar, üstatlardır. Fransız masonlarının toplantısına "Konvan" derler...
Farmasonluk hakkındaki düşüncelerimizi, görüşlerimizi teyit edici pek çok kitaplar gösterebilirdik. Bunların tarafsızlıklarından şüpheye düşülür diye korktuk. Türk milletine bu mezhep etrafında tam ve doğru bir hüküm arz edebilmek için muhtelif kitaplan bir yana bıraktık. Hakikati, mesele ile alakası olmayan iki büyük tarafsız eserden aldık. Hele Ansiklopedi, yarım resmi denilebilecek mahiyettedir.
Şimdi bu iki klasik eserin farmasonluk hakkında verdiği malumatı tezimizle mukayese ederek gözden geçirelim:
Biz, farmasonluk beynelmileldir, milliyetçi değildir, demiştik. Yukarıya naklettiğimiz prensiplere göre farmasonlar hangi milletten olurlarsa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, birbirine yardımla mükelleftirler. Demek ki, masonlukta milliyet ve yer yoktur. Milliyet ve yer farkları olmaksızın kardeşlik vardır.
Bundan açıkça anlaşılan şudur: Bir Türk ve Yunanlı masonla, bunların yanında mason olmayan bir Türk tasavvur edelim; farmasonluk esaslarına göre, Türk mason, mason olmayan Türk 'ten evvel, mason olan Yunanlıya yardıma borçludur!.. Her nerede bulunursa bulunsun, Çin'de, Maçin'de, muharebede, kavgada vs. gibi!.. Yeter ki bunlar tuhaf tuhaf mason işaretleri ile birbirini tanısınlar!.. İşareti veren düdüğü çalar!.. Kendi milletinden olmayanları, yalnız masondur diye kendi milletinin fertlerine tercih eden farmasonluğa nasıl oluyor da milliyetçi bir teşekküldür denebiliyor?
Biz, milliyetçiliği her şeyden evvel kendi milletini, vakit kalırsa başkalarını düşünmek diye anlarız.
Samimi, açık konuşalım; ben kendi hesabıma, mesela bütün bir dünya Yahudiliği açlıktan ölse, kırılsa, sonra bunun yanı başında da bir Türk aynı halde bulunsa, kanımı taşıyanın yardımına koşmakta gözümü bile kırpmam. Bir tek Türk’ü bütün dünya Yahudiliğinden, hatta dünyadan bile üstün tutarım!.. Önde Türk, hatta bir tek Türk, sonra beşeriyet, sonra insaniyet!.. Bu türlü düşünceyi, bu türlü hükmü milliyetçilik icabı sayarım. Açlıktan kırılan Yahudilik için de olsa olsa acırım. İşte bu kadar!..
Halbuki masonlar -Başmason Operatör Kemal Bey’in tabirini kullanacağım- "farmasonluk camiasını her şeyden, herkesten, hatta mensup olduğu milletten de önce görmek ve tercih etmekle vazifeleridir.
Bunu ben söylemiyorum, en tarafsız kitaplar anlatıyor. Farmasonlar kendilerini ayrı görüyorlar, ayrı sayıyorlar. Farmason Reisi Kemal Bey'in "masonluk camiası” demesi de bunu açıklıkla ifade eder. İnsan samimiyetle, kanaatle "farmason" olunca, böyle düşünmek pek tabiidir. Bazı farmasonlarımız "hayır, biz milliyetçiyiz" diyorlar. Bu iddia doğru olabilir. O halde mason değildirler. Hem perhiz hem turşu olmaz, insan hem milliyetçi, hem mason olamaz. Tıpkı hem Hıristiyan, hem Yahudi, hem Müslüman olmayacağı gibi... Her vakit söylüyorum, tekrar edeyim: Farmasonluk milliyetçiliktir demek, bazı yobaz softaların Kurandaki "Tuyyur" kelimesinden "Tayyare" manasını çıkarmaya çalışmaları gibi bir safsatadır.
