Hürriyet, 7-8 Ekim 1931 Anadolu, 8, 11 Ekim 1931
Muhterem Avukat Nahit Hilmi Beyefendi'nin masonluk hakkında bana hitaben Hizmet gazetesinde çıkan kıymetli görüşlerini dün okuyabildim. Çok istifade ettim. Fakat bütün bunlar masonluk hakkındaki düşünüşlerimden bir şey değiştirmemişlerdir. Fikirlerimde sabitim. Ne masonlar beni, ne de ben bazı masonları ikna edemeyeceğim. Bu mukadderdir. Beni bu görüşleri beyana sevk eden, muhterem mason avukatın nezaketi, kibarlığıdır. Yoksa masonluğun kendisi değildir. Çünkü masonluğun ne olduğunu, nasıl kullanıldığını bilirim ve bunun hakkındaki kararımı çoktan vermişimdir.
Bazılarının "Masonluğu bilmiyorsun, cahilisin" gibi hitaplarına karşılık vermekte mazurum. Hatta muhterem Nahit Hilmi Beyefendi'nin "Yabancı lisanları biliyorsunuz, bu dillerde çıkan kitapları okusaydınız masonluk aleyhinde bulunmazdınız" tarzındaki fikirleriyle de meşgul olmayacağım. Çünkü bu bahis, sen falan kitabı okumadın, ben falan kitabı okudum gibi henüz mektep bitirmiş insanların gençlik övünmelerine benzer gibi bir şey oluyor. Nerede kaldı ki masonluğun yüksek derecelerinden birini işgal ettiğini öğrendiğim muhterem avukata okuduğum şeylerle ders verir gibi bir vaziyet almayı da yetişkin bir manzara usulüne uygun bulmam.
Nahit Hilmi Beyefendi, yobaz hocalarla, Cizvit papazlarının masonluk aleyhtarı olduklarını ileri sürüyor. Beni onlarla bir safta masonlara aleyhtar görmekte eza duyuyor.
Muhterem avukatın bu tarzdaki yanlış muhakemesinden ben de çok eza duymaktayım. Fakat her ikimiz de bir şeyle teselli bulabiliriz. Yobaz hocalarla Cizvitler, mason aleyhtarı Mahmut Esat’ın lehinde değildirler.
Onu ellerinden gelse bir kaşık suda boğacaklardır. Demek ki, Cizvitlerle, yobazlarla aramda bir ittifak yoktur. Bunların masonluk husumetleri başka, benim aleyhtarlığım büsbütün başkadır.
Masonluğun şiddetli aleyhtarı Mahmut Esat, davasını kazanmak için yobazlarla Cizvitlere el uzatmaya tenezzül etmez. Her iki teşekkülün de hasmıyım. Çünkü her ikisini de Türk milliyetçiliğine karşı zararlı ve çok tehlikeli görüyorum. Örgüt haline gelen mezheplerin her ne şekilde olursa olsun dünya işlerine karışmalarının düşmanıyım. Masonluk bir mezheptir.
Nahit Hilmi Beyefendi masonluğu Türk milliyetçiliğine zararlı değil, onun hizmetinde gibi gösteriyor. Bu yazıda "Üstadı azam" gibi belirsiz isimler verilen, kim olduğunu bilmediğim gizli bir zatın son nutkunu delil olarak ileri sürüyor. Bu nutku vaktiyle okumuştum. Bu defa da Hizmet gazetesinde çıkan kısmını dikkatle gözden geçirdim.
Bu nutuk dahi, zatıâlinize hemen söylemeliyim ki, kanaatlerimde bir değişiklik vücuda getirmedi. Bilakis onları kuvvetlendirdi. Çünkü "Üstadı azam" adını taşıyan o gizli kişi, istemeyerek, fakat tashihe uğrattığı bu nutkunda bile "beynelmileliyetçiliğin -intema- tionalite" nin masonluğun hedefi olduğunu ısrarla beyan ediyor.
