E. Ramsaur, Dr. Ernst Jaeckh'in 5 Şubat 1944 tarihli özel mektubuna dayanarak, kitabında şöyle bir “tanıklık” sergiliyor.
"...Masonluğun Jön Türkler'le ilişkisi, ihtilâlden sonra bir Fransız gazetecisinin Refik Bey adındaki bir Jön Türk'le yaptığı röportaj üzerine yarı resmi olarak kabul edildi. Refik Bey'in sözlerinden, Jön Türklerin Mason Localarından hayli yararlandıktan anlaşılmaktadır..."
"...Refik Bey, şöyle demekteydi: '...Masonların, özellikle İtalyan Masonlarının bizi manen destekledikleri bir gerçektir. İki İtalyan locasının 'Macedonia Risorta' ve ’Labor et Lux' büyük yardımları dokundu, bize toplanma yeri sağladılar. Localarda Mason olarak toplandık, zaten aramızda hayli Mason vardı ama aslında örgütlenmek için toplanıyorduk. Beraber çalışacağımız arkadaşlarımızın çoğunu da bu localardan seçtik, zira adaylarla ilgili soruşturmalarda çok titiz davranıyorlardı, eleme işlemini hemen hemen tümüyle üzerlerine almışlardı. İstanbul'un Selânik'te yürütülmekte olan gizli faaliyetlerden hiç haberi yoktu; hafiyelerin localara girme çabalan sonuçsuz kalıyordu: üstelik bu localar İtalyan Maşrık-ı âzam'ına başvurarak gerekirse Italyan Büyükelçiliğinin müdahale edeceğine dair söz almışlardı..." (E. E. Ramsaur, 'Jön Türklerve 1908 İhtilali'- s.127. Sander Yayınlan, 1972).
İkinci tanıklığı, İttihat ve Terakki üzerine inceleme ve araştırmalarıyla tanınmış, PakistanlI bilim adamı Feroz Ahmad yapacak, o, bize, sadece, 'İttihatçı' bir avukat politikacının, kısa biyografisini veriyor, ama ne biyografi!.
"...Karasu'nun mesleği avukatlıktı. Devrimden önce, Macedonia Risorta Locasının büyük üstadı olarak İttihatçılar'ın gizli faaliyetleri için paravana görevi görüyor, aynı zamanda da onlar için kuryelik yapıyordu. 1908'den sonra, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin, 'jakoben' kanadına dahil oldu ve Talât'la işbirliği yaptı. Savaş sırasında, iaşe müfettişi tayin edildi, bu yolla büyük bir servet edindiği söylenir. 1919'da İtalya'ya göç etti ki, bu da onun daha önceden İtalyan tabiyetinde olmuş olabileceğini akla getirmektedir!.." (Feroz Ahmad, 'İttihatçılıktan Kemalizm'e', 2. Baskı. S. 169 Kaynak Yayınları, 1986).
İttihatçı Karasu, 1919'dan itibaren, birdenbire Carosso oluvermiştir. Bu iki tanıklık, bir gerçeği aydınlatmak için, seçildi: Masonluk, ya da benzeri “sivil toplum” kuruluşları, sütten çıkmış kaşık değillerdir; şu ya da bu şekilde, siyasi partilere hulul ve nüfuz eder, onların siyasetlerini belirli istikametlere yönlendirmeye çalışırlar..
Madalyonun öteki yanı..
... fakat, E. E Ramsaur'un, John P. Brown'dan naklen başka bir tanıklığı var ki. son yıllarda içine yuvarlandığımız siyaset/tarikat ilişkilerinin çetrefil ve karmaşık yapısı hakkında hem son derece ilginç bilgiler vermekte, hem de ciddi bir uyarı niteliği taşımaktadır. E.
E. E. Ramsaur diyor ki:
"... bazı yazarlar Bektaşiler'le Masonlar arasında bir ilinti olduğundan söz ederler. Richard Davey, 1897'de, bu tarikatın 'Bazı Mason Localarıyla ilişkisi olduğunu duyduğunu' yazar 1867'de, bazı Müslüman arkadaşlarının, Avrupa'ya gittiklerinde Mason Locaları 'na dahil olduklarını yazan John P. Brown, Bektaşiler konusunda şöyle demekteydi: -'...Bektaşi tarikatından dervişlerin, kendilerini Mason gibi görmelerini ve onlarla kardeş olduklarını ileri sürmelerini garipsedim.'..." (E. E. Ramsaur, aynı eser. S. 132).
Bu kadarla kalıyor mu, hayır, Ramsaur'un o küçük fakat yararlı eserinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Bektaşiler'den başka. Melâmîler'le içli dışlı olduğunu görüyoruz.
"...bu konuyla ilgili olarak, sözü edilmesi gereken bir diğer derviş tarikatı da Melâmîler'dir. Selanik'te kurulan Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin ilk üyelerinden Mehmet Tahir Bey'in bu tarikata mensup olduğuna daha önce değinmiştik. Onun cemiyet'e girmesi üzerine, '...Melâmî Tarikat'na mensup olan Mehmet Tahir Bey'in kişiliğinden ötürü, üye sayısı kısa zamanda büyük bir artış gösterdi; zira Mehmet Tahir Bey'in başta olduğunu duyan bütün diğer 'kardeşleri' Cemiyet'e üye olmakta sakınca görmediler' (Martin Hartmenn) Genel kanıya göre, Bektaşiler gibi Melâmîler'in de Masonlar'la ilişkisi vardı." (E. E. Ramsaur, aynı eser. S. 133).
İki şey, çok açık!..
Peki, bu lâflar niye? Niye bu “tanıklıkları” sayıp döktüm? Anlayan anladı ya, yakın tarihimizden aktarılmış bu kesit; bu kesitte, damar damar, açıkça görülen, “yeraltı ilişkileri”; iki şeyi, hiçbir açıklamaya ihtiyaç kalmayacak bir netlikle, gözlerimizin önüne seriyor.
1/ Anadolu ihtilali ve inkılâbını, 'yapılandırırken', Mustafa Kemal Paşa' nın, hem Mason Locaları gibi 'alafranga', hem de Nakşîlik. Halvetîlik, Kadirîlik vb. gibi 'alaturka' tarikatları, neden ortadan kaldırdığını, çok daha iyi anlıyoruz: çünkü Meşrutiyetten müdevver çok partili düzen, görüldüğü gibi, aslında o iki 'yeraltı nehri'nin olanca 'seyyiatını' taşıyordu; Türkiye'de siyasi hayatı, temizliğe ve aydınlığa kavuşturabilmek için, o 'tehlikeli alâkalar'dan kurtulmak şarttı.
2/Türkiye, II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş sürecinden geçerken. Müdafaa-i Hukuk Doktrin i'nin “Kemalist” doğrultusunu tamamen kaybetmiştir; siyaset, cumhuriyet öncesinde olduğu gibi, çeşitli nüfuz ve tesirler altındaki', “alafranga” ve 'alaturka' tarikatların cirit attığı bir faaliyete dönüşmüştür. Nasıl, inanamadınız mı? Sizi inandırmak, kolay; yaşadığımız günlerin siyaset dünyasını, bu dünya içindeki çeşitli ilişkileri anlatabilmek için, kısaca ne yapmak lâzım biliyor musunuz: yukardan beri sıraladığım örneklerde, sadece partilerin, tarikatların, kişilerin adlarını değiştirmek!...
Bu kadarı yeter. Bazılarını değiştirmeseniz de, olur.
Cumhuriyet Gazetesi, Söyleşi, 24.8.1998