Daha Açık Konuşayım mı?

Daha Açık Konuşayım mı?

Söyler misiniz, aklı başında hangi aydın -aydından geçtim, hangi iyi niyet ve sağduyu sahibi vatandaş,- şu fikirlerin altına imzayı basmaz?

"...eski değişiyor, eskimiş bir şey varsa, ondan kurtulmaya çalışıyoruz: dogmalar kalıptır, eskidir, eskiye devam ettirmek ister, devamlı olarak hiçbir değişiklik istemez..."

"...kendi kendimizi yenilemek, yeni hareketlerle, yeni fikir hareketleriyle haşır neşir olmaya çalışmak; onlar üzerine daha ileriye gidebilecek fikirler üretmeye ve bu fikirlerin olgunlaşıp kullanılmasına yardımcı olmamız lazım..."

"...yeni birtakım bilim ve sanat hareketleriyle kendimizi güçlendirmek lazım; devamlı cihazlanmamız gerek, o zaman güçlü bir hale gelebiliriz; yoksa zayıflıktan kurtulamayız; kuvvetli olabilmemiz için ı'evrtalisation (hayati enerjiyi tazelemek) esastır...'

"...kararlılık, kararlı olmak esastır; bunun için, insan olmak, hayvan vasıflarından yâni bencillikten (egoizm), yâni çıkarcılıktan, yâni fevrilikten kurtulmak; hiç değilse bunların etkisini, yarıya indirmek

şarttır..."

"...evrensellik, bir kere milliyetçi olmayı ortadan kaldırmaz, kesin olarak milliyetçiyiz, çünkü toplumumuzun hayatının yücelmesini istiyoruz; toplumumuzda bireylerin insan hak ve hürriyetlerinden yaralanabilecek duruma gelmelerini istiyoruz..."

Ne 'parlak' sözler, ne güzel 'prensipler'!... Kim söylemiş bunları? Şimdi, sıkı durun!... Bu sözler, Türk Masonluğunun 'şeyhlerinden', 'büyük Üstad' Enver Necdet Egeran'ın, 'Hisar Muhterem Locasının açılışında (18 Mart 1997) verdiği söylevden alınmıştır; ve ona göre, “

Masonluğun ruhunu' ifade etmektedir.

Peki, niye sizinle paylaşıyorum? Bakın, niye...

Herkesi tedirgin eden nedir?

“İmtiyazı Tarikatlar” diye başlayan, birkaç söyleşi yazmıştım; (Bkz. Cumhuriyet, 15/24 Nisan 1998) bu 'alafranga tarikatların başında Masonları” zikredince eski “kulağı kesiklerden” biri, telefonla uyarmıştı;

"...tepkileri yumuşak, sessiz ve sakin olacaktır; asla cepheden saldırmazlar; ikna etmeye kalkışmaları daha muhtemel!" Dediği çıktı: daima dolaylı, daima 'şifahi'; hemen hepsi, 'eleştirilerimin bilgi eksikliğinden' doğduğunu' belirten, 'telkinler'; ulaştırılan, Masonluğun, 'beşeri ve sosyal muhtevasını ve ideallerini' gösteren belge ve kitaplar, vs!”

Anlatamadığım, galiba şurası: tartıştığım, 'Masonluk felsefesinin, iyi mi kötü mü olduğu değildir; tam tersine, ilkeleri ne kadar iyi, ne kadar ilerici görünürse görünsün; uygulamada Masonluğun, gizli bir tarikat izlenimi verdiği; Masonların, mistik (dini) iddialı tarikat mensuplarına oranla, “imtiyazlı” (ayrıcalıklı) bir muamele görmeleridir!

Daha açık mı konuşayım: eğer Şeriatçılık şüphesi altındaki dini cemaat ve tarikatların; malvarlığı, finans sermayesi ve yatırımları, devletin organları tarafından incelemeye alınıyorsa; niye aynı inceleme, öbürleri kadar “gizli”, öbürleri kadar “esrarengiz”; öbürleri gibi, iş âleminde, sivil toplum örgütlerinde, siyasi partilerde, hatta devlet kuruluşlarında 'etkili', -Gâzi'nin faaliyetten menetmiş olduğu- bu 'tarikata' yapılmıyor?

Fikrim odur ki. Necdet Egeran’ın 'masonluğun ruhunu' anlatan parlak sözleri, bu sorunun cevabı addolunamaz; binaenaleyh soru açıktır, geçerlidir; cevabını bekliyor. Masonlarla hiçbir alıp veremediğim yok; yurt içinde ve dışında, Mason olabileceğini sandığım dostlarım var; beni ve herkesi tedirgin eden, onların “masonluğu” değil; Cumhuriyet'in temel üç kuralını, tartışmasız savunduğunu iddia eden Masonluğun; “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik”! farklı uygulamaları; yasalar önünde hepsi eşit olması gereken yurttaşlar arasında, nedense Masonların biraz daha fazla eşit olmaları; üstelik bunu hem inkâr etmeleri, hem de saklamaları!. Masonlar arası'dayanışmayı Sağır Sultan bile duymuştur; Masonluğun, hele Türkiye gibi bir ülkede, “alafranga bir seçkincilik eyilimi” olduğunu da! Hadi canım, yalnız bizde mi, gelişmiş Batı Avrupa ülkelerinde bile! Şimdi ister misiniz, Fransa'da “Masonluk imtiyazı”nın - biraz daha fazla eşitliğin- nasıl işlediğini, yaşanmış bir olayla örnekleyelim?...

Fransa'da öyle olursa!...

“Ecnebi” ülkede “kaçak” yaşamak belâlıdır; savaş sonrasının, ekonomisi çökmüş Fransa'sında, daha da belâlıydı: Polis kuş uçurtmuyor, üstelik nobran ve zalim. Gözaltına alındığım nezarethaneye (1950 İlkbaharı) “kaçak” bir Almanı, nasıl ağzı burnu kan içinde getirdiklerini, yazmıştım (Bkz. 'Abbas Yolcu'). İlerici Jöntürkler Birliği'ne, Nâzım Hikmet'i Kurtarma Komitesi'ne bulaşmış Türk gençleri, bu zulüm ve nobranlığı, fena halde yaşamışlardır.

 

İlgili Kitaplar/Makaleler

Dönüşü Olan İki Nehir

Dönüşü Olan İki Nehir

İki Yeraltı Nehri

İki Yeraltı Nehri