Mahmut Esat Beyefendi, bu sırada 15 Eylül 1931 tarihli Hizmet gazetesini açarak Nahit Hilmi Bey tarafından nakledilen nutkun şu parçalarını okumuştu:
“İdealimizin-yani masonluğun-genişleyerek, sınırlarımızı aşarak dünya çapında kolektif -müşterek- bir ideal halinde tecelli edebilmesi, milletlerarası münasebetlerimizin devam ettirilmesine ve geliştirilmesine çalışmaktan haz ve zevk duyarız, fakat itiraf edilmelidir ki, insanlar; milletler arasındaki sıkı sınırı ortadan kaldıracak kadar henüz gelişmiş değildirler.”
Bir başka parçayı aynen okudu:
"Dünya çapında bir kardeşlik, yani bütün dünya insanlarının yekdiğerini kardeş kabul edivermeleri, esasen realize oluvermesi bugün çok uzak bir idealdir. Dolayısıyla fazilete ve insanlık telkinlerine evvela kendi memleketimizde kendi sınırlarımız dâhilinde başlamak lazımdır."
Mahmut Esat Bey tuhaf bir vaziyette omuzlarını kaldırdıktan sonra şu suretle sözlerine devam ettiler;
- Rica ederim Reşat Bey, bu satırları okuduğunuz zaman ne anlıyorsunuz? Benim anladığım şudur, dediler ve bana elinden hiç düşürmediği on bir kuruşluk sigaralarından bir tanesini dahi vererek beyanatlarına devam eylediler:
- Masonluğu bütün dünyaya bir anda kabul ettirmek mümkün olmadığı için bizim masonlar bunu evvela bize getirecekler, evvela bizi mason, yani bütün dünya ile kardeş yapacaklar, sonra da sınırlarını aşarak dünya masonlarıyla el ele, herkese anlatmaya çalışacaklar! Çok güzel, çok cazip bir hayal!.. Amma, yakıcı, kül edici, tehlikeli bir hayal!.. Zaten masonluğu ellerinde hulül, istila, tahakküm, soygunculuk vasıtası yapan emperyalistlerin istediği de bundan başka bir şey değildir. İstila altında kalan kara bahtlı memleketlerdeki mason localarının faaliyetlerine bakılırsa bu hakikati muhterem Nahit Hilmi Beyefendinin de üzüntüyle, hüzünle göreceğine inanmak isterim.
"Üstadı azam" denilen gizli zatın bize anlattığına bakılırsa, masonluğun hedefi ve ideali beynelmilel kardeşliktir. Milliyetçilik değildir. Milliyetçiliğe aleyhtardır. Hatta düşmandır. Çünkü milliyetçilik onun idealine taban tabana zıt bir varlıktır.
Nahit Hilmi Beyefendi, masonluktaki "beynelmilel=intemati- onal" tabirini iştirak usulleriyle yorumlamaya çalışmışlar. Bu çıkmaz bir yoldur. Çok zayıf bir dayanaktır.
Hani Reşat Bey; bu anlamlandırma, bu yorum bizim bazı yobaz cahil hocaların "Kuranı Kerimi daha fazla yükseltebileceklerini zannıyla mesela "Tuyur" kelimesinin "T" harfindeki zammeyi yorumlayarak bugünkü "Tayyare" manasını çıkarmaları gibi tuhaf bir şey oluyor. Muhterem avukatın masonluğu böyle bir yoldan müdafaaya çalışmasına gönlüm razı olamaz. İnternationalin bir tek manası vardır. O da, beynelmileldir. Milliyetçiliğin aksidir.
Bu sırada Mahmut Esat Beyefendinin yanında oturmakta olan hemşerilerinden çiftçi bir Kuşadalı durup durduğu yerde bahse karıştı. Mahmut Esat Bey’in kendisine uzattığı o on birlik cigarayı tellendirdi:
- Dedile dedile emme... Kulak asma. Bu işler de senin dediğin gibi.
Dedi. Kuşadalının bu orijinal hükmü hepimizi güldürmüş, Mahmut Esat Bey de hafifçe tebessüm etmekten kendisini alamamıştı.
Tekrar söze devamla dediler ki:
- "Masonluk milliyetçiliktir" demek "Hıristiyanlık Müslümanlıktır, Müslümanlık aynı zamanda Hıristiyanlıktır" demek gibi acayip bir şey oluyor!.. Değil mi?..