Masonlar Reisinin geçen seneki nutkunda bu husus kaçamaklı cümlelerle teyit edilmiştir. Bu nutkun özeti: Farmasonluğun beynelmilelcilik olduğudur. Yalnız bu gayeye erişebilmek içın evvela milletleri bu hedefe doğru erdirmenin lüzumu ileri sürülüyordu. Yani her farmason cemiyeti, evvela bulunduğu yeri mason yapacaktır. Bu beyanat yukarıya kaydettiğimiz prensiplere muhalif değil, mutabıktır. Demek ki farmasonluk beynelmileldir. Bunlara cevap istiyoruz. Sövmek değil.
II
Biz, masonluk beynelmileldir, milliyetçi değildir, diyoruz. Bir hakikat söylüyoruz. Masonluk hep bir ağızdan -ama kaçamaklı yollardan- "hayır, masonluk milliyetçidir" diyor. Ağız dolusu sövüyor. Bu sövüşler karşılık görmeyecektir.
Çünkü kendiliğinden, sövenlerin üstüne dökülecektir. Zaten dökülmektedir de!.. Bunları geçelim. Davamıza dönelim. Masonluk beynelmileldir, siyasidir. Türk milleti, Türk memleketi için zararlı ve tehlikelidir. Çünkü beynelmilelcilik milliyeti tanımaz. Türk milletinin yaşaması, yükselmesi, milliyetçilikle mümkündür. Dünya bu yolda yürüyor, bu yolda hazırlanıyor... Farmasonluk bunu kemiriyor. Prensipleri ile milli hisleri, milli duyguları yıpratıyor.
Mesela mason bir Türk, mason olmayan Türk 'ten evvel, mason olan Fransız 'a yahut mason olan Yahudi 'ye sevgi, destek, yardım gösterecektir. Farmasonluğu samimiyetle kabul eden, bunu yapacaktır. Yapmakla mükelleftir. Farmasonlar Türkiye'de böyle değildir, bunun aksidir diyor.
O halde açık olsunlar. Farmasonuz diye kıyametleri koparmasınlar. O birtakım garip merasimi -yalancı kılıçları, bağrışmaları, teneke çalmaları, göz bağcılıklarını, tuhaf tuhaf işaretleri- bir tarafa bıraksınlar. Cemiyetlerinin adına "Türk Yardım Demeği" desinler. Dünya farmasonluğu ile irtibatlarını tamamen kessinler. İtalyan 'ı Fransız 'ı, Rus 'u, Yahudi 'yi, Arabi, Çerkes 'i, İngiliz 'i, Türkü kardeş diye localarda atölyelerde toplamaktan vazgeçsinler.
Cevap istiyoruz. Sövmek değil!
III
Farmasonlukla Aramızdaki Fark Şudur ki, Biz Önce Milletimizi, Sonra Milletleri Düşünürüz
Masonluk bir mezheptir, siyasi bir teşekküldür, demiştik. "Hayır!" diyorlar. Hakikatin ışığı bir "Hayırda sönecek, bir "Hayırda ortadan kalkacak olsaydı, batıl, bütün bir hayatın hâkimi olurdu. Lâkin iş o kadar kolay değil...
Farmasonluk siyasi değildir, çünkü siyasetle uğraşmıyor diyenlere, prensipleriniz nedir, yaptıklarınız nedir, diye sorabilir miyiz? Milliyeti bir tarafa bırakarak insanlara milletlerinden, milliyetlerinden evvel masonluğa ve masonlara yardım, destek, sevgi vaaz eden, hatta vatan sınırları tanımayan bir mezhep siyasi değildir de ya nedir?! Milletlerin mukadderatında bu kadar büyük davalı bir teşekkül siyaset olmazsa, ne siyaset olur? Buna, böyle bir teşekküle, herhangi bir hükümet, siyasi değildir diyebilir mi? Bu, akla, mantığa sığar şeylerden midir?!
