Osmanlı 'da Mason Locaları

Osmanlı 'da Mason Locaları

Batı ülkelerinin mason örgütleri, İstanbul, Anadolu, Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika da localar açtılar. Başlangıçta bu localar, Batılı asker ve sivilleri bünyesine alırken, sonra bulundukları yerdeki önce Müslüman olmayan ahaliyi, ardında Müslümanları devşirmeye başladılar, devlette etkin kişiler üzerinde çalışmaya başladılar. Bu localarda sıradan yerel halktan kimse yoktur. Misyoner okullarında, mason tarikatının kullanabileceği insanlar da yetiştirilmişti.

Mason Tarikatının, sömürülen veya sömürülecek ülkelerden mason devşirmesinin en yaygın yöntemi, ülkelerine gelen öğrencileri, diplomatları, sivil ve askeri bürokratları localarına almak, mason yapmak ve sonra ülkelerine dönüşlerinde onlara loca kurdurmak veya kurulu kendi denetimlerindeki localara alıp, kullanmaktır. Halen de bu yöntemi kullanmaktalar. İlk Osmanlı masonlarının, mason olma süreçleri,  İran, Mısır, Lübnan, Afganistan ve diğer çevre ülkelerde görülen yöntemin aynıdır.   

Fransa'ya elçi olarak gönderilen Yirmi sekiz Mehmet Çelebi, oğlu Sait Çelebi'yi de Kethüda olarak beraberinde götürmüş ve bir yıl kadar Paris'te kalmışlardır. 1720 senesinde masonluğa devşirilirler. Sait Çelebi, İbrahim Müteferrika mason biraderler, Türkiye de ilk matbaayı kurmuş ve bu sırada İstanbul’daki bu Fransız locasına bazı dostları ile beraber katılmışlar.  Yirmi sekiz Mehmet Çelebizâde ve Sait Paşa bilinen ilk Osmanlı tebaası masonlar. Aslı Fransız soylu olan Kumbaracı Ahmet Paşa ve Tophane'de oturan, zengin ve açık fikirli bir tüccar Yusuf Çelebi ve silahşor Hasan Ağa’nın, Osmanlı’nın ilk Müslüman Masonları olduğu söylenir, gerçekte Sabataycılar'dır. 


İlhami Soysal; 

“…Masonluğun Türkiye'ye ve Osmanlı ülkesine Batıdan ‘İthal malı’ olarak geldiği ve temellerinin ‘yabancılar’, daha sonra da ‘azınlıklar’ eliyle atıldığını görmezden gelmek olanağı yoktur.”  

Mason Yavuz Selim Ağaoğlu mason tarikatının Batıdan emperyalistler tarafından getirildiğini itiraf ediyor; 

“Tanzimat Fermanı’nın yabancı mason otoritelerine (obediyanslara) bağlı locaların çalışmalarını kolaylaştırmış olabileceği düşünülse de, esas dönüm noktası Kırım Savaşı olsa gerektir. Kırım Savaşı ertesinde 18 Şubat 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı azınlıklara ve yabancılara eşitlik ifade etmesi ve yabancı tebaa mensuplarına elçiliklerin diplomatik himaye imkânını getirmiş olması ile dikkat çekicidir. Bu himaye hakkı loca faaliyetlerine de önemli bir serbestlik ve kolaylık getirmiştir.” 

Yahudi Tarihçi Paul Dumont;  

“Osmanlı masonluğu XVIII. yüzyılın sonlarına doğru doğdu. Ama ancak 1850’den sonra, Tanzimat İmparatorluğu’nun Batıya siyasal, ekonomik ve kültürel açılışı sayesinde gelişmeye başladı. O dönemde açık ve seçik olarak, bir “sömürge” masonluğunun çizgilerini taşımaktadır.  

Gerçekten de Sultan’ın topraklarındaki düzinelerce locanın hiçbiri özerk değildir. Hepsi aralarında rekabet ve farklı ulusların çıkarlarını temsil eden yabancı mason otoritelerine (obediyanslara) bağlıdır. “  

Osmanlı’da Avrupa devletlerinin diplomatlarının önemli bir bölümü masondur ve mason locaları ile organik ilişki içinde çalışıp, her türlü desteği sağlarlar. Tüm localar ve localarda konsoloslar dâhil, diplomatlar, “evrensel kardeşlik” söylemi arkasında, gerçekte ulusal kimlikleri ile devletlerinin bir uzantısı olarak çalışmaktadırlar. Kuruldukları yerler, ülkelerinin çıkar ve hedefleri doğrultusunda seçilmiştir. 