Daha açık konuşalım:
Masonluğa her millet girebilir mi? Mason olarak hepsinin hedefi, akidesi bir mi? Mesela, bir Fransız, bir Japon, bir Yunanlı buraya gelince bizimkilerin arasına karışmak hakkına sahip mi? Bir Yahudi, bir Rum, bir Ermeni bizimkilerle bir locada toplanıyor mu? Masonluğun mukadderatına bizimkiler kadar hâkim mi? Evet, o halde Fransızın, Japonun, Yunanlının, sonra mekteplerinde hâlâ Rum, Yahudi, Ermeni kültürüyle yetiştirilen, Türkçeyi değil, hâlâ kendi dillerini söyleyen, söyletmekte inat eden, böyle yetiştirilen insanların bizimle bir çatı altında anlaşmalarına, bizden olmalarına imkân var mı? Milliyetlerini muhafaza için Lozan Antlaşması na bile azınlık hakkını koyduran bu adamların kardeşliğine masonluk bizi nasıl inandırabilir? Bu mezhebin milliyetçilik denecek neresi kalıyor?
Anlamak istediğim yönlerden birisi de şudur:
Biliyoruz ki, ırk, milliyet farkı olmaksızın masonluğa herkes girebilir. Orada herkes usulü dairesinde masonluğun mukadderatına hâkim olabilecek mertebelere çıkabilir. Demek ki, bir Rum, bir Yahudi, bir Ermeni de böyle bir teşekkülün başına şef olarak geçebilecek ve Türk masonluğunu idare edecek!.. Hatta ne bileyim bir Fransız bile, bir Yunanlı bile... Bütün bunlara göz yumacağız, masonluk milliyetçiliktir diyeceğiz, öyle mi? Bu nasıl olur? Ve buna kim inanır?! Herhalde ben değil... Yakın uzak tarihimiz hiç değil!..
Benim şahıslarla hiçbir meselem yoktur. Masonlar arasında çok sevgili arkadaşlarım vardır. Bunlara hürmetim vardır. Benim hücumlarım şahıslara değil, doğrudan doğruya masonluğun prensip lerinedir. Bu çok insani olduğu iddia edilen prensiplerle dünya ve insanlık istismar ediliyor. Mesela düşününüz ki, İngilizlerin meşhur casusu Lawrence bile masondur. Başlarında "Ağahan" bulunan mason locaları İngilizlik namına Hindistan'ı baştan başa doldurmuş kardeşlik teraneleri içinde 320 milyonluk bir insan kitlesinin boynunda esaret zincirinin sürüklenmesine sebep oluyor.
Rica ederim, Casus "Lawrence", "Ağahan’', daha bilmem kimler buraya gelebilseler, localara kardeş diye girmek hakkına sahiptirler. Bunun da adına milliyetçilik mi diyeceğiz? Buna milliyetçilik değil, insanlık bile demezler. Benim bütün endişelerim, aziz vatanın masonluğu kabul eden öz ve güzide evlatlarının haberleri olmadan, başka yerlerde olduğu gibi masonluğun memleketimiz ve milletimiz aleyhine kullanılmasıdır; kullanılıyor da...
Masonluk tatbikatta bu neticeleri veriyor. Teorik cepheden de bakılsa, milliyetçiliği, milliyetçilik duygularını öldürmek davasındadır. Çünkü "beynelmilelciliğe varabilmek için ilk yıkılacak, yıkılması lazım gelen engel budur değil mi?
Müsaadenizle size bir acı hatıramı nakledeyim: İsmini alenen söylemeyeceğim bir jandarma yüzbaşısı şu değerlendirmede bulunuyordu: "Bir harp olursa, ben karşımdaki masonlara silah çekmem. Eğer icap ederse silahı onlara değil kendi bağrıma sıkarım.” Masonluğun tahribatını görüyor musunuz?
Mahmut Esat Bey in simasında çok ciddi bir dalga dolaştı. Sıkıntısından on bir kuruşluk agoralarından birini yakmış, düşünmeye başlamıştı. Sanki bu sükût, muhterem muhatabımın ruhuna sinmiş büyük bir ıstırabın açık bir ifadesi oluyordu.