Düşünelim, böyle bir teşkilatta Briand'lar, Talât Paşa'lar, Ağahan’lar, İngiliz kralları, dünyanın birçok siyaset erleri, hatta memleketimizin en büyük adamına suikast teşebbüsünde bulunan, ta asılmış Mustafa Sagir'lere, Afganistan'ı ateşe veren casus "Lawrence"lere kadar çeşitli insanları dahil olacak da, farmasonluğun adı yine ve yalnız insani kalacak, öyle mi?
Bu kadar muhtelif ve bu vaziyetteki insanlardan meydana gelen bir cemiyet hakikaten insani olsa bile işi yine siyasete dökecektir; döküyor da. Bunda şüphe edilmemelidir. İnsanlığı politika entrikalarına alet etmekte mana yoktur. Bu bir zulümdür. Nerede kaldı ki, farmasonluk siyaset yapmak için kurulmuştur. Bunu biz değil, en tarafsız iki kitap söylüyor.
Küçük bir vaka anlatayım: Meşrutiyet’te "Fits Moris" adında İstanbul'da bir İngiliz vardı. Bu adam sefaretlerden birinde baş tercümandı, farmasondu. Osmanlı Meclisi Mebusanında Talât Paşa dan da fazla nüfuz sahibi idi. Koridorlara hâkimdi. Vaktin şeyhülislamı olan zavallı Musa Kâzım Hoca'yı da farmason yapmışlardı. Bir gün bu "Fits Moris", mebuslardan Mecdi Efendi'yi bulur, ona "Sizin şeyhülislam farmasondur. İnanmazsan, işte mason işaretlerini öğretiyorum. Git kendisine bunları yap. Sana ne olduğunu söylesin" der.
Mebus Efendi, Musa Kâzım Hoca'ya gider. İşaretleri verir. Zavallı şeyhülislam sevinir, karşısındakini de mason zanneder, hemen boynuna sarılır, öper, öper... Derken bu iki hoca arasında bir arbede başlar. İş tükürüşmeye kadar varır. Kavga bu kadarla kalmaz, Meclis'e akseder. Hadise önce Osmanlı Mebusanını sonra da bu vatanı sarsan meşhur "İkinci Hizip" muhalefetine sebep olmuştur. Farmasonluğun Türk milletini ikiye bölmek için yine bir İngiliz masonunca nasıl bir siyaset aleti olarak kullanıldığı anlaşıldı mı?! Şurası muhakkak ki, 1908 İhtilali’ni yapan "İttihat ve Terakki"yi yıkan etkenlerden birisi de farmasonluk olmuştur.
Farmasonluğun faaliyeti yalnız sivil halk arasında kalmıyor. Bu teşkilatın gençlerimizi içine alması yetişmiyormuş gibi, orduya, jandarmaya kadar propagandasını uzattığı görülüyor!.. Bin bir vaatle askerin arasında dolaşıyorlar!.. Pek çoklarına teklifler yapıldığını biliyoruz.
"Farmason locaları" ne hakla askerlerimizi aralarına davet ediyorlar? Hangi salahiyetle ordu etrafında farmasonluk propagandası yapıyorlar? Ordu, donanma, milliyetçilikten başka bir şey düşünebilir mi? Bu günahın hesabı nasıl verilecektir? Bunlara sövmek değil, milleti ikna edebilecek cevaplar isteriz.
Hatırıma gelmişken, bir hadise daha anlatayım.
Meşhur Papaz "Frew" masondu. Bu adam, İstanbul'da hain halifelerin saraylarına kadar girer, orada masonluğu Türk milleti aleyhinde bir siyaset aleti olarak kullanırmış. Günün birinde bizdeki farmason locasına gitmiş, "Hepimiz kardeşiz, ayrılık gayrılık yok. İngiliz Kralı Hazretleri İngiltere'deki farmasonların başıdır. Hepimiz onun riyaseti altında çalışalım" demiş. Sonra "İngiliz Muhipler Cemiyeti” teşkil edilerek Papaz'ın gösterdiği yolda yürünmüştür. Farmasonluğun siyasete nasıl alet edildiği anlaşılıyor mu? Umarız ki "Papaz Frew"un mütareke senelerinde memleketimizdeki mesaisine insanidir, siyasi değildir, denmeyecektir!..