Paul Dumont; 

“İngiliz Locaları Kıbrıs'ta, Mısır'da, Suriye'de, Irak'ta; Fransız Locaları Lübnan'da, Süveyş kanalının kenarlarında... İtalyan Locaları Trablus'ta, Arnavutluk'ta, Makedonya'da. İstanbul ve Selânik gibi merkezi yerlerde, herkes yanyana kol kola.“    
Osmanlı da, emperyalist Batı devletleri vatandaşlarına, Kapitülasyonlar sayesinde her türlü polisiye ve hukuki koruma sağlanmaktaydı. Osmanlı polisi, mahkemesi mason localarını ve binalarını denetleyemez, içeri giremezlerdi. Kapitülasyon Hukuku ve hakları çerçevesinde koruma sağlanıyordu.    Ancak dışarıdan gözlem yapmakla yetinmek durumundaydılar.  Bu sayede de, masonlar, Osmanlı devletine karşı gizli örgüt kuranlara, her türlü belayı ve ihaneti örgütleyenlere;  Osmanlı devletine karşı gizlilik ve güven sağlar. İtalyanlar, hazırladıkları raporda durumu şöyle açıklarlar; 

“1- İtalyan locaları ve özellikle Osmanlı topraklarında kurulmuş olanlar, Genç Türkler tarafından başlatılan siyasi kurtuluş hareketine destek verdilerse bu, Masonluk kurumunun temel ilkelerinin mecbur kıldığı bir görevi yerine getirmek içindi.”   
Bir başka ülkenin, yasadışı örgütlenen siyasi bir grubuna, kendi devletine karşı, yasa dışı siyasi eyleminde destek olduk ve bunu da masonluk kurumunun gereği olarak yaptık diyor. Kurumsal yasa dışı eylemi benimsiyor ve savunuyor. Bundan daha açık bir itiraf olur mu? Bunun üstüne masonluğu kim savunabilir?  

Orhan Koloğlu da aynı fikirde;

“Böylece milliyetçi ve sömürgeci çizgiyle mutabakatını İtalyan Büyük Doğusu tam olarak belirtmiş oluyordu.“  

Türkler ve Müslümanlar mason localarında etkisiz azınlıktır.  Fransız, İngiliz, İtalyan vatandaşları ile yabancı yurttaşlığı da olan veya yalnızca Osmanlı tebaası Ermeni, Rum, Yahudi, Sabataycılar egemendir. Özellikle İstanbul, İzmir ve Makedonya localarında yer aldığı düşünülen isimlerinden hareketle Müslüman kabul edilenlerin, gerçekte Müslüman olup olmadıkları kuşkuludur.  
Sabetay ’ın mehdi olduğuna inanan Yahudiler, bazı gelişmeler sonunda, O’nun isteğine uyarak din değiştirip, Müslüman oldular. Gerçekten din değiştirip, döndükleri konusunda Türk toplumunda her zaman kuşku vardır. Görünüşte Müslüman ibadetlerini yaparken, arka planda, gizliden Yahudi ibadetlerini yaptıkları da yaygın bir düşüncedir.  

Tehcirden sonra, aynı gizlilik ve kimlik değişikliği Ermeniler için de söz konusudur. Türk ve Müslüman ismi alıp, ama gizliden Ermeni milliyetçiliğini ve Ortodoks inançlarını sürmekteler. Bütün bunlara ek olarak Osmanlı sarayında siyasi iktidara egemen olanlar, devşirmelerdir. Devşirmeler de artık Osmanlı’ya değil, köklerine ve soylarına bağlılık etkin olurken Osmanlıya bağlılık bitmiştir. Böylece mason tarikatı içinde Türk ve Müslüman ismi taşıyanların büyük çoğunluğu Türk ve Müslüman olmayan kişilerdir.