Nihayet tekrar beyanatlarına devam ettiler:
Birde, benim anlamadığım bir nokta var. Masonluk bir teşekkül olduğuna göre nasıl oluyor da gizli duruyor? Ne olursa olsun gizli teşekküller kanunen yasaktır. Gerçi "Türk Yükselme Cemiyeti" diye hükümete, o da pek yeni olmak üzere bir beyanname verilmiş ve bu teşekkülün vaziyeti kanuna uydurulmak istenmiştir. Bundan evveline kadar gizli olması hoş mu görülecek? Milletin kanunları herkes, her teşekkül için bir değil midir?
Bir de "masonluğun" adına ne hakla "Türk Yükselme Cemiyeti" denerek hakikat gizleniyor? 31 Mart hadisesinde asılan Derviş Vahdeti kurduğu "İttihadı Muhammedi Cemiyeti'ne "Laik Türk Cemiyeti" deseydi hakikat değişecek miydi? Beynelmilelci olan masonluk nasıl olurda "Türk Yükselme Cemiyeti" firması arkasında saklanıyor? Buna kim inanır?
Masonluk insanlık için çalışıyormuş, iyilik ediyormuş bahsine gelince: Acaba bu iyiliklerin memleketimizle alakalı kısımlarının neler olduğunu öğrenebilir miyiz? Benim bildiğim, bazı masonların masonluğu ileri sürerek kendi ceplerini -hem de Türk milleti zararına- doldurmaya çalıştıkları ve doldurduklarıdır.
Bunların zaman zaman hükümeti bile etkilemek istedikleri, hükümeti kendi çıkarlarına alet etmek istedikleri görülmüştür. Mesela Yavuz işinde rüşvet meselesinden mahkum eski mason "Üstadı Azami" Fikret Bey'i hatırlayabiliriz. Bilmem daha sayalım mı? Buna lüzum var mı?
Nazarı dikkatimi çeken yönlerden birisi de, Türkiye'ye Protestan ve genç Hıristiyanlık propagandası için gelen misyonerlerin mason olmalarıdır. Elbette günün birinde Türk milleti ve onun hükümeti bunların hesabını soracaktır. Herhalde yanlarına kâr kalmayacaktır.
Muhterem muhaliflerim ve bilhassa muhterem Nahit Hilmi Beyefendi diyebilirler ki: Bu işlerle masonluk prensiplerinin alakası yoktur; bunlar şahıslarla alakalı şeylerdir. Eğer davamıza böyle bir mantık, bir muhakeme cereyanı verirsek işin içinden çıkmak zor olur. Dünyada hemen her mezhep, her din iyi gaye hedefleyerek yayılmıştır. Fakat tarih onu muhakeme ederken tatbikatta verdiği neticelerle hükmeder.
İslam dini, Hıristiyan dini için de böyle denebilir. Birinin zaman zaman yobazlar, cerrarlar, ikiyüzlüler, diğerinin cennet anahtarlarını satan papazlar elinde kalması yüzünden din namına işlenen fecilikleri, rezaletleri bilmem ki belirtmeye gerek var mıdır? Tarih bunları yaza yaza bitiremez. Hükmünü verirken dinlerin dünya işlerine karışmaması, "yalnız vicdan malı olarak kalması lazımdır" diyor. Nerede kaldı ki masonluk bir vicdan meselesi de değildir. Türkiye'de siyaset yapıyor, memleketi ikiye ayırıyor. Türk gençliğini şuursuz hülyalar içinde bırakıyor. Tehlike var!
Büyük Türk gençliği, mefkuresini masonlukta bulamaz. O, idealini on bin yıllık Türk tarihi kokan bu topraklarda, bütün bir medeniyete on bin yıl üzerinden bakan milletinin bağrında bulabilir. Her şeyden evvel Türküz, her şeyden sonra yine Türküz. Onun için yaşarız, onun için ölürüz.
Mahmut Esat Beyefendi artık son sözünü söylemiş ve Türkiye'de Türklükten başka dava olamayacağını tekrar ederek izahatına son vermiştir.
Müsveddeleri toplayarak matbaaya koşarken, arkamdan seslenip:
- Bir cigara daha alınız, dediler. İki gün devam eden bu beyanatı Hürriyete vermek zahmetinde bulunduklarından dolayı kendilerine teşekkür ettim.
Masonluk Meselesi - 1
Görüntüleme: 169