Bir vaka daha: Bizde farmasonluk her yerde olduğu gibi her gün siyasete karışmış, politikacılık yapmıştır. İstibdatta Abdülhamit'le geçinmiştir. Sarayın içinde bile farmason vardı. Meşrutiyet'te hem Abdülhamit 'e, hem Halife Reşat'la, hem de İttihat ve Terakki ile anlaşmıştı. Sonra hain Sultan Vahdettin'e dalkavukluk etmiştir. Feylesof Rıza Tevfik o hıyanet günlerinde Türkiye farmasonluğunun şefi olmuş, localar adeta Hürriyet ve İtilaf Fırkasının şubeleri halini almıştır.
Şu manzaraya göre "farmasonluk" teşkilatının yarınki vaziyetinden Cumhuriyet ne dereceye kadar emin olabilir?
Farmasonluk, milli bir kültür, bir görüş, bir duygu değildir!! Masonluğun cezbesine kapılanlar "Hayır! milliyetçidir" diyorlar!..
Kitaba, tatbikata mı, yoksa dedikodulara mı inanalım?!! Hangisine?!
Bugün dünyaya yayılmak istenen farmasonluğun prensipleri İskoçya'da, İngiltere'de, Fransa'da doğmuş, orada işlenmiştir. Bizdeki farmasonluğun esasları da bunlara dayanıyor. Bunlarla irtibat halindedir. Türk milleti, Türk milliyetçiliği İskoçya, İngiltere, Fransa farmason tarikatları mıdır? Benliğini bu tarikatlardan mı öğrenecektir? Bunlarla mı beslenecek, bunlarla mı yükselecektir? Türkün gerisinde on bin yıllık bir tarih vardır. Bu tarih, insanlığa büyük medeniyetler vermiştir. Farmasonluk gibi şeyler onun yanında çok küçük varlıklardır.
Milliyetçiyiz diyen farmasonluk camiasına bir tablo yapalım ve bunu hep beraber izleyelim: Farmasonluk localarına Türk, Yahudi, Arap, Rum, İtalyan, Fransız her millet girebilir. Orada milliyet varlığı, vatan sınırı kalmaz. Bunun adına mason camiası diyorlar. Bunu, masonlar başı Operatör M. Kemal Bey'in beyanatıyla da öğrendik. Bu mezhebin prensipleri icabınca locaya dâhil olanlar, hariçte kalanlardan evvel birbirine destek, yardım ve sevgi ile mükelleftirler. Kırk dil söylenen, kırk düşünce ve mefkure yaşatan bu Babil Kulesinde, mason olmayan her Türkten, hâlâ siyonistlik davasında bulunan mason Yahudi'ye yardım şart olduğuna göre bunun ve bu kanaatin neresi milliyetçidir?
Görülüyor ki, farmasonluk prensipleri milliyet tanımıyor. Tanıyamaz da. Tanıdığı gün, kendi manası kalmaz. Prensipleri altüst olur. Çünkü o, beynelmileldir. Yaşayabilmek için milletlere düşman kalması lazımdır.
Bütün bu hakikatler karşısında farmasonluk, milliyetçiliği elden bırakmamak istiyor. İki karpuz bir koltuğa sığmaz. Biz milliyetçiliği Türk için düşünmek, Türk için yaşamak anlarız. Her şey ondan sonra...
Siyasi vaziyeti kitaplarla, tatbikatla anlaşılan böyle bir teşekkülün adına herhangi bir hayır müessesesi imiş gibi "Türk Yükselme Cemiyeti" demek, onun gizli mahiyetini ve kanun huzurundaki çehresini değiştiremez!..
Bir noktayı ehemmiyetle işaret etmeliyim ki, biz milliyetçiler, insanlığın düşmanı değiliz. İnsan dostluğunu, farmasonluğun yaptığı gibi, milliyetleri inkârla, gizli gizli çalışmakla, hatta tatbikatta şahısların, bazı emperyalistlerin, suikastçıların emellerine alet edilen bu tarikatla anlamıyoruz. Biz insanlığın dostuyuz. Biliriz ki, bir millet yalnız düşünülemez, yalnız yaşayamaz. Hele yirminci asırda...
Farmasonlukla aramızdaki fark şudur ki, biz, önce milletimizi, sonra milletleri düşünürüz.
Teşkilatın Gizli Mahiyeti ve Kısa Tarihi
Biz, farmasonluğun beynelmilel ve siyasi telkinlerle, her yerde olduğu gibi bizde de bilhassa Türkten başkaları tarafından iktisadi, siyasi, şahsi entrikalara vasıta edilişinde milletimiz için tehlike ve felaket görüyoruz. Günün birinde, hatta bu teşekkülün mensuplarınca da farkına varılmaksızın, inkılabın ve vatanın düşmanlarınca bir şer aleti olarak kullanılmasından korkuyoruz. Nitekim mütareke senelerinde bu yolda kullanıldığını gördük.
IV
Farmasonluk gizli bir teşekküldür. Gizli ve sır kalmak onun din şartlarındandır. Tescil muamelesi farmasonluğu gizli mahiyetinden kurtaramaz. Çünkü ne olduğunu, ne yapmak istediğini, ne yapmakta bulunduğunu, programının içini, dışını hükümete bildiremez. Bildirmemiştir de... Herhangi bir cemiyet kendisine uluorta bir isim verivermekle, onun kayıt muamelesi olmuş bitmiş kanun hükmü yerine gelmiş sayılmaz. Mesela Yahudi "Beneberit Cemiyeti” kendisini "Tealii İslam grubu" diye tescil ettirse, doğruyu gizlediğinden, hakkında kanuni takibat lazım geleceğinde şüphe yoktur.
Biliyoruz ki, farmasonluk milliyet ve vatan sınırları tanımayan bir teşekküldür. Böyle olduğu halde kendisini "Türk Yükselme Cemiyeti" namıyla kaydettirmesi, sade milli, insani bir hayır müessesesi gibi göstermesi hakikatlere uygun değildir.
Herhangi bir ismi verivermekle, herhangi bir teşekkülü kanun huzurunda meşru kılmak mümkün olsaydı, o vakit bir "suikast cemiyeti' nin adına "vatanı kurtarma fırkası" demek de kâfi gelirdi. Halbuki iş böyle değildir. Lazım olan yön, sözün öze uymasıdır. Yani ismin faaliyete, prensiplere mutabık bulunmasıdır. Herkes bilir ki, Farmasonluk "Türk Yükselme Cemiyeti" değildir. Çünkü bu teşekkülün prensipleri milliyetçiliğe düşmandır. Herkes bilir ki, farmasonluk sırf insani değildir. Çünkü siyasidir ve gizlidir. Demek oluyor ki, farmasonluğa "Türk Yükselme Cemiyeti" firmasını vermek onun içyüzünü bir kat daha saklamaktır. Bu bir.
Vaziyeti diğer bir yönden daha değerlendirelim:
Bir varsayımda bulunalım ve bir an için farmasonluğu kendisini tescil ettirdiği gibi "Türk Yükselme Cemiyeti" diye kabul edelim. Ona sırf insani, milli bir hayır müessesesidir gözüyle bakalım. Bunun böyle olduğu muhakkak olsa bile, fiiliyatla tatbikatın bu farz olunan hale, hükümete verilen beyannameye uygun olmadığını, hatta bunlarla taban tabana zıt bulunduğunu anlamakta güçlük çekilmeyecektir. Bir ve iki numaralı yazılarımızda açıklıkla ispat ettik ki, masonluk teşkilatı, insanlığı, sırf kendi camiasında gören bencil bir tarikattır. Sırf insani değildir; siyasidir. Bugün de politikacılık yapıyor. Hem tehlikeli bir surette yapmaktadır! Bunu ispat edebiliriz. Bundan başka milliyetçi değildir! Merasim kelimeleri bile İbranicedir. Beynelmileldir. Nitekim Türkiye Başfarmasonu Operatör M. Kemal Bey’in pek güzel dediği gibi, Yahudi, İngiliz, Arap, Yunanlı, Türk, Acem vs.'den meydana gelen bir "Farmasonluk camiası" vardır. Bu, kendisini insanlığın kalan kısmından ayrı görüyor. Ancak içine girenleri hangi milletten olursa olsun kendisinden sayıyor. Yeni bir camia kurmaya uğraşıyor. Bu siyasetini, memleketin her tarafında sivil ve asker bütün müesseseler arasında yürütmeye çalışıyor.
Bu manzara, bu faaliyet hükümete verilen beyannameye ve farmasonluğun masonlarca herkese inandırılmak istenilen insanilik, milliyetçilik prensiplerine muhaliftir.
Bu hale göre de farmason teşkilatı hakkında kanuni takibat lazımdır. Takibat, farmasonluk "Siyasi değilim, milliyetçiyim, insaniyim" dediği ve kendisini böyle tescil ettirdiği halde aksini yapmakta bulunduğundan, birde farmasonluk esasen siyasi ve beynelmilel bir teşekkül olduğu halde hükümete karşı çehresini "Türk Yükselme Cemiyeti" maskesiyle örtmeye çalıştığından dolayı lazımdır fikrindeyiz. Bu iki...
V
Farmasonluğun, ortaçağda kilisenin Yahudiliğe yönelttiği zulümle mücadele için vücuda getirilmiş gizli bir müessese olduğunu da muhakkak surette kabul edebiliriz. Bundan başka o devirlerde Yahudiler Hıristiyan camiası içinde yüz bulamıyorlardı. İtibarları yoktu. Her yerde hakarete maruz kalıyorlardı. İnsandan bile sayılmıyorlardı. Bu vaziyetin önüne geçebilmek için nüfuz sahibi Hıristiyanları da aralarına almaya başladılar. Bu suretle mevkilerini korumak, yükseltmek istiyorlardı. Bu teşekküle kilisenin gazabına uğrayan Protestanlarla kralların tahakkümüne isyan eden ihtilalciler de katıldılar.
Yahudiler bu teşebbüslerinde o kadar muvaffak oldular ki, başlarına bela olan papazları da içlerine aldılar!.. Ta İngiliz krallarını bile başmason yaptılar. Maksatlarına erdiler. Bizdeki masonlar, "masonluk cumhuriyetçidir" diye bağıra dursun; halbuki İngiltere'de başlarında kralı taşımaktadırlar. Bu tahlile göre de, farmasonluk ihtilalci ve gizli bir cemiyettir, siyasidir, beynelmileldir. Bir bakışa göre, bunun esası Yahudiliğin menfaatlarına hizmettir.
Türkiye'mizde kilisenin Yahudiliğe, Protestanlığa zulüm yapmasına imkân yoktur. Zaten buna bütün bir tarihimizin seyrinde müsamaha edilmemiştir. Bizim din ve dünya işleri birbirinden ayrıdır. Yahudilerin camiden de korkmalarına mahal yoktur. Memleketimiz, krallık, padişahlık değil, cumhuriyettir.
Şu halde bu teşekkülün manası ve hikmeti nedir? Mantık buna hiç diyecektir... Fakat işin gizli bir yönü var. Varlığının sebebini kaybetmesine rağmen farmasonluğun bugün devam ettirilmesinde bir sır vardır: O da, milletler, memleketler haklar zararına şunun bunun şahsi entrika aleti olarak kullanılmasıdır!.. Kullanılıyor da...
VI
Bana, "Unutma ki, yobazlar da, papazlar da farmasonluğun aleyhindedir. Sen de onlarla beraber mi oluyorsun? Mustafa Sagir'leri, onların kozunu mu müdafaa ediyorsun?" diyorlar. Hayır! Ben bir Türkoğlu sıfatıyla, gücümün yettiği kadar milletimin ve memleketimin kozunu müdafaaya çalışıyorum. Asrımızda rolü şantajcılığa varan bir müessesenin mahiyetini göstermek istiyorum. Bana "Yobazlarla beraber oluyorsun" diyenlere müsaadeleriyle hatırlatayım ki, müdafaa ettikleri farmasonluk saflarında "Papaz Frew"lar, "Mustafa Sagir"ler, "Feylesof Rıza Tevfik"ler "Casus ’Lawrence”ler vardır. Ne birincileri, ne de bu ikincileri müdafaa etmeyelim. İşi dalaverelere döken bir müessese karşısında hakikatleri görelim ve söyleyelim. Memlekette "Yapılacak başka iş kalmadı m?" diyenlerde var. Varsa ve görüyorlarsa onu da kendileri söylerler.
Sevgili Aka Gündüz'ün yazılarını lezzetle okudum. Belki onun Türk Kalbi" bugünkü mücadelemi hazırlayan, bana kuvvet veren etkenlerden birisi olmuştur.
Gün geçtikçe "Türk Kalbi" kapsamlı manasıyla, manzarasıyla üzümün önünde ve duygularımın içinde titriyor ve beni yürütüyor. Aziz Aka Gündüz'ün farmason olmadığını bilirim. Farmason diye saydığı büyük isimlerin bir kısmı da bu tarikattan değildir. Geri kalanların sicillerine ise ne ben ve ne de kendisi sahiptir. "Namık Kemal"in vesairenin farmason olması, Sabri Hoca'nın olmaması bu mezhebi mutlaka yüksek gösterecek, dışarıda kalanları veya aleyhtar olanları mutlaka hoca kafalı yapacaksa, bunu kabulde mazuruz.
O vakit biz de bilmukabele bu memleketin en büyük kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin, sonra İsmet Paşa'nın, Müşir Fevzi Paşa’nın farmason safları arasında bulunmadıklarını, farmason olmadıklarını ileri sürmekte haksız görülmeyiz sanırım.
Farmasonluğa hücum etmekle eğer biz hocalıkla itham edileceksek, dünyanın en sol adamları "Lenin"lerin farmason düşmanı olduğunu söylersek manasız ve mantıksız bir mukabelede bulunmuş olacağımızı zannetmem. Şahısları bırakalım, prensiplere ve fiiliyata bakalım.
Farmasonların iddialarına ve avaz avaz bağrışmalarına bakılırsa, dünyada her şeyi, her iyiliği onlar yapmış, hatta son çıkan bir yazıya göre inkılapta ve istiklal muharebelerimizde en büyük hizmetleri onlar görmüş!.. Bunu ne hakla iddia edebiliyorlar? Millet, vatan kurtarma davasının ta Başkumandanından büyük zaferine kadar kaç farmason gösterilebilir? Bu, yerde yatan binlerce şehitlere, yaşayan yüz binlerce gazilere hürmetsizlik olur. Buna kimsenin hakkı ve salahiyeti yoktur.
Biz, insanlığı masonluğun şantajcılığa varan dar çerçevesinden görmeyi mustarip beşeriyetin mukadderatına hakaret sayarız. İnsanlığa hizmet, yalnız farmasonluk camiasına, hatta bu camia içinde birkaç şahsa yardım demek değildir. Bütün bir insaniyetin ıstıraplarını düşünmek, ona çare aramak lazımdır.
Ben Masonlardan Dediklerime Cevap İstiyorum, Sövmek Değil
Görüntüleme: 178